Notlar 1

Akciğer Histolojisi

Trakea > primer bronş > sekonder bronşlar (sol ana bronş iki, sağ ana bronş üç sekonder bronşa ayrılır -lobar).

Lobar bronşlar, her bronkopulmoner segmente girecek şekilde bir tersiyer bronş verir. Ortalama olarak sağda 10 tane, solda 9 tanedir. > Tersiyer bronş (küçük bronş) > terminal bronşiol > respiratuvar bronşiol.

Bronşlar: Primer bronş (kıkırdak halka) trakea ile aynı yapıdadır. Akciğere girdikten sonra kıkırdak ve kasların organizasyonu dışında bronş mukozası trakea mukozasına benzerdir. Çapları 5 mm’ye kadar küçülür. Çapı azaldıkça kıkırdak halka izole adacıklar şeklinde görülür. Lamina propriada düz kas birbiriyle çaprazlaşır.

Bronşioller: Çapı 5 mm ‘nin altındadır. Bez bulunmaz. Kıkırdak yoktur. Goblet hücrelerinin sayısı gittikçe azalır. Geniş çaplılarda PSSS epitel (psedö stratifiye silli silindirik) bulunur, küçük çaplı terminal bronşiollerde epitelin boyu azalır, TKP (tek katlı prizmatik) veya TKK (tek katlı kübik) epitele dönüşür. Bronşdan aşağı doğru gidildikçe kas miktarı artar , maksimum seviyede terminal bronşiollerde bulunur, sonra azalır. Bronşiollerde Klara hücreleri bulunur. Lamina propria; düz kas ve elastik lifler bulunur. Bronşiol kası bronşdan iyi gelişmiştir.

Respiratuar Bronşioller: Her terminal bronşiol 2 veya daha fazla respiratuar bronşiole ayrılır. Silyalı kübik epitel distale doğru silleri kaybolur, klara hücresi bulunur. Alveollere açıldığı bölümde Tip 1 Alveolar (Pnömosit) hücreler bulunur. Epitelin altında düz kas ve elastik bağ dokusu bulunur.

Klara Hücresi: Bronşiyollere özgü, silyalı olmayan prizmatik hücrelerdir. EM’de merokrin tarzda salgılanan büyük sekretuvar veziküller ile dolu apikal sitoplazmaları vardır. AGER bulunur böylece Klara hücreleri nefesle alınan azot dioksit gibi pek çok zararlı maddeyi detoksifiye edebilir. Bol mitokondriyon sayesinde yüksek oksidatif kapasiteye sahiptir. Salgıları arasında Clara cell secretory protein (CCSP) ve sürfaktan benzeri bir madde bulunur. Ayrıca salgılarının antiinflamatuvar rol oynandıkları sanılmaktadır. Bronşiyol epitelini saran sürfaktan gibi koruyucu madde salgılar. Epitel bütünlüğünü korumada etkili lökosit proteaz inhibitör salgılar ve ayrıca lizozimler salgılar. Yaralanmalarda epitel tamiri için kaynak kök hücre özelliği taşır (progenitör – stem).

Alveolar Kanallar: Duvarı tamamen alveollerden oluşan dolayısı ile tek katlı yassı epitel ile döşeli, ince duvarlı hava dolu uzun kanallardır. Elastik ve kollajen lifler bulunur. Alveolar kanallar her birine birkaç alveolar saccusun (kese) açıldığı boşluklarla sonlanır. Bu boşluklara atrİa denir. Bu bölgeler elastik ve retiküler liflerle sarılıdır.

Alveoller: Sayıları 300 milyon, yüzeyleri 140 metrekare olan ve respiratuar bronşiollerde, alveolar kanallarda ve saccuslarda bulunan yaklaşık 200 µm çapında küçük kupa biçimli evajinasyonlardır (içinin dışa dönmesi). Komşu alveoller arasında pencereler bulunur, alveoller arası giriş çıkışı kontrol eder. Bunlara Kohn delikleri denir. Alveoller pnömosit diye bilinen ve EM’de daha iyi görülen, bazal lamina üzerinde tek katlı yassı epitel ile kesintisiz olarak kaplanmıştır. Bu epitelde 2 tip pnömosit bulunur. Tip 1 pnömosit: yassıdır, gaz alışverişini kolaylaştırmak için geniş bir yüzeyi vardır. Alveol yüzeyinin yaklaşık %95’ini kaplar. Fakat tüm epitel hücrelerinin sadece %40’ını oluşturur. Tip 2 pnömosit: ise daha kübik olan biçimlerinden dolayı kaplayıcı hücrelerin sadece %5’ini oluşturur ve 2 alveolün birleştiği köşelere yakın tip 1 hücrelerin arasında bulunur. Tüm epitel hücrelerinin ise %60’ını oluşturur.

Kan Hava Bariyeri: 0,1-1,5 µm kalınlığında olan hava ile kan arasındaki bu bariyer 3 yapıdan oluşur; alveolleri döşeyen tip 1 pnömositler, kapiller endotel hücresi, bu 2 hücrenin kaynaşmış bazal laminası.

Tip II (Büyük Alveoler Septal) Hücre: Tek, merkezi, yuvarlak ve ökromatik (açık renkte) çekirdek bulunur. Kübik hücrelerdir. 10-12 mikrometre, Kısa küt mikrovilluslara sahiptir. Golgi, GER, AGER, dağınık mitokondriyon ve peroksizom yer alır. Multilamellar cisim; sitoplazmasında sekretuvar vezikülleri temsil eder. Golgide yapılır ve eksozitozla boşaltılır. Pulmoner sürfaktanı sentezler ve salgılar, bu sürfaktan fosfolipid kompleksleri, protein ve alveolar yüzeyleri kaplayan karbonhidratı içerir. Sürfaktan deterjanımsı özelliği ile yüzey gerilimini düşürerek alveol kapanmasını önler. Alveol havalanmasını kolaylaştırır. Çoğalarak (proliferasyon); tip 1 hücreleri de oluştururlar. sürfaktan eksikliğinde hiyalin membran hastalığı oluşur.

Toz Hücreler- Dust Cell (Alveoler Makrofajlar): Kemik iliğinden gelen kan monositlerinden farklanır. 15-50 mikrometre, yuvarlak hücreler, merkezi tek çekirdek bulunur. Alveolar boşluğa doğru şişkinlik yaparlar, komşu interalveolar septumlar arasındaki bağlantı noktalarında bulunurlar. Çeşitli organeller ve primer ve sekonder lizozomlar bulunur. Yabancı partikülleri ve tozları yerler. Yutulur ya da balgamla dışarı atılırlar. Kalp yetmezliğinde, akciğerler kanla dolar, alveol içine geçen eritrositler alveoler makrofajlarca fagosite edilir. Kalp yetmezliğinde demir pigmenti (Hemosiderin) ile pozitif boyanır. Akciğer ve tükrükte görülen bu hücreler kalp yetmezliği hücreleri olarak bilinir.

Plevra: Seröz membrandır. Parietal ve visseral olmak üzere 2 yapraklıdır. Visseral akciğeri, parietal toraks boşluğunu döşer. Mezotel hücreleri bulunur. Altta, Lamina propria vardır. Mesotel hücreleri yassı epitel hücresidir. Lamina propriada; elastik lifler, kollagen lifler, düz kas, fibroblast, makrofaj bulunur.

——————————————————————————————————–

Bağ Dokusu

Epitel, kas, sinir gibi dokuların aralarını doldurur. Bağ doku tabakası orta germ tabakası olan mezodermin mezenşime dönüşmesi ve onun da bağ dokusuna dönüşmesi ile oluşur. Mezoderm > multipotansiyel hücreler > bağ dokusu hücreleri, kemik, kıkırdak, kas ve kan dokusu, hemapoietik hücreler, lenf hücreleri.

Bağ dokusu hücreler ve hücre dışı matriksten oluşur. Hücre dışı matrik ise esas ara madde ve fibrilden oluşur. Fibroblastlar bağ dokusunun en önemli komponenti olup esas madde ve fibrilleri salgılar. Fibriller ligament ve tendonların en önemli yapısıdır.

Bağ Dokusu Fonksiyonları: Esas fonksiyonu yapısal destek. Madde değişme ortamıdır. Vücudun korunması ve savunmasını sağlar. Yağın depolandığı yerdir. Kemikler ligamentlerle birbirine bağlanır. Tendon, kası kemiğe bağlar. Bağ dokusu organları çevreden kapsül halinde sarar. Ayrıca organın içinde stroma olarak destek verir. Metabolik artıklar, oksijen ve besin maddeleri hücrelerle kan arasında değişirken bağ dokusundan geçerler.

Savunma Ve Korunma Fonksiyonu: 1-Fagositik hücreler; hücresel artıkları, mikroorganizmaları, yabancı partikülleri yerler. 2-İmmunkompetan hücreler; antijenlere karşı antikor salgılar. 3-Bazı hücreler farmakolojik etkili maddeler salgılar. 4-Mikroorganizma invazyonuna karşı fiziksel engeller oluştururlar.

Ekstrasellüler Matriks: Çok hücreli canlıların dokularında hücre dışı alanlar hücreleri bir arada tutan ve onlara oksijen ve besin difüzyonu için gözenekli yol sağlayan jel yapısında bir maddeyle doludur. Buna ekstrasellüler matriks denir. Doku ve organların şekillenmeleri ve organların birbirlerine bağlanarak sistemlerin lokalizasyonunu sağlar. Ekstrasellüler matriks; esas (temel) madde ve fibrillerden oluşur. Esas madde: hücre ve fibrillerin arasındaki boşluğu dolduran su içeriği yüksek amorf maddedir. Bu nedenle hidrate yani sudan zengin, amorf materyaldir. Glikozaminoglikanlar: heparan sülfat, keratan sülfat, kondroitin sülfat, dermatan sülfat, hyaluronik asit. Proteoglikanlar: hyaluronik asite kovalent olarak bağlı, matriksin jel olmasından sorumlu çok iri makromoleküllerdir. Yapışkan glikoproteinler: yani ekstrasellüler matriksin çeşitli kısımlarını birbirine ve hücre membranının integrinlerine bağlanmasından sorumlu büyük makromoleküllerden oluşur. Laminin gibi bazal laminada, kondronektin gibi kıkırdaktaa, osteonektin gibi kemikte, fibronektin ise her yerde bulunur.

Preparatlarda esas ara madde (ekstrasellüler matriks) kaybedildiği için hücreler arasında boşluklar şeklinde görülür.

Fibriller: Hücre dışı fibriller elastik ve kollajendir. Kollajen: elastik yapıda olmayıp büyük gerilme gücüne sahiptir. Her fibril birbirine heliks tarzda sarılmış, 3 alfa zincirinden ibaret olan tropokollagen molekülünden oluşur. Alfa zincirinde amino asit sıralaması farklı 15 ayrı kollajen fibril tanımlanmıştır. En yaygın kollajen amino asidi glisin, prolin, hidroksiprolin ve hidroksilizindir. Genelde demet yaparlar (tendon ve ligamentte olduğu gibi). 6 adet major kollajen fibril tanımlanmıştır. Tip 1: en yaygın bulunur, kalın fibrilli, kemik, dentin, sementum, dermis, tendon, ligamentlerde bulunur. Tip 2: ince fibrilli olup, hyalin ve elastik kıkırdakta bulunur. Tip 3: retiküler fibrillerdir. Tip 4: fibriller yapı yok, bazal laminanın lamina densası ve lens kapsülünde bulunur. Tip 5: çok ince fibrilli olup, Tip1’in bulunduğu yerler ve plasentada bulunur. Tip 6: bazal laminanın Lamina retikülarise bağlanmasını sağlar. Böbrek, karaciğer ve uterusta bulunur. Elastik fibriller: elastin ve mikrofibrillerden oluşur. Bu fibriller boyunun %150’si kadar elastisite gösterir. Elastisitesi protein olan elastinden, stabilitesi ise mikrofibrillerden kaynaklanır. Elastinin aminoasitleri glisin, prolin, dezmozin ve izodezmozindir.

Hücreler: Bağ doku hücreleri hareketli ve sabit olmak üzere 2 grupta toplanır. Sabit hücreler hareketsiz olup uzun ömürlüdürler, bunlar fibroblast, yağ hücreleri, mastositler ve perisitlerdir. Gezgin hücreler kemik iliğinden orjin alırlar, kanda dolaşırlar ve uyarıldıklarında bağ dokusuna göç ederler. Hareketli olduklarından kısa ömürlüdürler. Bunlar plazmosit, lenfosit, nötrofil, eozinofil, bazofil, monosit ve bazı makrofajlardır. Sabit hücreler: Fibroblastlar: sayısı en fazla olandır. Hücre dışı matriksin ve fibrillerin sentezinden sorumludur ve farklanmamış mezenşim hücrelerinden gelişirler. Ya aktif ya da in aktifdirler. Aktif fibroblastlar: kollajen fibrile yakın yerleşir ve onlara paralel uzanırlar. Uzamış ve soluk sitoplazmalı olduğundan hematoksilen-eozin (H-E) boyamada sitoplazmasını kollajenden ayırt etmek zordur. Hücrenin en belirgin kısmı daha koyu boyanmış oval, büyük, nukleolus taşıyan nükleustur. Golgi belirgin, GER fazla miktarda ve gelişmiştir. Aktin ve alfa-aktinin hücrenin periferinde myosin ise sitoplazmaya dağılmıştır.

İnaktif Fibroblastlar (Fibrosit): Daha küçük, daha oval ve sitoplazması asidofiliktir. Nükleusu daha küçük, daha koyu boyalı ve uzamıştır. GER seyrektir, serbest ribozom çoktur. Bu hücreler az çok hareket edebilir, nadiren bölünür. Adipositlere, kondrositlere ve patolojik şartlarda osteoblastlara dönüşebilirler.

Myofibroblastlar: Modifiye fibroblastlar olup, hem fibroblastın, hem de düz kas hücrelerinin özelliklerini gösterirler. Işık mikroskobunda normal fibroblastlardan ayırt edilemez. Mukozal yüzeylerde bulunur. Elektron Mikroskopta aktin demetleri ve koyu cisimcikler (düz kastaki gibi) görülür. Nükleusun yandan görünüşü düz kasa benzer. Myofibroblastlar bazal laminanın olmayışı ile düz kastan ayrılır. Yara iyileşmesinde çok bulunur. Ayrıca diş çıkması sırasında periodontal ligamentte bol bulunur.

Perisitler: Farklanmamış mezenşim hücrelerden gelişirler. Küçük venülleri ve endotelyal hücreleri sararlar. Düz kas hücresinin karakteristiğine sahiptir ve şartlar değiştiğinde diğer hücrelere dönüşürler. Bazal membranın içinde bulunurlar.

Adipositler (Yağ Hücreleri): Farklanmamış mezenşim hücrelerinden ve preadipositlerden gelişirler. Adipositler tam farklanır ve bölünemezler. Trigliseritleri hem sentezlerler hem de depolarlar. İki tip yağ dokusu vardır. 1-Unilokuler yağ yağ hücresi: beyaz yağ dokusu, yağı tek damla halinde depolar. 2-Multiloküler yağ hücresi:Küçük damlalar halinde yağ depolanır ve kahverengi yağ dokusunu oluşturur.

Mastositler: 20-30 mikrometre çapta sabit hücrelerin en büyüğüdür. Merkezi küremsi nükleusları vardır ve granüllerin çokluğundan dolayı nükleusu seçemeyiz. Kemik iliğindeki prekürsör hücrelerden köken alır. Sitoplazmalarında çok sayıda granül ayırt ettirici özelliğidir. Bu granüller sülfatlı glikozamino glikandır ve toluidin blue ile metakromatik boyanan heparin taşırlar. EM’da birkaç mitokondri, GER ve küçük golgi görülür. Heparine ilaveten granüllerinde histamin, nötral proteaz, aril sülfataz, eozinofik kemotaktik faktör, nötrofil kemotaktik faktör bulunur. Mastositler araşidonik asit prekürsörlerinden lökotrienleri sentez ederler. Mastositler ve bazofiller farklı hücreler olup, ayrı öncü hücreleri vardır. Kemik iliğinden köken alırlar ve kısa süre kan dolaşımında kalırlar ve bağ dokusuna geçerler ve mastositlere farklanırlar. Birkaç aydan daha az yaşarlar ve ara sıra bölünürler. Bağ dokusunda küçük kan damarları boyunca yerleşirler. Sindirim ve solunum sisteminde subepitelilyal bağ dokusunda bulunurlar. Bağ dokusundaki mastositler heparin taşırken sindirim sistemindekiler kondroitin sülfat taşırlar. Yüzeylerinde IgE ve Ig G4 için Fc reseptörüne sahiptir. İmmun sistemde anafilaktik reaksiyon olarak bilinen iltihaba cevabın başlaması ile fonksiyon görürler. Bu cevap genelde yabancı proteinlere , zehirlere, polenlere ve bazı ilaçlara karşı verilir.

Makrofajlar: Bazıları sabit hücreler, bazıları gezgin hücre gibidir. Fagositozda aktiftir. Sitoplazmaları bazofilik olup (GER’den zengin olduğu için) birçok küçük vakuol ve koyu granüller bulunur. Nukleus ekzantriktir ve fibroblast nükleusundan daha koyu boyanır. Nukleolus belirsizdir. Nükleus böbreğe benzer, golgi ve GER iyi gelişmiştir, ışık mikroskobunda koyu, küçük granül şeklinde görülen bol lizozom vardır. (lizozom = azürofilik granül). Makrofajlar mononükleer fagositik sisteme (MFS) aittir ve kemik iliğinde ana hücreden gelişirler. Lizozomdan zengin, fagositoz kapasitesine sahiptir. Monositler kemik iliğinde gelişir ve kanda dolaşırlar. Özel sinyalle kapillerden veya venüllerden dışarı çıkarlar ve bağ dokusunda makrofajlara dönüşürler ve 2 ay kadar yaşarlar.

Mononükleer Fagositik Sistem: Karaciğer Kupffer hücreleri, akciğerin toz hücreleri, derinin Langerhans hücreleri, kanın monositleri, bağ doku makrofajları, dalak, lenf düğümü, timus ve kemik iliğinin mononükleer fagositik sisteme ait hücreleri benzeri morfoloji ve karaktere sahiptir. Osteoklastlarla MSS’deki mikroglialar morfolojik olarak farklı olmalarına rağmen mononükleer fagositik sisteme aittirler. Kronik iltihaplarda makrofajlar toplanır, büyürler ve poligonal şekilli epiteloid hücreler olurlar. Birçok makrofajlar kaynaşarak yabancı cisim dev hücreleri yaparlar. Bağ dokusundaki bazı makrofajlar sabittirler, dışardan gelen uyarı ile serbest makrofaj olurlar. Makrofajlar, yaşlı, hasarlı, ölü hücreleri ve hücresel artıkları fagosite ederler ve lizozomlarındaki hidrolitik enzimleri ile sindirirler. Makrofajlar mikroorganizmaların fagositozu ve yıkımı ile vücut savunmasında görev alır. İmmun cevap sırasında lenfositlerden salınan faktörler makrofajları aktive eder ve fagositoz güçleri artar. Aktive olan makrofajların şekilleri değişir, mikrovillusları ve ayakcıkları olur, hareketliliği artar. Lenfositlere antijen sunmada önemli rolleri bulunmaktadır.

Plazmositler: Bütün bağ dokusunda bulunmasına rağmen en çok kronik iltihap odaklarında yabancı maddelerin ve mikroorganizmaların vücuda giriş yerlerinde bulunur. B lenfositlerden gelişir ve antikor sentezlerler. Heterokromatinli nükleusu at arabası tekerleği manzarası verir.

Bağ Dokusu Türleri: Kollajen, elastin ve ara maddenin doku bileşimdeki oranlarına göre bağ dokularının özellikleri değişir. Aşil tendonu; %32 kollajen, %2.6 elastin. Ligamentum nuchae; %7 kollajen, %32 elastin bulunur.

Müköz Bağ Dokusu: Gevşek amorf bağ dokusu olup, jel-benzeri matrikste hyaluronik asit, Tip 1 ve Tip 3 kollajen fibriller ve fibroblastlar bulunur. Bu bağ dokusu ara maddesine Wharton jeli denir ve göbek kordonunda ve embriyonun subdermal bağ dokusunda bulunur.

Gevşek (Areoler) Bağ Dokusu: Gevşek bağ dokusu, derinin derin kısmında (Hipodermis), iç vücut boşluklarının mezotelial örtüsünün altında, damarların adventisyasında ve bezlerin parenkiminde bulunur. Müköz membranların gevşek bağ dokusu lamina propriadır. Gevşek bağ dokusu esas madde ve doku sıvısının çokluğu ile karakterizedir. Kollajen, retiküler ve elastik fibriller bulunur. Fibroblast, adiposit, makrofaj, mastosit (mast hücresi) ve farklanmamış hücreler bulunur. Sindirim ve solunum sisteminde ince epitelin altında bulunduğu için antijenlerin, bakterilerin ve diğer yabancı istilacıların giriş yeridir. İltihap, allerjik reaksiyon ve immun cevaptan sorumlu hücreler bulunur. Bu hücreler kanda dolaşırlar ve iltihap stimulusu ile kandan bu dokuya gelirler. Mastositlerden salınan farmakolojik ajanlar küçük kan damarlarının permeabilitesinin artmasına ve kan plazmasının dokuya sızmasına ve şişmeye (ödem) sebep olur. Normal şartlarda doku sıvısı kan veya lenf damarına geri döner. Kuvvetli ve uzun süreli iltihabi cevaplarda gevşek bağ dokusunda aşırı miktarda doku sıvısı birikir ve ödeme sebep olur.

Yoğun (Sıkı Veya Tıkız) Bağ Dokusu: Yoğun bağ dokusu gevşek bağ dokusu ile aynı komponentleri taşır ki, fibril çoğalmış hücreler azalmıştır. Burada çok miktarda bulunan kollajen fibril demetleri gerilmeye karşı dayanıklılığı arttırır. 1-Düzensiz yoğun bağ dokusu: düzensiz yoğun bağ dokusunda kollajen fibril demetleri birbirine karışıktır ve rastgeledir. Sıkıca paketlenmiş, arada esas madde ve hücreler bulunur. İnce elastik fibril ağları kollajenler arasına dağılmıştır. Kollajenler arasında en çok fibroblastlar bulunur. Derinin dermisi, sinirlerin kılıfları (epinörium, perinörium gibi), dalak, testis, ovaryum, böbrek ve lenf düğümlerinin kapsülleri bu gruptadır. 2-Düzenli yoğun bağ dokusu: birbirine paralel sıkıca paketlenmiş kaba kollajen demetlerden yapılıdır. Esas madde kollajen demetlerin arasında çok azdır. Levha benzeri fibroblastlar kollajen fibrillere paralel uzanırlar. Tendonlar, ligamentler ve aponeurose’da düzenli sıkı bağ dokusuna örnektir.

Düzenli Sıkı Elastik Bağ Dokusu: Kollajen fibril ağlarının aralarında dallı elastik fibrillerden yapılıdr. Arada fibroblastlar bulunur. Elastik fibriller birbirine paralel ya levha ya da membranlar yaparlar. Pencereli membranları büyük kan damarlarında, ligamentum flavada (vertebra) ve penisin asıcı bağlarında bulunur.

Retiküler Doku: Esas unsuru tip 3 kollajendir. Kollajen fibriller ağ benzeri bir yapı şekillendirir ve aralarında fibroblastlar ve makrofajlar yer alır. Tip 3 kollajeni fibroblastlar sentezler. Retiküler doku yağ dokusu, kemik iliği, lenf düğümü, dalak, düz kas ve Langerhans adacığında görülür.

Embriyonik Bağ Dokusu: hem mezenşimal, hem de müköz bağ dokusu taşır. Bu tür bağ dokusu yalnızca embriyoda mevcuttur. Mezenşimal hücreler ve arada retiküler fibrillerden yapılıdır. Mitoza sık rastlanır. Erginlerde kapiller boyunca uzanan perisitler bağ dokusunun diğer tiplerine dönüşebilirler.

Bağ Doku Boyanması: Eozinle pembeye boyanır. Mallorinin trikrom boyası; metilen mavisi ile maviye boyanır. Massonun trikrom boyası; light green ile yeşile boyar. Van Gieson; asit fuksin ve pikrik asit karışımıdır. Kollajen asit fuksin ile kırmızıya boyanır. Kas ve eritrosit ise sarıya boyanır. Verhoef; elastik lifler siyaha boyanır.

——————————————————————————————————–

Beyin Histolojisi

MSS ile İlgili Genel Bilgiler: Traktus: aynı yerden orijin alan, aynı yere giden ve aynı fonksiyonlu nöron gruplarıdır (uzantılarıdır), Tr. spinoserebellaris gibi. Fasikülüs: demet, deste de denir. Fonksiyonları aynı olan sinir fibrilleri için kullanılır. Nükleus: bir aradaki aynı fonksiyonlu nöron gruplarıdır. Kolumna: aynı fonksiyonlu nöron grupları bir çizgi (düzlem) üzerinde ise bu terim kullanılır. Md. Spinalisde kolumna anterior ve posterior örnektir. Substansiya alba: (beyaz cevher): miyelinli ve miyelinsiz sinir fibrilleri ve glialar bulunur. Beyaz rengi çok sayıdaki miyelinden oluşur. Soma (perikaryon) yerleşmez ama istisnai durumlar vardır. Substansia grisea (gri cevher): somalar, çoğu miyelinsiz, azı miyelinli sinir fibrilleri, protoplazmik astrosit, oligodendrosit ve mikroglialardan oluşur. Taze dokuda gri renkte seçilir. Ensefalon: kafaiçi anlamındadır. Kranial kavitenin içini tamamen doldurur. Duvarı kalındır. MSS deki kaviteler (3. ,4. ventriküller gibi) medulla spinalisin ortasında kanalis sentralise dönüşür. Morfolojik ve fonksiyonel önemli bölümleri vardır. Romben sefalon, mezensefalon, prosensefalon gibi.

Piramidal Hücreler: Piramide benzerler. Gövde (soma) çapları; 10-15 μm. 120 μm çapında olanlara Betz’in dev hücreleri denir, en büyük hücreleridir. Gyrus precentraliste bulunur. Küçük, orta ve büyük tipleri vardır.

Yıldız Hücreler: Stellat, granüler nöronlar da denir. 8-10 μm çaptadır. Küçük olmalarından dolayı granül hücreleri de denir. Poligonal şekillidir. Birden fazla dentrit ve kısa akson bulunur. Akson çok kısadır (golgi tip II), kortekste kalır, piramidalin dentridi çevresinde sinapslaşır.

Fusiform Hücreler (Modifiye Granüler Nöron): En derin tabakalarda bulunur. Uzun eksenleri beyin yüzeyine dik yerleşmiştir. Dentritler gövde uçlarından çıkar. Alt uçtan çıkan aynı tabakada dallanır. Üst uçlar beyin yüzeyine çıkar. Akson gövdenin alt yarısından çıkar (beyaz cevher). Birçok piramidal nöronla sinapslaşır. Kommisural yollar (fibriller): her iki beyin hemisferindeki eşit merkezleri birbirine bağlayan transvers yollar veya fibrillerdir. Assosiasyon yollar: beynin aynı hemisferindeki merkezleri birbirine bağlar, sagittal(önden arkaya doğru olan yön) yönde olup kısa uzun 2 tipi vardır. Fibria arcuata cerebri denilen kısa lifler kortekse yakındır. Komşu iki beyin kıvrımını birbirine bağlar. Uzun liflerse daha derindedir. Singulum, fasciculus longitidunalis superior, fasciculus longitidunalis inferior, fasciculus uncinatus, assosiayon liflerine örneklerdir. Projeksiyon lifler: beyin korteksini daha alttaki medulla spinalis ve beyin kısımlarını yukarıdaki merkezlere bağlayan, vertikal (dikey) seyreden fibrillerdir.

Horizontal Hücreler: Yüzeyel yerleşmiş horizontal konumdaki fuziform nöronlardır. En dıştadır. İğ şeklinde olup herbir ucundan çıkan dendritler beyin yüzeyine paralel uzanır ve piramidal hücrelerin dendritleri ile bağlantı kurar.

Martinotti Hücreleri: Tersine dönük piramidal nöronlardır. Tüm tabakalarda görülür. Küçük multipolar hücrelerdir. Kısa dentritlere sahiptir. Aksonu ak cevhere gider, dentrit kortekse dağılır. Her piramidal nöron kortekste, diğer piramidal nöronlarla, internöronlarla ve kortekse gelen afferent projeksiyon fibrilleri bağlantı kurar. Yan bağlantılar, horizontal nöronlar ve assosiasyon fibrilleri aracılığı ile sağlanır. Beyin hemisferlerinin dışta kalan bölümü olan gri cevherler beyin korteksini yapar. Korteks dışa doğru girus denilen katlantıları yapar, içe doğru ise kıvrılarak sulkuslar yapar. Korteks gelişimine göre 2’ye ayrılır. 1-Paleokorteks (eski korteks-allo korteks); önce gelişir. 2-İzokorteks (neokorteks); sonradan gelişir, ileri farklılaşma gösterir.

Korteksin Tabakaları: Korteks ikiye ayrılır: 1-İzokorteks (neokorteks) 2-Allo (eski, paleo) korteks.

İzokorteks Tabakaları: 1-Stratum molekülare – pleksiforme: en ince tabakadır. Az horizontal nöron, çok sayıda horizontal uzantı vardır. En yüzeyel tabaka olup piramidal ve fuziform hücrelerin apikal dentritleri, yıldız ve martinotti hücrelerin aksonlarından oluşur. Thalamus ile assosiasyon ve kommissural yollardan gelen lifler de burada görülür. Bunların arasında Cajalın horizontal hücreleri görülebilir. Martinotti aksonları da görülür. 2-Stratum granulare externum: nöronlar birbirine yakındır. Çok sayıda küçük piramidal ve yıldız hücreleri görülür ve bunların dentritleri stratum molekularede sonlanır. Aksonları ise derin tabakaya girer. Ya burada sonlanır veya beyaz cevhere uzanır. Komşu akson ve dentritlerle, bu tabakadaki akson ve dentritler yoğun ağ yapar. 3-Stratum pyramidale externum: orta piramidal ve 2. tabakaya yakın küçük piramidal nöronlar var. Egemen hücre tipi piramidal tiptir. Piramidal; bu piramidal hücrelerin bazıları yüzeyel ki medium, derin olanına da büyük olduğu için magnum denir. Nöronun apikal dentritleri 1. tabaka olan stratum molekülareye gider. Aksonları beyaz cevhere inerek, burada assosiasyon, projeksiyon ve kommissural yollar olarak uzanır. Az sayıda horizontal ve vertikal fuziform nöronlar da burada bulunur. 4-Stratum granulare internum: 2. ince tabakadır. Yıldızsı hücreler görülür. Az sayıda küçük piramidal hücrelere rastlanır. Bu tabakada Baillarger’in dış bandı olarak bilinen ve horizontal olarak bulunan çok sayıda lif vardır ki kalındır. Baillergerin dış bandı ile genari şeridi aynıdır. Baillergerin dış bandı; komşu tabakalarda subkortikal bölgede, korteksin diğer kısımlarında yerleşik nöronların horizontal uzantılarıdır. 5-Stratum gangliozum (stratum pyramidale internum): en büyük ve orta boy piramidal hücreler ve az sayıda granüler nöronlar bulunur. Dentritleri 1. tabakaya çıkar. Aksonları kapsula internadan geçerek traktus corticospiralis olarak uzanır. Bunların arasında yıldız ve martinotti hücreleri bulunur. Baillarger’in iç bandı olarak bilinen ve horizontal olarak bulunan çok sayıda lif vardır. Motor korteksin bu tabakadaki hücreleri en büyük piramidal hücrelerdir ve Betz’in dev hücreleri olarak bilinir. Piramidal yolların 1/3 ‘ü bu nöronların aksonlarıdır ki Baillarger’in iç bandı adını alır. 6-Stratum multiforme: çoğunluk fuziform hücreler ve piramidal hücrelerdir. Azımsanmayacak derecede martinotti hücreleri de bulunur. Hücre gövdeleri üçgen ve ovalimsidir.Bu tabakanın hücrelerinin aksonları Beyaz cevhere iner. 2. ve 3. tabakalara supra (üstünde) nükleoleer tabaka, 5. ve 6. tabakalara ise infra (altında) granüler tabaka denir.

Homotipik: 6 tabakanın birlikte göründüğü kortex bölgeleridir ki şu yerlerde görülür. Frontal lobta piramidal hücre laminaları (3;5), pariatel lobta ise granüler hücre laminaları (2;4) iyi gelişmiştir. Polar; frontal kutup ve oksipital kutupta 6 tabakalı düzen en iyi şekilde görülür.

Heterotipik: 6 tabakanın birlikte görülmediği korteks bölgeleridir ki 2’ye ayrılır. Agranüler korteks: 2. ve 4. tabaka yoktur, bu korteks kalındır. Piramidal hücreler ve dev piramidal hücreler bulunur ki bu bölge motor bölgedir. Bu bölge frontal lobun girus presentralis ve arkasında bulunur. Granüler korteks: 3. ve 5. tabakalar yoktur, bu korteks incedir. Yıldız ve granüler hücreler vardır. Bu tip kortekste 4. lamina iyi gelişmiştir. Parietal lobun girus post sentralisi, area sitriata, temporal lobun üst yüzündeki akustik alan, sulkus kalkanaryus çevresi (görme merkezi) duyusal bölgelerdir.

Allokorteks (Paleokorteks): 3 tabakası vardır; moleküler tabaka, granüler tabaka, piramidal tabaka. Allodan izoya geçerken tabaka sayısı önce 4’e sonra 5’e ve 6’ya çıkar. Area piriformis (armudumsu alan) ve Formasyo hipokampi Allo kortekse örnektir.

Bazal Subkortikal Çekirdekler: Hemisferlerin talamusa bağlantı yerinde alba içinde bulunan nöron topluluklarıdır. Yavaş hareketleri kontrol ederler. Nükleus kaudatus: büyüklüğü, farklı çeşitli somalardan oluşur. Nükleus lentiformis: lens benzeri nükleus olup 2 kısmı vardır. Nükleus pallidum; iri mekiksi nöronlardan oluşup, solgundur. Nükleus putamen; kabuk veya kılıf anlamındadır, yandadır, çoğu yıldızsı soma taşıyıp büyük ve koyu gözükür. Nükleus klaustrum: putamen- insula arasında bulunur. Nükleus amigdoloideum: bademsi nukleus da denir. Yan ventriküllerin kornu temporalislerinin tavanında bulunur. Korpus striatum: nükleus kaudatus ve nükleus lentiformise beraberce korpus striatum da denir. Parkinsonda bazal çekirdeklerle beraber substantia nigra da zedelenmiştir. Substantia nigra nöronlarında Fe++ ve melanin pigmenti bulunur.

——————————————————————————————————–

Çoklu Gebelikler

Günümüzde çoklu doğumlar sık görülmektedir.

Çoklu Doğumun Başlıca Sebepleri: 1-Ovulasyonun gerçekleşmediği bayanlara tedavi amacı ile gonadotropin verilmesiyle ovaryumların stimüle edilmesi ve birden fazla sekonder oositin atılması, 2-Doğum kontrol haplarının (kontraseptivler) uzun süre alınıp bırakılmasından sonra ovaryumların stimülasyonu ve poliovulasyonu, 3-Annenin yaşı ve genotip, 4-Pek çok steril kişilere (örneğin tüpleri tıkalı) in vitro fertilizasyon ve embriyo transferinin uygulanması, 5-Güney Amerika’da ikizlik (Twin) yaklaşık her 90 gebelikten birinde, üçüzlük 8.100 gebeliğin birinde, dördüzlük 729.000 gebeliğin birinde, ve beşizlik 65.610.000 gebeliğin birinde şekillenir. Bu olgular tüpleri tıkalı kişilerin ovulasyonları hormonlarla stimüle edildiğinde artmaktadır.

İkizlik 2 zigottan köken aldığında gelişen ikizliğe dizigotik ikizlik ya da fraternal ikizlik denir. Tek bir zigottan köken alıp gelişen ikizlik ise monozigotik ikizlik ya da benzer ikizlik (identical twins) adını alır. Dizigotik ikizlik genetiğe bağlı olarak meydana gelir ve sıklığı ırklara göre farklılık gösterir. Ancak monozigotik ikizliğin sıklığı tüm toplumlarda aynıdır. Morman topluluğu arasında yapılan bir çalışmada, annenin kız çocukları arasındaki çift yumurta ikizlik sıklığı, annenin genotipi etkisinde olduğunu, babanın genotipinin etkisi olmadığı belirtilmiştir. Yine aynı toplumda, eğer ilk doğum ikiz ise sonraki gebelikte, ikizlik ya da çoklu gebelik tekrarı 5 kat fazla gözlenmiştir. Monozigot ikizlik sıklığı, anne yaşı ile çok az değişim gösterdiği halde dizigotik ikizlikte anne yaşı ile artmaktadır. 35-40 yaşları arasında dizigotik ikizlik oluşma sıklığı en yüksektir. Çünkü bu yaşlarda sıklıkla gözlenen ovulasyon gecikmeleri, birden fazla follikülün aşırı olgunlaşmasına neden olmaktadır. Fötal membranlar ve plasentanın durumu, ikizliğin kökenine ve gelişmesinin hangi dönemde olduğuna bağlıdır. Örneğin monozigotik ikizlikte ve blastosist döneminde, eğer iç hücre kitlesinin bölünmesi, anmion boşluğunun oluşmasından sonra gerçekleşirse ikizler, aynı amniyon ve aynı koryon kesesi içinde gelişirler.

Dizigotik İkizliğin Gelişmesi: Dizigotik ikizlikte, ovulasyonla atılan 2 adet sekonder oosit, 2 ayrı spermiyum tarafından döllenir. Gelişen ikizler aynı ya da farklı cinsiyette olabilirler. Farklı kısa zaman aralıkları ile doğan bu kardeşler ancak kardeş olarak birbirine benzerler. Aralarındaki tek ortak şey, anne uterusunu müşterek kullanmış olmalarıdır. Dizigotik ikizlikte, blastosistler, uterusa eğer aralıklı olarak gömülürse, ikizler 2 ayrı amniyon ve koryon keselerine ve 2 ayrı plasentaya sahip olurlar. Blastosistler, uterusa birbirine yakın gömülürse, dizigotik ikizlerin 2 ayrı amniyon keseleri, birleşik 2 ayrı koryon keseleri ve birleşik plasentaları bulunur. İnsanda digozitik ikizlikte bazen, birleşik plasentanın damarları arasında anostomozlar olabilir ve eritrosit mozaizmi oluşabilir. Bu olguda anostomozun yol açtığı 2 dolanım arasındaki alışveriş nedeni ile dizigotik ikizlerin herbiri 2 farklı tipte eritrosite sahiptirler. Dizigotik ikizlikte, plasenta kan damarlarının anostomozu, daha çok sığırlarda gözlenir ve freemartinizme neden olur.

Freemartinizmde erkek buzağının dişi ikiz kardeşi interseksueldir (hermafrodit). Çünkü erkek ikizin erkeklik hormonu, anostomozlaşmış plasenta damarları yolu ile dişiye ulaşmaktadır. İnsanlarda freemartinizm meydana gelmez, ancak dizigotik ikizlik 2 farklı zigottan köken aldığı için ikizler, 2 farklı genotip eritrosit topluluğuna sahiptirler.

Monozigotik İkizliğin Gelişmesi: Monozigotik ikizlikte, ovulasyonla atılan bir adet sekonder oosit, bir tek spermiyum tarafından döllenir. Bu ikizlikte ikizler benzer genetik özelliğe ve benzer fiziki görünüme sahiptir. Ancak ikizlerdeki bazı fiziki farklılıklar çevre şartlarından kaynaklanabilir. Örneğin plasenta damar anostomozlaşmasında, plasenta kan akımının ikizlere farklı miktarlarda dağılması, fiziksel olarak benzer ikizlerden birinin diğerinden değişik olmasına neden olabilir. Monozigotik ikizlik şu alternatiflerle meydana gelebilir: 1-Zigot, iki blastomerli safhadan, morula safhasına kadar olan dönemlerin herhangi birinde ikiye ayrılabilir ve bunlardan 2 blastosist oluşur. Bu blastosistler, birbirlerine yakın ya da aralıklı olarak uterusa gömülebilirler. Eğer birbirlerine yakın gömülecek olurlarsa, benzer ikizlerin, 2 amniyon keseleri, birleşik koryon keseleri ve birleşik plasentaları vardır. Birbirlerinden aralıklı gömülürlerse, monozigotik ikizlerin 2 ayrı amniyon keseleri, 2 ayrı koryon keseleri ve 2 ayrı plasentaları bulunur. Monozigotik ikizlerin yaklaşık %35’i erken dönemde, özellikle gelişmenin ilk 3. gününde oluşur. Embriyonik blastomerlerin erken dönemde ikiye ayrılması ile meydana gelen ikizlerde, embriyonal ya da fötal membranların durumuna bakılarak ikizlerin, monozigotik mi yoksa dizigotik mi olduklarını belirlemek imkansızdır. Aynı cinsiyette ve benzer kan grubundaki ikizlerin fötal membranlar açısından ilişkilerini saptamak için göz rengi, parmak izi ve diğer bazı özelliklerin gelişmesini beklemek gerekir. 2-Monozigotik ikizlerin %65’i gelişmenin birinci haftasında, blastosist iç hücre kitlesinin 2 eşit parçaya ayrılması ile meydana gelir. Bu tür monozigotik ikizlikte, 2 ayrı amniyon, tek bir koryon kesesi ve müşterek bir plasenta bulunur. Plasenta damarları anostomoz yapabilir. 3-Monozigotik ikizlik, 2. haftada, embriyon diskinin oluştuğu dönemde, bu diskin enine ve ortadan eşit 2 parçaya ayrılması ile gelişebilir. Bu tür monozigotik ikizlikte, bir amniyon kesesi, bir koryon kesesi ve tek bir plasente bulunur. Bu nedenle, bu ikizliğe monoamniyotik ikizlik de denir. Böyle ikizler ender canlı doğarlar. Çünkü göbek kordonu sıklıkla dolanır ve damarlardaki kan dolanımının azalması sonucu fötuslardan biri ya da ikisi ölür. Monoamniyotik ikizlik sıklığının, monozigotik ikizlikler arasında %4 olduğu hesaplanmıştır. Blastosist iç hücre kitlesi ya da embriyon diski birbirinden tamamen ayrılmassa, yapışık ikizler ya da biri normal diğerinin anormal gelişme gösterdiği paraziter ikizlik meydana gelebilir. Yer ve derinlik derecesine göre, yapışma, ikizlerin toraks bölgesinde ise torakopagus, sakral bölgede ise Piygopagus ve kafatası bölgesinde ise kraniopagus gibi isimler alır. Bazı yapışık ikizler, operasyonla kolayca ve başarı ile birbirinden ayrılırlar.

Üçüzlük Gelişme Alternatifleri: 1-Üçüzlük, tek bir zigottan gelişebilir: embriyonik blastomerler, 3 eşit parçaya bölünürler ve gelişen üçüzler benzerdirler. 2-Üçüzlük 2 zigottan gelişebilir: zigotlardan biri benzer ikizleri, diğeri ise tek bir bebeği meydana getirir. 3-Üçüzlük 3 ayrı zigottan gelişebilir: 3 adet sekonder oosit ovulasyonla dışarı atılabilir ve 3 ayrı spermiyum tarafından döllenir. Gelişen bu üçüzler, kardeşlerin birbirine benzediği kadar benzerlik gösterir. Bu saydığımız alternatifler dördüz, beşiz ve diğer çoklu gebelikler için de düşünmek mümkündür.

Konjenital Malformasyonlar: Doğuştan bozukluklar yapısal, işlevsel, davranışsal ya da kalıtsal olabilir. Doğuştan malformasyonu oluşturan ya da topluluktaki malformasyon oranını arttıran ajanlara teratojen denir. Teratoloji bu bozuklukların sebebini araştıran bilimdalıdır. Tüm doğum defektlerinin %40-60’ının sebebi bilinmemektedir. Kromozom amormallikleri ve mutant genler gibi genetik faktörler doğum defektlerinin %15’inden, çevresel faktörler % 10’dan, genetik ve çevresel etmenlerin kombinasyonu da % 20-25’ten sorumludur. Anomaliler klinik olarak büyük ya da küçük olabilir. Mikrotia (kulakların küçük olması) ve kısa palpebral fissür (göz aralığı) gibi anomaliler bireyin sağlığını etkilemese de bazı durumlarda büyük defektlerle birlikte bulunur. Örneğin küçük bir anomaliye sahip bebekte büyük bir anomalinin görülme şansı % 3 iken, 2 küçük anomalinin birarada bulunduğu bebeklerde bu oran %10, 3 veya daha fazla küçük anomalinin birarada bulunduğu durumlarda ise bu oran %20’dir. Bu nedenle küçük anomaliler altta yatan daha ciddi defektlerin teşhisinde önemli ipuçları oluşturur.

Kusurlu Gelişmelere Yol Açan Çevre Faktörleri: Enfeksiyonlar, radyasyon, kimyasal ajanlar, ilaçlar, hormonlar, diğer sebepler.

Enfeksiyonlar: Kızamıkçık (rubella): gebeliğin ilk 3 ayında geçirilen kızamıkçık ileri kalp ve dolaşım sistemi anomalilerine, katarakt ve sağırlığa neden olur. Sitomegalovirus: gebeliğin erken döneminde ise gebelik genellikle düşükle sonuçlanır. Gebeliğin geç dönemlerinde intrauterin büyüme geriliği, mikroftalmi (gözlerin küçük olması), koroid-retina inflamasyonu, körlük, mikrosefali (küçük kafa) gibi şekillenme bozukluklarına ayrıca beyin kireçlenmesi, zeka geriliği, sağırlık, karaciğer ve dalakta da büyümeye neden olur. Toksoplazma gondi: parazitin bulaşmasıyla gelişen toksoplazmosiz sonucunda kafa gelişiminde bozukluklar ortaya çıkar. Kafa ve gözler küçük kalır (mikrosefali- mikroftalmi). Ayrıca beyinde çok fazla sıvı toplanmasına bağlı olarak baş aşırı büyüyebilir (hidrosefali). Sifiliz: bu enfeksiyon fetüsde anormal yüz gelişimine neden olur. Üst çene küçük, damakta, diş çevresinde ve burun bölgesinde erimeler, doğuştan sağırlık, zeka geriliği ve hidrosefali (kafatası içinde aşırı BOS birikimi) sifilisin neden olduğu anomalilerdir. Herpes simlex virüsü: bu virüs ile doğum öncesi enfekte olan fetüslerde mikrosefali (baş küçük) mikroftalmi (küçük gözler), retina gelişim bozukluğu ve zeka geriliği görülür. Varicella (suçiçeği virüsü): enfeksiyon 1. trimesterde ise bebeklerin konjenital anomali riski %20’dir. Bu anomaliler, eksremite hipoplazisi (kol ve bacakların iyi gelişmemesi), zeka geriliği ve kas atrofisidir. HIV (insan immün yetmezlik virüsü); AIDS hastalığına neden olur ve fetüse geçebilir. Oluşturduğu anomaliler; mikrosefali, büyüme geriliği ve anormal yüz yapısıdır.

Radyasyon: Anomaliye neden olan çevre faktörlerinden biridir. İyonize rasyasyonun teratojenik etkisi yıllardır bilinmektedir. Yüksek doz röntgen ışını alan veya radyum tedavisi gören gebe kadınların bebeklerinde mikrosefali, kafatası defektleri, spina bifida, körlük, yarık damak ve eksremite defektleri oluşmaktadır. Malformasyonun tabiatı, radyasyon dozuna ve verildiği gelişim evresine göre değişmektedir.

Kimyasal Ajanlar: Kimyasal ajan ve farmakolojik ilaçların insanlarda anomaliye yol açışındaki rolünü tayin etmek güçtür. Çünkü gebeler tarafından kullanılan çok fazla ilacın olmasıdır. (Gebeler arasında yapılan bir ankette sadece %20’sinin ilaç kullanmadığı, geri kalanların ise bir şekilde ilaç aldıkları ortaya çıkmıştır). Ancak bu ilaçların birçoğu teratojenik etkiye sahip olmadığından anomaliye yol açmazlar.

Teratojenik Etkiye Sahip Bazı İlaçlar: Talidomid, difenilhidantoin (fenitoin), valproik asit ve trimetadion, antikoagulan ilaçlardan warfarin, anti-hipertansif ilaçlar, alkol, sigara.

Hormonlar: Androjenik ajanlar, dietilstilbestrol, oral kontraseptifler, kortizon.

Diğer Sebepler: Diabetik anneler, beslenme yetersizlikleri, kromozal ve genetik faktörler.

Sayısal Anomaliler (Yaşlı Anneler): Trizomi 21, (Down sendromu), trizomi 18 (Edwards sendromu), trizomi 13 (Patau sendromu), kleinfelter sendromu, turner sendromu, triple X Sendromu.

——————————————————————————————————–

Dalak Ve Timus Histolojisi

Dalak Histolojisi

Abdomenin üst kısmında yerleşmiş periton içi en büyük lenfoid organdır. Sıkı bağ dokusundan oluşmuş ve düz kas taşıyan bir kapsülle sarılıdır. Medial yüzdeki hilumda kapsül çok sayıda trabekül oluşturur. Bunlar dalak pulpasına sinir ve arterleri taşırlar. Trabekülalar parankimayı veya dalak pulpasını tam olmayan bölmelere ayırır. B ve T lenfositler çoğalarak immunolojik kapasiteleri artar, antikor üretimi artar. Eritrositler parçalanır. Fötal devrede hemopoetik bir organdır. Bazı hayvanlarda eritrosit depolar ve bunu icabı halinde kana verir. Kanla taşınan antijenlere karşı hızlı reaksiyon geliştiren önemli bir immünolojik filtre ve antikor yapıcı bir organdır. Kanı bir filtre gibi antijenlerden süzer. Diğer lenfoid organlar gibi, retiküler dokudan oluşan bir ağ içine yerleşmiş lenfoid hücreler, makrofajlar ve antijen sunan hücrelerden oluşmuştur. Aktive lenfositlerin oluştuğu bölgelerdendir.

Dalak Pulpası: Tespit edilmemiş taze dalağın kesit yüzeyinde parankimada beyaz noktalar görülür. Bunlar beyaz pulpanın bir kısmını oluşturan lenf nodülleridir. Lenf nodüllerinin içine yerleştiği parankima kısmına ise kırmızı pulpa denir. Bu bölge kanla dolu bir lenfoid dokudur. Kırmızı denmesinin sebebi eritrositlerin araya yayılmış olmalarındandır. Mikroskopta kırmızı pulpanın sinüzoidler arasında uzanan dalak kordonlarından (Bilroth kordonları) oluştuğu gözlenir. Sinüzoid duvarı, pencereli yassı endotel hücreleri ile döşelidir.

Kan Dolaşımı: 1-Splenik arter. 2-Trabeküler arter. 3-Sentral arter (PALS) (periarteriyel lenfatik kılıf ile sarılıdır). 4-PALS kaybolur, kırmızı pulpaya giren penisillar arterleri yaparlar (fırçamsı veya süpürgemsi). Bu arterin 3 bölgesi vardır; pulpa arteriolü, kılıflı arteriol (damarın makrofaj kısmı ile sarılmış kalın kısmı), terminal arter kapillerleri (gelen kanı dalak sinüslerine boşalltırlar ki boşaltma şekli hakkında 2 teori vardır; kapalı, açık).

Dolaşım Teorileri: Kırmızı pulpa arteriyel kapillerlerinden sinüzoidlere kan akımının nasıl gerçekleştiği bilinmiyor Kapalı dolaşım teorisi: “kan daima damarların içinde seyreder, terminal arteriel kapillerler doğrudan sinüsoidlere açılır” der. Açık dolaşım teorisi: “kanın önce kırmızı pulpa kordonlarındaki hücreler arasına açılıp buraları dolaştıktan sonra pulpa arasındaki boşluklardan geçip; sonra ilerleyerek sinüzoidlere toplandığını” söyler. Bilgilerimiz açık dolaşım leyhinedir.

Kan sinüzoidlerden kırmızı pulpa venlerine doğru hareket eder. Onlar da birleşerek parankimayı terkedip trabeküler bağ dokusu içine girer ve trabeküler ven ismini alır. Duvarlarında kendine has bir kas tabakası yoktur. Duvar trabeküler dokudan oluşur. Onlar da birleşerek splenik veni oluşturur. O da hilumdan organı terkeder.

Beyaz Pulpa: Santral arterleri saran periarteriyel lenfatik kılıf (T lenfosit topuluğu) ile bu kılıfla ilişkili lenf nodüllerini (B lenfositten oluşan) saran lenfoid dokudur. Beyaz ve kırmızı pulpa arasında gevşek lenfoid doku (bol sinüzoidli) bölgesine marginal zon-kenar zon (bol aktif makrofaj ve az lenfosit içeren) denir. Dalağın immünolojik aktivitesinde (kanın süzülüp immünolojik aktivitenin başlamasında) önemlidir. Santral arterden doğan birçok pulpa arteriolleri beyaz pulpadan uzaklaştıktan sonra tekrar geriye dönüp; marjinal zon sinüslerine açılır. Beyaz pulpa damarlarındaki kan da bu bölge drenajına katılır. Marjinal zonda kenetlenmiş haldeki iri dentritik hücreler antijenleri yakalayarak immünokompetan hücrelere sunarlar. T ve B lenfositleri de tutarlar. Lenfositler sistemik dolaşımı terkedip beyaz pulpaya girmeden dentritik hücrelerden geçerler. Uygun antijen ile uygun B/T lenfosit varsa immün yanıt başlar. Aktive B lenfositler, beyaz pulpa nodüllerinin merkezine göç ederek plazmosit ve bellek (hafıza) B hücrelerine farklanırlar. Plazma hücreleri dalak kordonlarını geçerek; sinüzoidler içindeki kana antikorlarını salgılarlar. Periarteriel lenfatik kılıfın artere yakın iç kısımlarındaki lenfositler, T’ye bağımlı bölge lenfositleridir. Marjinal zonlarda ve nodüllerde yani periferik beyaz pulpada ise B lenfositler yerleşmiştir.

Kırmızı Pulpa: Dalak kordonlarını (Bilroth kordonları) içeren özel bir yapı, retiküler bir dokudur. Sinüzoidler arasında bulunan tüm hücreleri içerir ve devamlılık gösterir. Kordonlar retiküler hücre ve lifleri, makrofajlar, lenfositler, plazma hücreleri ve kan hücrelerini taşır.

Dalağın Histofizyolojisi: Tipik özellikleri olan bir lenfoid organdır. En bilinen fonksiyonları; lenfosit yapımı, eritrosit yıkımı, savunma ve kan depolanmasıdır (insanlarda az olup genellikle yarış atları gibi çok koşan hayvanlardaki kan ihtiyacından dolayıdır). Lenfosit yapımı: dalağın beyaz pulpasında üretilen lenfositler, kırmızı pulpaya göç edip; sinüzoidlerin lumenine ulaşarak kana geçerler. Eritrositlerin yıkımı: eritrositlerin yaşam süreleri yaklaşık 120 gündür. Yaşlanan eritrositler başta dalakta yıkılır. Ekstrasellüler aralıkta parçalanan eritrositler, dalak kordonlarındaki makrofajlarca fagosite edilerek kaldırılır. Hemoglobinin parçalanması ile ortaya çıkan globin hidrolize edilerek yeni protein yapımında kullanılır. Hem’den açığa çıkan demir, transferrin ile birleşip, kan yolu ile tekrar kemik iliğine taşınarak tekrar protein yapımında kullanılır. Hem’in Fe’i ayrıldıktan sonra kalan kısmı da biluribine dönüştürülerek karaciğer hücrelerince safraya atılır.

Timus Histolojisi

Süperior mediastinumda yerleşmiş ve kalbin büyük damarlarının üzerinde uzanan timus insanlarda 2 loptan müteşekkil küçük kapsüllü bir organdır. Timusa immunolojik güç kazanmak için gelen T lenfositler kemik iliğinden kaynaklanır. Timus embriyoda erken orijin alır, puberteye kadar gelişir ve 30-40 gr ağırlığa kadar büyür. Hayatın ilk birkaç yılından sonra timus küçülmeye başlar ve yağ hücreleri çoğalır. Muhtemelen yaşlılarda fonksiyon yapmaya devam eder. Timusun sıkı, kollajen dokudan kapsülü vardır ve loplara trabekül göndererek onu lobüllere böler. Her lobül bir korteks ve korteksten daha açık boyanmış bir medulladan oluşur.

Korteks: Korteks çok sayıdaki T lenfositlerden dolayı medulladan daha koyudur. Bunlara timosit de denir. İmmunolojik güçsüz T lenfositler kemik iliğinden timus korteksinin periferine göç ederek burada çoğalır ve immun güç kazanırlar. Lenfositlere ilaveten kortekste makrofajlar ve ekdodermden gelişen epitelial retiküler hücreler bulunur. Bu hücrelerin kortekste 3 tipi vardır. Bunlar kapsül altından başlayıp aşağıya doğru numaralandırılır. Tip 1 hücreler: kapsül ve trabeküllerin bağ dokusunun hemen altında bulunur. Kortekste kan damarlarının adventisyasını çevreler. Aralarında sıkı bağlantı kompleksleri bulunur ve timus parankimasını izole ederek T lenfositlerin herhangi antijene maruz kalmadan eğitilmesini sağlarlar. Tip 1 epitelial retiküler hücrelerin altında bazal lamina uzanır. Tip 1 hücreler ve bazal laminasının , damar duvarının endotelinin, endotel bazal laminasının ve perivasküler makrofajların da katıldığı bu bariyere kan timus bariyeri denir. Kan timus bariyeri sayesinde korteksin gelişen T hücreleri kandan gelecek makromoleküllerle temastan korunmuş olur. Kendi makromolekülünün kan timus bariyerini geçmesine izin verilir. T hücrelerinin kendi antijenlerine karşı programlanması önlenir. Medullada kan – timus bariyeri bulunmaz. Tip 2 hücreler: korteksin ortasında yerleşmiştir. Çekirdekleri geniş ve soluktur. Sitoplazmalarında yoğun intermediyer lif demetleri ve uzantıları arasında desmozomlar bulunur. Tip 3 hücreler: derin kortekste bulunurlar, (kortikomedullar sınırda).korteks medulla sınırında bir bariyer oluştururlar. Tip 1 ve Tip 2 hücreler yüzeylerinde MHC 1 ve MHC 2 moleküllerini taşırlar. MHC hücre zarında bulunan doku uyumunu gösteren bir proteindir. Retikulum hücrelerinden salınan timopoietin, timik humoral faktör, timulin gibi maddeler T lenfositlerin timus dokusu içinde olgunlaşmasını sağlar.

Lenfositler embriyonal evrede ve erken pubertede çok hızlı çoğalırlar ve retiküler hücrelerin aralarını açarlar. Retiküler hücrelerin uçları bağlı kalır ve ağ yapı oluşur.

Medulla: Timus medullası korteksden daha açık boyanır çünkü lenfosit populasyonu çok değildir ve epitelial retiküler hücrelerden köken alan çok sayıda endotel hücreleri bulunur. Medullada epitelial retiküler hücrelerin 3 tipi vardır ve tip 1, tip 2 ve tip 3 hücreler ektodermal kökenlidir. Burada bulunanlar: Tip 4 epitelial retiküler hücreler: korteks medulla sınırının korteks tarafında Tip3 hücreler, medulla tarafında ise Tip 4 hücreler bulunur ve bu sınıra katkıda bulunurlar. Bu sınır sayesinde medulladan giren antijenlerin kortekse ulaşması engellenir. Tip 5 epitelial retiküler hücreler: lenfositlerin yerleştiği bir ağ oluştururlar. Tip 6 epitelial retiküler hücre: medullanın en karakteristik şeklini yapar. Bunlar büyük, soluk boyalı hücreler olup biri diğeri ile birleşerek sayıları yaşla ile artan daire şekilli Hassall cisimciğini yapar. Tip6 hücreler ileri derecede keratinleşir, hatta kireçleşebilir. Hassall cisimciğinin fonksiyonu tam olarak bilinmemekle birlikte medullada T lenfositlerin ölüm yeridir denilebilir. Dejenere olan bu hücrelerin, sitoplazmaları keratohiyalin granülleri ve sitokeratin filamentleriyle doludur.

Damarlanması: Kapsülden giren bitişik lobüller arasındaki trabeküller organa dağılan çok sayıdaki küçük arterleri alır. Bu damarların dalları kortekse direk girmez, onlar trabekülden kapiller yatağın oluştuğu kortikomedullar sınıra geçerler ve oradan da kortekse geçerler. Korteks kapiller ağı medulladaki küçük venlere açılır. Yeni oluşmuş kemik iliğinden gelen güçsüz T hücreleri kortiko meduller sınıra ve perifer kortekse göç eder. Bu hücreler olgunlaşırken kortekste derine giderler ve medullaya saf immun güçlü olarak girerler. Onlar medullayı venlerle bırakarak timusu terk ederler. Timus kapillerlerinde penceresiz bir endotel (kapiller çeşidi) ve çok kalın bir bazal lamina bulunur. Endotel hücrelerinin uzantıları bu bazal laminayı geçip epitelyal retiküler hücrelerle ilişki kurarlar.

——————————————————————————————————–

Diş Gelişimi

1-Primer dişlenme (süt dişleri), 2- Sekonder dişlenme (kalıcı dişler).

Gelişim (Odontogenezis): Diş minesi, ağız boşluğu ektoderminden gelişir. Diğer tüm dokular, mezoderm ve nöral krista hücrelerinden köken alan çevre mezenşiminden farklılaşır. Mandibula ve maksilla gelişen dişlere yer sağlamak için büyürken, yüzün şekli değişikliğe uğrar. Ektodermin üzerini örten nöral krista mezenşiminin uyarısı ile başlar. Bütün dişler aynı anda gelişmeye başlamazlar. İlk diş tomurcukları,ön alt çenede belirir. Sonra üst ön çenede görülür. Daha sonra her iki çenede arkaya doğru gelişir. Diş gelişiminin ilk belirtisi 6. haftada yüzey ektoderminin bir türü olan oral ektodermde bir kalınlaşma olarak ortaya çıkar. Bu bantlara dental lamina denir.

Odontogenezis Safhaları: 1-Tomurcuk safhası (bud stage). 2-Kep safhası (cap stage). 3-Çan safhası (bell Stage).

Tomurcuk Safhası (Bud Stage): Her dental laminada, 10 çoğalma merkezi oluşur. Bunlar alttaki mezenşime doğru büyüyen diş tomurcuklarını meydana getirir. Bu diş tomurcukları süt dişleri olarak gelişir. Çocukluk döneminde dökülür. Her çenede 10 adet diş tomurcuğu olup, her tomurcuk bir süt dişini oluşturur.

KEP Evresi: Her diş tomurcuğunun, derin kısmı invajine olur, kep şeklini alır, kepin altında mezenşim hücreleri dental papillayı yapar. Gelişen dişin ektodermal kısmı olan mine organı, ileride mine üretimi yapar. Dental papilla denilen kep şekilli her dişin iç kısmı, diş pulpasının taslağıdır. Dental papilla ve mine organı diş germini (ilkel diş) oluşturur. Mine organının dış hücre tabakası dış mine epitelini, kebi döşeyen iç hücre tabakası iç mine epitelini yapar. Mine epitel tabakaları arasında gevşek olarak dizilmiş hücrelerin merkezi çekirdek kısmına mine retikulumu denir. Gelişen dişi saran mezenşim, dental kese denilen damarlanmış kapsüler bir yapı oluşturmak için yoğunlaşır. Süt dişi öncülerine sahip olan kalıcı dişlerin tomurcukları, dental laminanın derin bir devamı olarak yaklaşık 10. haftada görülmeye başlar. Kalıcı dişlerin tomurcukları, dile doğru gelişir. Süt dişi öncüleri olmayan kalıcı azı dişleri ise, dental laminaların arka uzantılarından tomurcuklar olarak gelişir. Fötal periyotta farklı zamanlarda ortaya çıkar. 2. ve 3. kalıcı molarların tomurcukları doğumdan sonra gelişir.

Dental Kese: Sement ve periodental ligamentin taslağını oluşturur. Sement; diş köklerini kaplayan kemik benzeri sıkı bağ dokusu. Periodental ligament; diş köklerini alveolar kemikten ayırır ve alveolar kemiğe yapıştırıp çevreleyen fibröz bağ dokusudur.

Çan Evresi: Mine organı büyürken girinti derinleşir ve diş bir çan görünümü alır. İç mine epiteline bitişik dental papilladaki mezenşim hücreleri, odontoblastlara farklılaşır. Dentin oluşur. Dentin kalınlaştıkça, odontoblast lar dental papillanın merkezine doğru çekilir fakat, odontoblastların parmak benzeri sitoplazmik uzantıları olan odontoblastik uzantılar (tomes lifleri) dentin içinde gömülü kalır.

İç Mine Epiteli: Bu hücreler (iç mine epitel hücreleri), dentinin üzerinde bulunan ve prizma şeklindeki mine üretme işlevine sahip ameloblast hücrelerine farklılaşır. Mine yapımı artarken, ameloblastlar dış mine epiteline doğru çekilir. Mine ve dentin oluşumu, dişin en tepesin den başlar ve oluşacak köke doğru ilerler. İç mine epitel hücrelerden oluşan bir küme dişin erken gelişimini düzenleyen enamel düğümünü meydana getirir. Dentin ve mine oluşumu iyice ilerledikten sonra diş kökleri oluşmaya başlar. İç ve dış mine epitelleri bir kıvrılma ile epiteliyal kök kılıfını oluştururlar ve dişin boyun bölgesinde biraraya gelir. Bu kılıf mezenşime doğru büyür ve kök oluşumu başlar. Epitelyal kök kılıfına komşu odontoblastlar tepe (kron) kısmı da dahil olmak üzere dentini oluşturur. Dentin arttıkça pulpa boşluğunu içinden damarların ve sinirlerin geçtiği dar bir kök kanalına indirger. Dental kesenin iç hücreleri yalnızca kökte sınırlı olarak sement üreten sementoblastlara farklılaşır.

Dental Kesenin İç Hücreleri: Sementoblastlara farklılaşırlar sementi üretir. Sement, kök dentini üzerinde depolanır ve diş boynundaki mine ile birleşir. Dişler gelişip ve çeneler kemikleşirken, dental kesenin dış hücreleri de kemik yapımında aktifleşirler.

Diş Sürme (Çıkma): Dişler gelişirken, ağız boşluğuna doğru devamlı yavaş bir harekete başlar. Alt dişler, üst dişlerden önce çıkar. Kızların dişleri erkeklerden önce çıkar. Çocuğun dişlenmesi, 20 süt dişini kapsar. Erginde ise 32’dir. Diş kökü büyürken,diş kronu giderek ağız epitelinden dışarı çıkar. Süren diş kronu etrafındaki ağız mukozası, diş etini oluşturur. Süt dişlerin çıkması 6-24. aylarda başlar. 20 süt dişinin çıkması, 2. yaşın sonuna kadar sürer.

Kalıcı Dişler: Kalıcı dişler gelişirken, karşılığı olan süt dişinin kökü, giderek osteoklastlar tarafından eritilir. Süt dişi düştüğünde, sadece kron ve kökün en üst kısmını içerir. 6 yaşında çıkmaya başlar. Erken ergenlik dönemine kadar devam eder.

——————————————————————————————————–

Dişi Genital Sistem Histolojisi

Dişi Genital Organlar: İç genital organlar; ovaryum, fallop tüpleri (ovidukt veya tuba uterina), uterus, vajina. Dış genital organlar; labia major ve labia minor, klitoris.

Ovaryum: Endokrin, ekzokrin bezdir. 3 cm uzunluğunda ve 1,5 cm genişliğinde bir organdır. Yüzeyini tek katlı yassı veya kübik epitel örter. Kesitte bakıldığında korteks ve medulladan oluşur. Korteks dışta bulunur, içinde foliküller vardır. Medullada içte damarlardan zengin bağ dokusu bulunur. Korteksde foliküllerin bulunduğu parankima ve arasını dolduran bağ dokusu stroma bulunmaktadır.

Ovaryum Korteksinin Histolojisi: Ovaryum follikülü; bir adet oosit ve onu çevreleyen epitel tabakasından oluşur. Doğumla birlikte bütün oogonyumlar Mayoz 1’in profazına kadar ilerlemiş primer oositlere farklanır. Bu primer oositleri bir sıra yassı epitel hücreleri (folliküler hücreler) çevreler. Bu hücrelerin dış yüzeyi üzerinde uzanan ince bir bazal lamina bu hücreleri çevredeki bağ doku stromadan ayırır, bu folliküllere primordiyal folliküller (ilkel, başlangıçta var olan) denir ve Tunika albugineanın altında yerleşmiştir. Primordiyal follikülde bulunan oositte (25 mikrometre) veziküler bir çekirdek, bir veya birden fazla nükleolus bulunur. Organelden zengindir. Belirgin bir Golgi kompleksi, yaygın ER, bol mitokondriyon, lizozom izlenir. Sitoplazmada organellerin yoğunlaştığı bölgelere Balbani cisimcikleri denir. Puberteden sonra menstrual sikluslar sırasında har ay yaklaşık 20 primordiyal follikül aktive olur ve primer follikül haline geçer fakat bunlardan genellikle bir tanesi dominant duruma gelir.

Primer Follikül: Primordiyal foliküllerin yassı hücreleri kübikleşir ve adı primer follikül olarak değişir. İçindeki oosit büyürken çevresine glikozaminoglikanları ve glikoproteinleri salgılamaya başlar. PAS boyası ile kuvvetli boyanan bu bölge zona pellusida olarak isimlendirilir. Zona pellusida oosit yaklaşık 50-80 mikrometre çapa ulaştığında görülmeye başlar. Folikülde bu değişiklikler olurken çevresindeki bağ dokuda da değişiklikler yaşanır. Stroma, folikül çevresinde teka folikülü olarak isimlendirilen sıkı dokuyu oluşturur. Teka folikülü daha sonra kan damarlarından zengin teka interna denen iç tabakayı ve kollajen liflerden ve düz kaslardan hücrelerinden zengin teka eksterna denilen dış tabakayı oluşturur. Teka internada steroid salgılayan hücreler, fibroblastlar, kolljen lifler ve küçük kan damarları bulunur. Primer follikül gelişimine devam ederken oosit de olgunlaşır.

Sekonder Follikül: Stratum granülozum 8-12 hücre katına sahip çok katlı prizmatik epitele dönüşünce bu hücreler arasında şeffaf bir sıvı ile dolu düzensiz boşluklar ortaya çıkar. Bu boşluklar birbiri ile birleşerek antrum adı verilen büyük bir boşluğu oluşturur. Bu foliküle artık sekonder veya antral follikül denir. Sekonder folikülün antrumu hyaluronik asitten zengin bir sıvı içerir. Bu dönemde oositin çapı 250 mikrometre olur. Follikül içinde biriken sıvı artıp antrum genişledikçe, bir grup granuloza hücreleri tarafından çevrelenmiş oosit bir kenara itilir. Ovaryum folliküllerinde ve ovaryum tümörlerinde Granüloza hücreleri arasında intersellüler ortamda PAS pozitif boyanan Call-Exner cisimcikleri olarak isimlendirilen eozinofilik salgı kürecikleri görülebilir.

Tersiyer ya da Graaf Folikülü: Antrum boşluğunu çevreleyen granüloza hücrelerinden oluşan çok katlı hücre tabakasına artık membrana granüloza da (daha incelmiş) denir. Folliküler sıvı içeren büyük bir antruma sahiptir. Korona radiatayı yapan folliküler hücrelerin çevrelediği zona pellusida bulunur. Oosit ve ona bağlı korona radita kumulus ooforustan ayrılır. Oosit, zona pellusida ve korona radiata kompleksi follikül sıvısı içinde serbest olarak yüzer. Ovulasyondan birkaç saat önce 1. mayoz tamamlanır ve sekonder oosit ve birinci kutup cismi oluşur. Birinci kutup cismi perivitellin aralık denilen zona pellusida ile oosit arasındaki aralığa atılır.

Folliküler Atrezi ya da Dejenerasyon: Çok sayıda primer folikül olgunlaşma sürecine başlar, ancak yalnızca bir folikül gelişimini tamamlar, diğerleri atrezi denilen bir olayla dejenere olur. Foliküller gelişimin herhangi bir evresinde atreziye uğrayabilir. Atretik foliküller çok değişikliğe uğramamış zona pellusida, dejenere olmuş oosit ve foliküler hücrelerin kalıntıları ve makrofajlar ile ayırt edilir.

Ovulasyon: Ovulasyondan zamanında, olgun folikül ovaryum yüzeyinden dışarıya doğru, stigma denilen bir çıkıntı yapar. LH düzeyinin artması sonucu uyarılan teka eksterna (iç kılıf) ve tunika albunegia içindeki proteolitik etkinlik, olgun Graaf folikülünün yırtılmasını kolaylaştırır. Dışarıya atılan gamet, ovaryuma çok yaklaşmış olan uterus tüplerine (ovidukt) girer. Ovulasyondan birkaç saat önce foliküler hücre takası ve teka interna (iç kılıf) korpus luteuma dönüşmeye başlar.

Korpus Luteum (KL): Ovulasyondan sonra geriye kalan folliküler hücre tabakası büzüşür ve hormon salgılayan bir bez olan korpus luteum oluşur. Follikülün bazal membranı yıkılır. Başlangıçta damarsız olan folliküler hücre kümesi içine kan damarları girer. Antrum boşluğu kan ile dolar ve korpus hemorajikum oluşur. Ön hipofizden salgılan Lüteinizan hormon Folliküler hücreleri folliküler lutein hücrelere dönüşmesine, Teka interna hücreleri nin de teka lutein hücrelere dönüştürür. Korpus luteum büyümeye devam eder ve fertilizasyon gerçekleşmemişse ovulasyondan 14 gün sonra gerilemeye başlar. Fertilizasyon olmuşsa KL büyümeye devam eder ve progesteron ve östrojen üretmeyi sürdürür. Korpus luteumun yaşamasını sağlayan implante embriyonun trofoblast tabakası tarafından üretilen insan koryonik gonadotroponinin (hCG) uyarıcı etkisidir. Korpus luteumun gerilemesi sonucunda korpus albikans (beyaz cisim) oluşur. Dejenere olan luteal hücre kümelerinin yerini stromal bağ dokusu alır.

Tuba Uterina Salpinks, Fallop Tüpleri, Ovidukt: Bir periton katlantısı içinde ovaryumlardan uterusa uzanan tüp şeklindeki organdır. Ovaryuma dönük uçları periton boşluğuna açılır. Ovulasyon ile periton boşluğuna atılan oosit oviduktların serbest uçları ile yakalanarak uterusa ulaştırılır. 4 bölümden oluşur. İnfindubulum; huni biçiminde, periton boşluğuna açılır ve ucunda fimbriya denen ve ovaryuma doğru uzanan parmak şeklinde çıkıntılar içerir, bu çıkıntılar sayesinde oosit karın boşluğundan alınır. Ampulla; tüpün en uzun kısmıdır, fertilizasyon burada gerçekleşir. İstmus; dha kısa olan bölümdür. İntramural bölüm; uterus duvarı içindeki 1 cm’lik kısımdır.

Mukoza: Mukoza lümen içine kıvrımlar yapar. Bu kıvrımlara plika denir. Lümen enine kesitte labirent gibi görünür. Kıvrımlar en çok ampulladadır. İstmusda ve intramural bölümde ise plikalar kısadır. Epitel 2 tip silindirik epitele sahiptir: Silli epitelyum; hareketi uterusa doğrudur, ampulla ve istmusta fazladır. Silsiz salgı epiteli; mukus niteliğinde salgısı vardır. Foliküler evrede silyumlu hücre sayısı artar. Lamina propria; hücreden zengindir, tubal gebelikte desidual hücrelere dönüşür, damardan zengindir. Fimbrialardaki lamina propria da, damardan zengindir. Ovulasyonda, damarlar genişler, fimbrialar sertleşip, ovaryuma yaklaşır. Bu oositin tubaya alınmasında rol oynar. Muskularis; içte sirküler, dışta longitudinal dizilim gösterirler. Seroza; tuba uterinayı saran periton tabakası, mezotel ile döşeli gevşek bağ dokusudur.

Uterus: Dişi üreme sisteminin en kalın duvarlı organıdır. Histolojik olarak 3 bölümden oluşur: Endometriyum: zigotun implantasyonu için uygun ortam oluşturur ve maternal plasentayı yapar. Puberteden menopoza kadar endometriyum her ay imlantasyon için hazırlanır, kalınlaşır. Bezleri ve salgısı artar. Stromal hücreler glikojenle yüklenir, sonuçta gebelik yoksa dökülür ve dışarı kanla atılır. Buna Mestruasyon denir. Yapısal ve fonksiyonel olarak 2 tabakadan oluşur: Stratum fonksiyonalis; menstruasyonda dökülen, kalın üst bölümdür. Stratum bazale; menstruasyonda dökülmeyen, fonksiyonel tabakanın yenilenmesini sağlayan alt tabakadır. Miyometrium: en kalın tabakadır. Kas fibrilleri arasında kollajenden zengin bağ dokusu bulunur. Kas hormonal etki ile değişir ve menstruasyon sonu en kısa, gebelikte boyda uzama görülür. Kollajen fibriller ve kas hücresinde artış görülür. Perimetrium: mezotel ve gevşek bağ dokusundan yapılı seröz membrandır.

Uterus Epiteli: Salgılayıcı ve silyumlu hücrelerden oluşan tek katlı prizmatik epiteldir. Lamina propriası bezlerlerden zengin bağ dokusu bulunur. Uterus bezleri bazal bölümleri dallanabilen basit tubuler bezlerdir.

Menstrual Siklus: Pubertenin başlamasından menopoza kadar endometriyum periyodik, morfolojik ve fonksiyanel değişiklik gösterir. 28 gün ara ile gerçekleşen bu değişikliklere menstrual siklus denir. Dönemler; proliferatif (folliküler) dönem, sekretuar (progestasyonel luteal), iskemik (premenstrual), menstrual dönem.

Serviks Uteri: Mukoza; Menstruasyonda epitel dökülmez, oldukça dallanmış müköz bezler içerir. Epitel; tek katlı silindirik (bazıları silyumlu) olup, mukus salgılar. Lamina propria; fusiform (iğ biçimli) hücrelerden zengin bağ dokusundan oluşur. Çok sayıda mukus salgılayan serviks bezleri bulunur. Ovulasyonda bezlerden mukus sekresyonu artar (fertilizasyonu kolaylaştırır). Bu mukus daha az yapışkandır. Bazen bez ağızlarının tıkanması sonucu mukusal dolu geniş nabothian kistler’i oluşur. Mukusun mikroskobik incelenmesi kadının hormonal durumunu gösterir. Muskularis; düz kas hücreleri çok değildir, kollajen ve elastik fibrillerden zengindir. Tunica seroza; periton altındaki tabakadır. Portio vajinaliste tek katlı prizmatik epitel çok katlı yassı keratinsiz epitele dönüşür. Transformasyon zonu olarak bilinen bu alan tümör oluşma olasılığı yüksek bir zondur ve servikal karsinomların en çok görüldüğü alandır.

Vajina: Mukoza; rugae denilen transfers kıvrıntılar vardır. Epitel; çok katlı yassı epitele sahiptir.Glikojenden zengindir. Ovulasyona yakın östrojen uyarısı ile epitelde glikojen üretilir ve depolanır. Lamina propria; elastik fibrillerden zengin gevşek bağ dokusundan oluşur. Vajinada bez bulunmaz, yüzey kayganlığı ve korunması serviksteki bezlerden salgılanır. Tunica muskularis; içte sirküler, dışta longitudinal kas tabakası vardır. Adventisya; elastik fibrillerden zengin ince bağ dokusu vajinanın elastikiyetini arttırır.

Dış Genital Organlar: Labia minor; çok katlı yassı epitel ve altında uzanan gevşek bağ dokusundan oluşan mukoza katlantılarıdır, yüzeyel epitel hücrelerinde keratinizasyon vardır. Labia major; erkeklerdeki skrotumun homoloğudur, deri ile örtülüdür. Klitoris; penisteki korpus kavernozumların homoloğudur, penisten farklı olarak korpus spongiozum yapısı yoktur. 2 erektil doku uzantısından oluşur (cruslar), cinsel uyarımla genişleyen ince- duvarlı venöz kanallarda oluşur. Vestibül; vajina ile üretranın açıldığı bölümdür, çok katlı yassı epitel ile döşelidir. Klitoris ve üretraya yakın olarak bulunan birçok küçük vestibüler bezden mukus salgılanır. Bartholin bezleri; majör vestibüler bezler, labia minörün iç yüzeyine açılır, erkeklerdeki bulboüretral beze karşılık gelir.

——————————————————————————————————–

Endometrial Siklus

Kadın genital organları; uterus, uterin veya fallop tüpleri, ovaryum ve vaginadan oluşur. Uterusun; metra, rahim gibi isimleri bulunmaktadır. 3 histolojik tabaka taşır; perimetrium (ince, dış tabaka), miyometrium (ortada, kalın düz kas tabakası), endometrium (ince, iç ve fonksiyonel tabaka).

Endometriumun 3 tabakası mikroskopta görülebilir. Kompakt tabaka: ince, sıkıca paketlenmiş bağ dokusu ve uterus bezlerinden oluşur. Kalın spongioz tabaka: uterus bezlerinin genişlemiş sarmaşık şeklindeki gövdelerinin bulunduğu ödemli bağ dokusu. İnce bazal tabaka: uterus bezlerinin kör uçlarını ve düz arterleri taşır.

İlk 2 tabakaya fonksiyonel tabaka denir ki, menstruasyonda dökülür, üst 2/3’ü oluşturur, spiral arterleri taşır. Bazal tabaka; alt 1/3’ünü oluşturmakta ve ayrı kanlaması bulunmaktadır, menstruasyonda dökülmez ve kalarak, çoğalarak menstruasyonda atılan 2/3 fonksiyonel tabakayı her ay yeniler.

Uterin Tüpler: 10-12 cm uzunluğunda 1 cm çapında uterus hornularından yanlara doğru uzanır. Ovaryumdan gelen oositleri uterustan gelen spermiumları tüplerin ampullasındaki fertilizasyon bölgelerine taşır. Uterin tüplerin 4 kısmı vardır; huni şekilli infundibulum, ampulla, isthmus (boyun), uterin kısım (intramural kısım).

Endometrium: Endometriumun başlıca işlevi, geç blastosist dönemindeki zigotun gömülmesi için ortam hazırlamak ve plasentanın anneye ait olan kısmını oluşturmaktır. Ovaryum siklusu ile eş zamanda ovaryumdan salgılanan hormonlara bağlı olarak endometrium yapısal ve işlevsel değişiklikler gösterir. Ovaryumların alınması ile endometriumda atrofiler gözlenir. Östrojen verilmesi ile uterus kan akımında hızla artış, endometrium ödemi, hücrelerde çoğalma ve büyüme ve metobolik işlevde belirgin bir artış dikkati çeker.

Menstruasyon: Endometriumun yapısal değişiklikleri puberteden başlayıp, kesintisiz menapoza kadar devam eden ve 28 günde bir tekrarlanan periodik ya da siklik bir olgudur. Bu olguya menstruasyon ya da endometrium siklusu denir. Gebelik olmassa her siklusun sonunda endometrium fonksiyonalis tabakası yıkımı ve dökülmesi gerçekleşir. Kan ile birlikte endometriyum dokusu, vaginadan menstruasyon akıntısı denilen ve 3-5 süren bir akıntı halinde devam eder. Bu olaya menstruasyon denir.

Endometrium Epiteli: Salgı yapan, silyalı tek katlı epitelle döşelidir. Epitel altındaki lamina propriaya doğru çöküntüler yaparak çok sayıda uterus bezini oluşturur. Bu bezler lamina proprianın tüm kalınlığı boyunca devam eder. E. bazalis düz arterler, E. fonksiyonalis ise son derece kıvrıntılı spiral arterler tarafından kanlandırılır. Spiral arterler dallanarak arteriolleri oluşturur. Arterioller de E. fonksiyonalisteki kapiller ağını ve ince duvarlı geniş lakunaları beslerler. Ayrıca endometriumda venüller ağı ve sinusoidal genişlemeler yapan venöz sistem de bulunur. Menstruasyon evresinde yalnızca spiral arterler östrojen ve progesteron hormonları etkisi ile büyük değişiklikler gösterir.

Endometrium Siklusu: 1-Proliferasyon Evresi. 2-Sekresyon Evresi. 3-İskemi Evresi. 4-Menstruasyon evresi.

Proliferasyon Evresi (Follüküler Evre): üreme siklusunun 5-14. günleri arasındadır. Menstruasyon sonlanması ile başlar. Ovulasyondan sonra bir gün daha sürer. Bu evre başladığında menstruasyon bitmiş ve E. Fonksiyonalis tamamen dökülmüştür. Geride yalnızca 1 mm kalınlıkta bazal tabaka kalmıştır. Bu tabaka uterus bezlerinin bazal kısımlarını ve spiral arterlerin alt parçalarını içermektedir. Proliferasyon evresinde ovaryumda FSH stimülasyonu ile folliküller gelişmekte ve östrojen hormonlarını salgılamaktadır. İşte folliküllerin salgıladıkları bu östrojen hormonlarının etkisi altında dökülen E.fonksiyonalis yeniden oluşur. Bölgedeki bez epitel hücreleri mitoz ile çoğalır ve yüzeye doğru uzanan yeni E.fonksiyonalis bezlerini ve dökülen yüzey epitel hücrelerini oluştururlar. Endometrium hücreleri çoğalır ve ara madde artar. Spiral arterler gelişen endometriuma doğru dallanırlar, ancak az kıvrıntılı olmaları sebebiyle endometriumun üst yüzeyine kadar ulaşamaz. Bezlerin lümenleri genişler, dalgalı bir görünüm alır ve hücreleri glikojeni depolamaya başlar.Bu evrenin sonunda E. fonksiyonalis 3 mm kalınlığa ulaşır.

Sekresyon Evresi (Luteal Faz): 14-27 günler arasındadır. Bu evrede ovaryumda ovulasyon gerçekleşmiş ve LH stimülasyonu ile korpus luteum oluşmuştur. Korpus luteum progesteron ve az miktarda östrojen hormonlarını salgılamaktadır. Bu hormonların etkisi altında endometrium bezleri uzar ve son derece kıvrıntılı (tirbuşon) bir hal alır. Bez hücreleri, glikojenden zengin mukoid özellikli salgı salarlar. Bezlerin lümeni genişler ve salgı ile dolar. Spiral arterler kapillerleri ve lakunaları oluşturmak üzere endometrium yüzeyine kadar gelişip uzarlar. Hiperemi olayı hızlanır, kan sıvısı ve elemanları endometrium içine yayılır ve bezlerin salgılama olayı ile birlikte ödem oluştururlar. Endometrium hücreleri büyür, glikojen ve lipid depolayarak açık renkli desidua hücrelerine dönüşür. Desidua hücreleri,spiral arterler çevresinde ve epitel altı lamina propriada gruplar halinde gözlenir. Sekresyon evresi sonunda meydana gelen yapısal değişmelerle ilgili olarak endometriumda 3 bölge dikkat çeker. Yüzeyel kompakt tabaka: bu yöre bezlerin boyun kısımlarını içermekte olup çok az ödem görünümü alır. Kalın spongiyöz tabaka: çok ödemlidir ve bezlerin kıvrıntılı kısımlarını içerir. Derin bazal tabaka: bezlerin kök kısımlarını ve spiral arterlerin alt parçalarını içermektedir. Menstruasyon ve doğum sırasında doku kaybına uğramaz. Sekresyon evresinde hiperemi, ödem, yedek besin depolama ve aktif salgılamadan dolayı endometrium desiduaya dönüşür. Döllenme gerçekleşmiş ise bu yapı blastosistin gömülmesi ve gelişmesi için en uygun ortam olur ve endometrium gebelik safhasına girer.

İskemi Evresi: Siklusun 27-28. günleri arası şekillenir. Eğer döllenme olmadıysa korpus luteum ancak 10 gün aktif kalır ve bu süre içinde progesteron ve östrojen hormonlarını salgılamaya devam eder. 10-12, günden sonra korpus luteum gerilemeye ve endometriumu stimüle eden bu hormonların kandaki düzeyi giderek düşmeye başlar. Buna bağlı olarak endometrium fonksiyonalis damarlarında büyük değişiklikler gerçekleşir. Spiral arterler saatlerce süren periyodik kontraksiyon yaparlar. Kan endometriyum fonksiyonalise periodik kesintilerle gitmez, endometrium kansız ve beyaz bir görünüm alır. Bu olaya iskemi denir, damarlarda gözlenen bu değişimin yanı sıra bezler salgılama yapamazlar, endometrium sudan yoksunlaşır ve nihayet büzülür. Ancak kan dolanımı endometrium bazaliste normaldir.

Menstruasyon Evresi: Siklusun 1. gününden başlar, 5.gününe kadar devam eder. İskemi olayından sonra endometrium fonksiyonalis nekroza girer. Kan yeniden damarlara akınca iskemik evrede yıpranmış arterler, kısa sürede teker teker yırtılırlar. Kan endometriuma yayılır ve oradan da bezlerin lümenine akar. Nihayet nekrotik endometrium fonksiyonalis bez salgı enzimlerinin de etkisiyle parçalanır ve kanla karışmış olarak uterus lümenine dökülmeye başlar. Geride yırtık bez son kısımlarını ve yüzeye bakan açık damar uçlarını bırakır. Nekrotik endometrium ürünleri, venlerinden açık uçlarından sızan kanla birlikte bir vagina kıntısı şeklinde dışarı akar. Buna menstruasyon kanaması denir. Dökülme endometrium bazalis kasılıncaya kadar devam eder. Kanama 3-5 gün sürer. Kaybedilen kan 35-50 ml kadardır. Daha son vagina boşalması olmadan, endometrium fonksiyonalis, endometrium bazalisten yenilenmeye başlar. Cinsel olgunluğa erişmiş bir kişide her 28 günde tekrarlana ve gebeliğe hazırlanan endometrium fonksiyonalisin kan ile birlikte dökülmesi olayına halk arasında adet görme veya aybaşı denir.

İlk görülen menstruasyona menarşe denir. Kesilmesi olayına menapoz denir. Menstruasyon kanaması her ay bir akıntı şeklinde olduğu için menore adını alır. Ömenore; normal olması. Oligomenore; seyrek olması. Amenore; hiç olmaması. Polimenore; kanamanın sık olması. Hipomenore; kanamanın az olması. Hipermenore; normalden çok olması. Dismenore; ağrılı olması.

Ovulasyon üreme siklusunun ortasında gerçekleşir. atılan sekonder oositin, canlı kalma ve döllenme yeteneği sınırlıdır. Çocuk sahibi olmak isteyenler için ovulasyon zamanının bilinmesi ve döllenmeye uygun günlerin saptanması çok önemlidir. Hiçbir kadın her zaman 28 günde bir adet görmez. Bu süre bazen 22 gün, bazen 34 güne çıkmaktadır.bu nedenle menstruasyondan sonraki ilk haftanın, sekonder oositin döllenmesi için uygun olmadığı, ancak 2. ve 3. haftalarda bu olasılığın arttığı, özellikle de 11-17.günler arasında en yüksek oranda olduğu ve 4,haftada ise oositin dejenere olması sebebi ile döllenme şansının ortadan kalktığı kabul edilmektedir.

Ovulasyonsuz Menstruasyon: Ovaryumdaki follliküller gelişip olgunlaşır, salgıladıkalrı östrojenlerle endometriumda proliferasyon gerçekleşir. ancak siklusun tam ortasında LH’ın en yüksek düzeyde olmaması sebebi ile ovulasyon gerçekleşmez ve korpus luteumda oluşmaz. Ovulasyonsuz menstruasyonda şekillenen kanama, normal menstruasyon kanamasından azdır. Sağlıklı bir kadında senede 3-4 kez görülebilir.

——————————————————————————————————–

Epitel Dokusu

İnsan vücudunda 200 farklı hücre bulunur ve bunlar birleşerek dokuları oluşturur. Doku; çok hücreli canlılarda organları meydana getiren, aynı görevi yapmak üzere bir arada bulunan, benzer hücre topluluklarının hücreler arası madde ile beraber oluşturdukları yapı. Dokular embriyonun ektoderm, endoderm ve mezoderm tabakalarından farklılaşırlar. Dokuların bu embriyo tabakalarından farklılaşmasına histogenez denir. Farklılaşmamış bir hücre topluluğunun gelişim sırasında bir organa dönüşmesine organogenez denir.

Dokular: 1-Epitel dokusu; germ yaprağından da köken alır (ektoderm, mezoderm ve endodermden). 2-Destek dokuları; mezoderm germ yaprağından köken alır. Tipleri; bağ, kıkırdak, kemik, kan. 3-Kas dokusu; mezoderm germ yaprağından köken alır. 4-Sinir dokusu; ektoderm germ yaprağından köken alır.

Epitel Dokusu: Embriyonun tüm tabakalarından oluşur. Ektodermden; oral ve nazal mukoza, deri epidermisi, kornea epiteli, dış epitelin içe çökmesiyle (invaginasyonla) ve çoğalmasıyla (proliferasyonla) deri bezleri olan ter bezi, yağ bezi ve meme bezleri oluşur. Endodermden; sindirim kanalı epiteli, solunum kanalı epiteli, karaciğer, pankreas, mide bezleri oluşur. Mezodermden; böbrek, erkek ve dişi üreme kanallarının örtüsü, periton boşluğu ve seröz boşlukların örtüsü (vücut kavitelerini örter = mezotelyum), kan ve lenf damar örtüleri (endotelyum) oluşur. Epitel dokuları sıkıca bir araya gelmiş polihedral hücreler ile çok az hücrelerarası maddeden oluşurlar. Bu hücreler arasındaki bağlantı güçlüdür. Böylece oluşan hücresel tabakalar vücudun yüzeyini örter ve boşluklarını astarlar. Birçok epitel hücresi düzenli mitoz bölünmeyle yenilenir. Epiteller bazal lamina üzerine oturur. Bazal lamina ve bağ dokusunun bileşenleri bazal membranı oluştururlar. Epitel dokusu içinde kan ve lenf damarı yoktur. Besinler bitişiğindeki bağ dokusundaki kapiller yataktan çıkan besleyici maddeler ve oksijen difüzyonla epitele ulaşır. Bazal membran diffüzyona uygundur. Epitel hücreleri arasında intersellüler aralık ve ekstrasellüler matriks (hücreler arası madde) çok azdır. Epitel dokusunun bütünlüğü hücre yapışma (adezyon) molekülleri ve bağlantı birimleriyle sağlanır. Böylece vücut birimleri arasında seçici geçirgenlik yapar. Epitel hücreleri yapı ve işlev yönünden kutuplaşma özelliği gösterir.

Epitel Dokusunun İşlevleri: Emilim; ince ve kalın bağırsak ve böbrek tubülleri (absorbsiyon). Salgılama (sekresyon); bezler, mukus, hormon, enzim. Transport; yüzeydeki maddenin taşınımı (silya yoluyla). Koruma ve örtme (deri); altındaki dokuyu aşınma ve yaralanmalardan korur. Duyu alımı; dildeki tat cisimcikleri, retina. Gaz değişimi; akciğer alveolleri. Yüzeyler arasında kayganlık (mezotel). Kasılma; myoepitel. Epitel, eklem kıkırdağı dışında kalan bütün vücut yüzeylerini kaplar ve döşer.

Epitel Dokusu Tipleri: 1-Örtü epiteli, 2-Salgı epiteli.

Örtü Epiteli: Epidermis; vücut yüzeyini örten epitel dokusu. Mukoza epiteli; sindirim, solunum ve ürogenital sistem kanallarını döşeyen epitelyum. Mezotel; periton, perikard ve plevra gibi dış ortamla ilişkisi olmayan boşlukları döşeyen epitelyum. Endotel; kalbin ve damarların iç yüzünü döşeyen epitelyum.

Epitel Membranlarının Sınıflandırılması: Epitel dokusu bazal lamina ile serbest yüz arasındaki hücre tabakası sayısına göre sınıflandırılır. Eğer membran tek hücre tabakası ise basit epitel, tabaka sayısı birden fazla ise çok katlı epitel denir. Hücre morfolojileri yassı, kübik veya silindiirk (prizmatik) olabilir. Çok katlı epitelde en üst yüzeyde bulunan hücrelerin morfolojisine göre sınıflandırılır.

Örtü Epitelinin Sınıflandırması: 1-Kat durumuna göre; tek katlı örtü epiteli, çok katlı örtü epiteli, yalancı çok katlı örtü epiteli (psödostratifiye). 2-Hücre şekillerine göre; yassı örtü epiteli, kübik örtü epiteli, prizmatik örtü epiteli, değişici örtü epiteli (transisyonel).

Tek Katlı Yassı Epitel (Basit Yassı Epitel): Özellikleri: sıkıca paketkenmiş tek sıra poligonal hücrelerdir. Yüzeyden bakıldığında epitelial kılıf kiremite benzer ve nukleus sentriktir. Bulunduğu yerler: böbrek bowman kapsülünün parietal yaprakları ile Henle kulpunun ince kısmı, akciğer alveolleri, kalp, kan ve lenf damarlarının iç örtüsü (endotel), vücut boşluklarının epitel astarı, plöral ve peritoneal kavitelerde mezotel şeklinde görülür (mezotel), kulak zarının iç yüzeyi.

Tek Katlı Kübik Epitel: Özellikleri: yüzeyden bakıldığında genellikle altıgen şekilli, yüzeye dik kesitlerde kare şeklinde, sentrik yuvarlak çekirdekleri (nukleuslar) görülür. Bulunduğu yerler: salgılama ve emme görevini yapan dokularda, (bez), bazı böbrek tubullerinde, tiroit foliküllerinde, koroit pleksus (beyin-omurilik sıvısının salgılandığı tabaka), göz merceği kapsülünün ön yüzünde, retinanın pigment epiteli, ovaryumun serbest yüzeyi, büyük tükürük bezleri (parotis, sublingual, submandibular), pankreas ve Karaciğerin salgı kanalları, v.b.

Tek Katlı Silindirik Epitel: Özellikleri: longitudinal kesitlerde çekirdek bazalde, oval, uzun boylu hücreler olarak görülür. Boyu eninden fazladır. Çekirdekleri ince uzun ve aynı seviyede. Tek tabakalı silsiz silindirik epitel: midenin kardia bölgesinden anüse kadar tüm sindirim kanalı, safra kanalında, bir çok bezin salgı kanallarında görülür. Apikal yüzde çizgili kenar şeklinde mikrovillus görülebilir. Tek tabakalı silli silindirik epitelyum: uterus ve ovidukt, duktuli efferenteslerde, omuriliğin merkezi kanalında görülür. Akciğerin küçük bronşlarında, paranazal sinüslerin bazılarında bulunup, siller apikal yüzden lümene uzanır.

Çok Katlı Yassı Epitel: Özellikleri: en derin tabakası bazal lamina ile temas eden birkaç sıra hücre tabakasından ibaret olduğu için kalındır. Bu epitelin bazalindekiler kübik, orta kısmındakiler polimorf (çokgen şekilli), yüzeysel hücreler yassıdır. En alt sıra hücreler yeni hücre oluşumundan sorumludur. Keratinli çok katlı yassı epitel: en yüzeydeki hücreler ölüdür, nukleus ve bütün organellerini kaybetmişlerdir ve keratinle kaplıdır. Bulunduğu yerler; derinin epidermisi. Sürtünmeye dayanıklı, su geçirmez. Keratinsiz çok katlı yassı epitel: bu epitel ıslaktır. Yüzeysel hücreler nükleuslu oldukları için keratinsiz epitel denir. Ağız, özofagus, epiglottisin (gırtlak kapağı) bir kısmı, kornea ve konjunktivanın bir kısmı, vajina, anüs ve dişi üretrasının bir kısmı, vokal kordlarda bulunur.

Çok Katlı Kübik Epitel: Özellikleri: iki sıra kübik hücreden oluşur. Bulunduğu yerler: doğurucu epitele de örnek verilen erkek seminifer tübüllerinin epiteli, ter bezlerinin boşaltım kanalı, meme bezlerinin geniş kanalı, Katlı folikülü.

Çok Tabakalı Silindirik Epitel: Özellikleri: vücutta nadiren bulunur. Bazal laminaya oturan alt tabaka hücreler düzensiz şekilli ve çok yüzlüdür. Çok tabakalı silsiz silindirik epitel: göz kapaklarının içini örten konjunktivanın göz küresine geçiş yaptığı kemer şeklindeki dip bölgesi (fornix conjunctiva), büyük tükrük bezlerinin büyük boşaltım kanalları. Çok tabakalı silli silindirik epitel: yumuşak damağın burun kısmı, larinks, geçici olarak fetüs özofagusu.

Transizyonel (Değişken) Epitel: Özellikleri: hücre tabakaları organ dolu ve boşken değişir. Organ dolu iken hücreler basık veya yassı olduğu halde organ boşken büyük ve yuvarlak yüzeylidir. Yüzeye dik kesitlerde en üstte yassı, daha aşağıya doğru çokgen şekilli, en alt sırada alçak prizmatik (silindirik) veya kübik şekilli hücreler bulunur ki bunlar devamlı çoğaldıkları için bazal tabaka veya doğurucu-germinativ tabakada denit. Bulunduğu yerler: idrar kesesi ve idrar boşaltım yolları.

Yalancı Çok Katlı Silindirik Epitel (Pseudostratifiye): Özellikleri: yüzeye dik kesitlerde çok katlı olmadıkları halde çok katlı görünürler. Hücrelerin bazıları geniş bir tabanla, bazıları dar bir tabanla bazal laminaya oturur, bazıları serbest yüzeye ulaşır, yüzeye ulaşamayanların bazali geniş, apikali dardır. Bu epitel hücrelerinin yükseklikleri farklı olduğu için çekirdekleri farklı seviyelerde bulunur ve çok katlı görünüş hasıl olur. Yalancı çok katlı silli silindirik epitel: trakea, bronşlar, östaki kanalı, timpanik boşluğun bir kısmı, gözyaşı bezi, nazal kavite.

Kutuplaşma: Epitel hücrelerinin apikal, bazal ve lateral yüzeyleri şu fonksiyonları yapacak şekilde yapısal ve işlevsel olarak farklılaşmıştır; emme (absorbsiyon), salgılama (sekresyon), taşıma (transport). Epitel hücrelerinin apikal yüzey farklılaşmaları; kinosilyum (sil), flagellum, mikrovillus, stereosilya.

Lateral (Bazolateral) Bağlantıları: Zonula occludens (kapatıcı bağlantı), zonula adherens (tutturucu bağlantı), geçit bölgesi (nexus veya gap junction), makula adherens (desmozom), bazal lamina (bazal membran), bazal membran kıvrımları, hemidezmozom.

Mikrovillus: Eldiven parmağı şeklinde silindirik, zarla çevrili sitoplazma çıkıntılardır. Asıl görevi hücre yüzeyini arttırmaktır. Barsaktaki emilimden sorumlu mikrovilluslar villinle birbirine bağlanmış 40 kadar aktin taşır. Mikrovillusların üzeri glikokaliks tabaka ile örtülüdür. Glikokaliks tabakası lümen tarafındaki mikrovillusların uç bölümlerinde bulunur. Glikoprotein yapıda, koruma ve hücre tanınmasında görevlidir.

Flagellum: Siliyadan yalnızca çok uzun boyda olması ile ayrılır. Hareket etme özelliği sağlar. Genellikle hücrede tek bir flagellum bulunur. Örneğin; spermiumun hareketli kuyruğu uzun bir flagellumdur. Işık mikroskobuyla kolayca seçilir. Distal Sentriolden oluşup, 9+2 düzeninde aksonem taşır ki kinosilyumun kendisidir.

Siliya veya Kinosiliya (Silium): Hücrenin apikal yüzündeki tüy benzeri uzantılardır (0.2 x 7-10 mikrometre). Özünü ortada bir çift, periferde 9 çift mikrotübül içeren axonem oluşturur, bu hareketli olmasını sağlar. Periferdeki subunit A and B, dynein kolları, radiyal uzantılar, neksin köprüleri, kayma hareketini oluşturur. Bulunduğu yerler: iç kulakta vestibular aparatın silli hücrelerinde. Silyumlar mukusu ve epitel yüzeyindeki diğer maddeleri süpürmek için özelleşmişlerdir. Solunum sistemindeki silyumlar mukusu ve debrisi orofarinkse doğru hareket ettirir ve oradan da ya yutulur ya da dışarı atılır. Oviduktaki silyumlar zigotu uterusa götürür.

Stereosilia: Çok uzun silindirik biçimli, hareketsiz, dallanma, çatallanma gösteren çıkıntılardır. İnsanda erkek genital yollarından duktus epididimisteki epitelde ve iç kulaktaki işitme reseptör hücrelerinde görülür ki tubulus seminiferi kontortilerde yapılan spermiumlar buraya sıvı ile gelir. Burada hareket kazanırlar ve sıvı kaybolur. Gelen sıvının stereosilyalar tarafından emildiği anlaşılmaktadır. Fonksiyonu tam belirlenmemiştir, fakat epididimisteki epitelde absorbsiyon özelliği bulunduğundan, bu fonksiyona katkı olarak hücre yüzeyini genişlettiği düşünülmüştür. Sil ve flagellumun karakteristik yapısı stereosiliada bulunmaz (mikrotubulus yoktur). Bu nedenle her ne kadar stereosilia terimi kullanılırsa da, gerçek yapısı mikrovillustur. Bunlara uzun mikrovilluslar da denir.

Epitel Hücresinin Lateral Özellikleri: Komşu iki epitel hücresi lateral ile birbirlerine sıkıca bağlanmışlardır. Hücreleri birbirinden ayırmak için mekanik güç gerekir. Bu tip bağlantı çok fazla basınç ve çekilme ile karşı karşıya kalan yerlerde; örneğin derideki epitelde iyi gelişmiştir. Hücre mebranlarındaki glikoproteinde kısmen bu bağlantıya iştirak eder.

Hücreler Arası Bağlantı: 1-Tıkayıcı (sıkı bağlantı): zonula occludens-tight junction da denir. Bazolateral yüzde bulunur. 2-Yapıştırıcı, tutundurucu bağlantılar: ara bağlantı (zonula adherens-intermediate junction), bazolateral yüzde bulunur. Desmozom (macula adherens); bazolateral yüzde bulunur. Hemidesmozom; bazal yüzde bulunur. 3-İletici bağlantı: (gap junctionneksus): bazolateral yüzde bulunur.

Sıkı Bağlantı (Tıkayıcı): Zonula Occludens-Tight Junction: En apikalde, bant şeklinde hücreyi sarar. Bitişik hücre membranları birbirine yaklaşır ve kaynaşır. Kaynaşma yerinde 2 membranının transmembran proteinleri membranları birbirine bağlar. Testsite seminifer tubüllerde bulunan Sertoli Hücreleri birbirleriyle bu bağlantıyla özel bir şekilde bağlanarak kan-testis bariyerini oluşturur.

Yapıştırıcı, Tutundurucu Bağlantılar: Zonula adherens ve desmosom 2 ayrı ara bağlantıdır fakat hücrelerin birbirine tutunmasını sağlayan transmembran proteinler aynıdır, sadece hücre içinde zonula adherense aktin içeren mikrofilamentler, desmozoma ise sitokeratin içeren ara filamentler (epitelde bulunana tonofilament denir) tutunur. Yani bağlantının hücre içine (sitoplazmaya) bakan tarafındaki filamanlar farklıdır. Zonula adherens (ara bağlantı): kemer şeklinde, hücre membranları bağlanır ama kaynaşmaz. Aralık; 200 angstrom. Hücre duvarında kalınlaşmış iki plaka şeklinde yapılardır. Desmozom (makula adherens): hücrelerin 15-20 nm aralıklı olduğu düğme biçimli bir bağlantı brimidir. Bağlantı birimleri hemidesmozomla aynıdır, fakat hücre içinden sitokeratin içeren tonofilamentleri ile bağlıdır. Derinin çok katlı yassı epiteli yalnızca desmozom tipi bağlantı içerir.

Pemfigus Vulgaris: Deride ve ağız, burun, genital bölge gibi mukoz membranlarda şiddetli su kabarcıklarına yol açan nadir otoimmün bir hastalıktır. Vücut desmozomal proteinlerden desmogleine otoantikorlar bağlanır, böylece hücre bağlantısı bozulur.

Hemidesmezom: Hücreleri üstünde bulunduğu bazal laminaya bağlar. Desmoplakinleri içeren hücre içi plağa da tutunan ve ekstrasellüler matriks reseptörü işlevi gören transmembran proteinleri (integrinler). Yine hücre içi plağa tutunmuş sitokeratin içeren filamentler bulunur.

İletici Bağlantılar (Oluklu Bağlantı) (Gap Junction – Nexus): Hücrelerarası aralığın en az olduğu (2 nm) bağlantı birimidir. Küçük moleküllerin iletiminden sorumludur. Komşu hücrelerin metabolik yönden eşlenmesini sağlayan bağlantı birimidir. İletim 6 adet konneksin molekülü tarafından oluşturulan konneksonlar aracılığıyla sağlanır. Düz kas, kalp kası, nöron ve epitelial dokularda yaygındır. Gap Junction proteinleri merkezinde hidrofilik delik içeren altıgenler yaparlar. Bu birime konnekson denir.

Bazal Membran – Lamina: Epitel dokusu; bazal-alt kısmında; ekstrasellüler matriksin özel bir kısmı olarak kabul edilebilen, elektron mikroskobunda (EM) bazal lamina, ışık mikroskobunda (IM) ise bazal membran olarak isimlendirilen bir yapı ile desteklidir. IM’da PAS+ reaksiyonu ile veya immunohistokimya ile gözlenebilir. IM’da gözlenen bazal membran; bazal lamina ve lamina fibroretikülaris’den oluşur. Bazal lamina yapısı: 40-120 nm kalınlığındadır (70-90 nm). Etrafını sardıkları hücreler tarafından sentezlenirler. İyi organize olmuş bir yapısı vardır; laminin (850.000 kD glycoprotein), tip-IV kollajen, entactin (gp), perlecan (heparan sulfat içeren proteoglikandandır). İşlevi: Hücreyi; ekstrasellüler matrikse bağlar. Yara iyileşmesi sırasında epitel hücrelerine rehberlik yapar. Böbrekte özel filtrasyon görevi üstlenir. Bu nedenle bir filtre gibi davrandığı için böbrek glomerülünde oldukça kalındır. Tabakaları: bazal lamina EM’da ayırt edilebilir 2 tabakadan oluşur. Lamina rara veya lucida; soluk boyanan tabakadır (40-60 nm) epitel hücresinin bazal yüzüne komşudur. Lamina densa; koyu boyanan tabakadır (40-60 nm). Lamina fibroretikülaris; bu tabakaların altında bulunur ve retiküler fibriller (tip-III kollajen) ve fibronektin (gp) içerir.

Bazal Membran Kıvrımları: Bazal plazma membranının bazal sitoplazmaya doğru katlanması ile oluşur. Yüzey alanını genişletirler. Böbreğin proksimal ve distal tubullerinde ve tükrük bezlerinin bazı kanallarında belirgin olarak izlenir. Membrandan yapılan aktif transportta gerekli enerjinin karşılanması membran kıvrımları arasında yer alan mitokondriyonlarca sağlanır.

Salgı (Bez) Epiteli: Salgı işlevi için özelleşmiş epitel dokusudur. Salgılama işi için özelleşmiş hücre ve hücre gruplarına salgı bezi denir. Bunlar sentezledikleri salgılarını çeşitli şekillerde dışarı verirler (salgılama; sekresyon). Salgılama, bütün hücre organellerini ilgilendirir. Salgı ürünleri; protein, polipeptit, lipit, steroid veya glikoprotein yapısında olabilir. Hücrede sentezlenen salgı genelde salgı granül olarak adlandırılan küçük, zarla çevrili veziküller halinde depolanır. Salgı tek bir hücrede üretilebildiği gibi (goblet hücresi) karmaşık yapılı bir salgı bezinin (meme bezi, pankreas, adrenal bez) ürünü de olabilir.

Çok Hücreli Bezlerin Sınıflandırılması: 1-Hücre sayısına göre; ünisellüler (tek hücreli), multisellüler (çok hücreli). 2-Bezi oluşturan birimlerin sayısına göre; basit, bileşik. 3-Salgı ürünlerinin fiziksel ve kimyasal özelliğine göre; müköz, seröz, serö-müköz. 4-Epitel dokusu ile ilişkisine göre; endoepitelyal bezler, ekzoepitelyal bezler. 5-Bezin şekline göre; tubüler, alveolar, tubüloalveolar. 6-Salgılama şekillerine göre; merokrin, apokrin, holokrin.

Ekzokrin bezler (dış salgı bezleri): salgı yapan hücreler, ortalarında bir boşluk oluşturacak şekilde gruplaşır. Salgı bu boşlukta toplanır, oradan da gerekli yerlere gönderilir. Ürünlerini iç ya da dış yüzeye açılan kanallara boşaltan bu tip bezlere ekzokrin bezler denir. Örneğin; ter bezleri, tükrük bezleri, meme bezleri örnek verilebilir. Embriyolojik gelişim sürecinde köken aldıkları yüzey epiteli ile bağlantıları kesilmeyen, gelişim tamamlandıktan sonra da bir kanal halinde devam eden bezlerdir. Salgı ürünlerini bu kanala verererek naklederler. Tubüler yapıdaki kanal, salgı ürünlerini naklederken gerekliyse bazı maddelerin ekleyebilir, ürünü modifiye edebilir. Endokrin bezler (iç salgı bezleri): salgılarını vücudun diğer bölgelerindeki hedef hücrelere ulaştırabilmek için kana veya lenfe veren bezlere endokrin bezler denir. Örneğin; epifiz, hipofiz, tiroid, paratiroid, timus, pankreas, adrenal bez, ovaryum ve testis örnek verilebilir. Oluşumları 2 farklı şekildedir; adrenal bezdeki gibi kordonlar veya hipofizde olduğu gibi yığınlar yapacak biçimde bir araya gelirler. Tiroidde hücreler ortalarında folikül adı verilen bir boşluk oluşturarak kümelenirler. Farklılaşma sırasında çevreleri kılcal kan damarları ile donatılır. Parakrin bezler (paranöronlar): salgılamada, aracı moleküller sadece kendilerini salgılayan hücrelerin yakın çevrelerinde bulunan hücreler üzerine etkili olur. Bu bölgesel salgılamaya parakrin salgılama denir.

Ekzokrin bez epiteli; hücrelerinde oluşturulan salgı maddesinin dışarı verilme biçimine göre (ekzokrin bezlerde salgılama ürünü ekzositoz ile dışarı atılır) 3 tip salgılama biçimiyle tanımlanır; merokrin, apokrin, holokrin.

Merokrin ya da Ekrin Salgılama: Bu salgılama biçiminde salgının hücreden dışarı verilmesi hücre sitoplazmasında bir kayıba neden olmaz. Salgı granülleri hücrenin apikal yüzüne doğru ilerler ve salgı granülü hücre zarıyla tek noktada birleşir ve oluşan bu çift zarın yırtılmasıyla salgı dışarı boşaltılır. Gövdenin ter bezleri, Pankreas ve tükrük bezleri, parotis bu gruba örnektir.

Apokrin Salgılama: Salgının hücre dışına verilmesi sırasında bir miktar sitoplazma kayıbı söz konusudur. Salgı granülleri sitoplazmanın üst kısmında toplanırlar ve bu sitoplazma kısmı daha sonra koparak salgı granülleriyle birlikte lümene verilir. Lümende önce hücre zarı sonra granüllerin etrafındaki zar erir ve salgı serbestleşir. Apikaldeki sitoplazma kaybı ise yeni bir salgılama sürecine geçmeden önce onarılır. Memenin süt bezleri , gözkapağının siliyer (Moll) bezleri, dış kulak yolunun seruminöz bezleri, koltuk altı ve genital bölge ter bezleri apokrin tip salgılama yaparlar.

Holokrin Tip Salgılama: Hücrenin tümü salgı olarak verilir. Yani salgı maddesi hücrenin kendisidir. Hücre salgı maddesiyle dolarak programlı bir şekilde ölür, parçalanır ve bezden dışarı atılır. Geride kalan hücreler mitozla çoğalarak ölen hücrenin yerine yenisini üretirler. Derideki yağ bezleri , halokrin salgılamaya örnektir. Yağ damlacıkları hücrede biriktikçe alttan gelen hücreler bunları yukarı iter. Salgı çoğaldığı için hücre canlılığını kaybeder, sonra ölü bir yağ damlası olarak boşaltma kanalına atılır. Bu şekilde ölü hücrenin salgıyla birlikte atıldığı tip salgılama oluşur; gözkapağının tarsal (meibomian) bezleri.

Bez Yapıları: Vücudumuzda, bezlerin kanal ve salgı kısımlarının değişik şekilde bir araya gelmesiyle şu bez yapıları meydana gelir: Basit tübüler bezler: kalın barsağın salgı bezlerinde olduğu gibi salgısal kısımları, goblet hücrelerince meydana getirilmiş düz tübüler yapıdaki bezlerdir. Basit kıvrıntılı tübüler bezler: derideki ter bezleri, kıvrıntılı tübüler bir yapı gösterip, dermiste yerleşik olan salgı kısımlarından meydana gelmiştir. Basit dallı tübüler bezler: midenin pilor bölgesindeki mukus salgılayan bezlerdir. Geniş salgısal kısımlara sahip olan dallı tübüler bezler, mukus salgılar. Basit alveoler bezler: üretradaki paraüretral ve periüretral bezlerdir. Bu tür bezler, değişici epitelin bir çıkıntısı olarak gelişir ve tek tabakalı salgısal hücrelerden oluşur. Basit dallı alveoler bezler: midenin kardiya bölgesindeki mukus salgılayan bezlerdir. Bu bezlerin kısa ve tek boşaltım kanalları, doğrudan yüzeye açılır. Bileşik tübüler bezler: sindirim sisteminde özefagus ve duodenum ile solunum yollarının mukozası altında yerleşik bezlerdir. Duodenum submukozasındaki Brunner bezleri, buna tipik bir örnektir. Bu bezler, müköz alkali sıvı ile birlikte polipeptid yapısında bir hormon olan urogastronu (human epidermal growth factor) salgılar. Bu hormon mideden HCl üretimini baskılar ve epitel hücrelerin mitotik aktivite hızını arttırır. Bileşik tübüloalveoler bezler: submandibüler bezler iyi bir örnektir. Bu tür bezler, hem seröz ve hem de müköz salgı kısımlarına sahiptirler. Bileşik alveoler bezler: pankreastaki ekzokrin bezlerdir. Bu bezler, seröz salgı üreten ve piramit şeklindeki hücrelerden meydana gelmiştir.

Ekzokrin Bezlerin Salgıladığı Salgının Kimyasal Yapısına Göre: Seröz tip: salgı yapan son kısım Protein yapısında, sulu akıcı ve şeffaf bir salgısı vardır. Seröz salgı yapan hücrelere seröz salgı hücresi denir, bu tip salgı yapan hücre topluluğuna da seröz salgı bezleri denir. Salgı maddesi hücrenin apikalinde gözlenip asidofil boyanır. Bu hücrelerin bazal yüzü bazofil boyanır (GER ve ribozom nedeniyle). Ortadaki salgı kanalı ve lümeni küçüktür. Hücreleri piramidal biçimlidir salgı granüllerine zimojen granüller denir. Örnek yerler; dilin Ebner bezleri, pankreasın ekzokrin kısmı parotis ve bazı tükrük bezlerinin bir kısmı, göz yaşı bezleri. Mükoz tip: salgı yapan son kısım glikoprotein yapısında koyu yapışkan akıcılığı azdır. Hücreleri daha basık, çekirdekleri yassılmış ve periferde yerleşmiştir. Ortadaki lümenleri biraz daha geniş gözlenir. Apikaldeki karbonhidrat eridiği için boyayı az alır ve soluk olarak gözlenir. Salgısına musin, granüllerine musinojen granül adı verilir. Örnek yerler; mide örtü epiteli, duodenumun Brunner bezleri, bazı tükrük bezlerinin bazı kısımları. Sero-mükoz: salgı yapan son kısım (seröz yarım ay, miksed bez, Gianuzzi yarımayı). Ortada müköz salgı yapan kısım etrafının bir tarafında ise seröz salgı yapan yarımay vardır. Ortak lümeni, salgılama için kullanırlar.

Miyoepitelyal Hücreler: Dış salgı bezlerinin son kısımlarında, salgı hücresi ile bazal lamina arasında bulunan ektodermal kökenli hücrelerdir. Sitoplazmasında aktin,miyozin ve tropomiyozin miyofilamanları bulunduğu için kasılabilirler. Seröz asinusları saran miyoepitelyal hücreler,dallanmış şekildedir ve basket hücreleri olarak da bilinirler. Müköz tübüllerdeki miyoepitelyal hücreler, yıldızsı (stellat) şekildedirler. Bu hücrelerin kasılması ile ekzokrin salgı,boşaltım kanallarına geçer. Miyoepitelyal hücreler gözyaşı, tükrük, meme ve ter bezleri ile testisin seminifer tübülleri etrafında yerleşiktir.

——————————————————————————————————–

Fötal Hayatın Önemli Dönemleri

9. Haftadan Doğuma Kadar Olan Süre

Fetüs Yaşının Hesaplanması: İntrauterin dönem günler, aylar ya da haftalara bölünebilir. Son adet döneminden mi yoksa tahmini fertilizasyondan itibaren mi yapılıyor, belirtilmesi gerekmektedir. Kesin fetal yaş tayininde haftalar kullanılmalıdır. Hatta haftaların başı ve sonunun bile belirtilmesi anlamlıdır.

Gebelik Trimesterleri: Klinik olarak gebelik dönemi her biri 3 aydan oluşan üç trimestere ayrılmıştır. Birinci trimester: tüm büyük organ sistemleri gelişmiştir. İkinci trimester: fetüs boyutları yeterince gelişmiştir. Ultrasonografi ile anatomik ayrıntılar güzelce gösterilebilir. Bu trimesterin sonunda fetüs prematüre yani olgunlaşmadan doğarsa yaşabilir. Üçüncü trimester: en büyük gelişim 35.haftada oluşur.

Fetüsün Dış Özellikleri: Fetal yaş tahmini için fetüsün dış özellikleri ve çeşitli ölçümlerden yararlanılır. CRL uzunluğu (crown-rump length); baş-kıç mesafesidir. Anemnez güvenilir değil ise kullanılır. Birinci trimester sonuna kadar fetal yaş tahmini için tercih edilir. 2. ve 3. trimesterlerde birçok yapı ultrasonografik olarak tanımlanıp ölçülebilir. Bu ölçümler şunlardır: biparietal diameter (başın 2 parietal kemiğinin tümseklikleri arasındaki uzaklık), kafa çevresi, karın çevresi, femur uzunluğu, ayak uzunluğu. Fetal ağırlık, yaş tahmininde kullanılır. Fakat diyabetli annelerde fetal ağırlık CRL için normal kabul edilen değerleri aşar. İki yanak arası ve transvers beyincik ölçümleri de fetal değişim ve doğum yaşının belirlenmesinde kullanılmıştır. Fetüsün boyutlarının belirlenmesi küçük pelvisli kadınlar ve intrauterin gelişme geriliği/ konjenital anomalisi bulunan fetüsleri tespit etmede önemlidir. Özellikle fetüsün başının büyüklüğü kadın doğum uzmanlarınca büyük önem taşır.

9-12. Hafta

9. haftanın başında baş fetüsün CRL uzunluğunun yarısını oluşturur. Yüz geniş, kulaklar ayrık ve aşağıda, göz kapalıdır. Bacaklar kısa ve uyluklar küçüktür. 9.hafta sonuna kadar erkek ve dişi genital organlar birbirine benzer. 9. haftanın başında kırmızı kan hücrelerinin yapımının (eritropoezis) büyük bir kısmı karaciğer tarafından üstlenilir. 12. hafta sonunda vücut uzunluğu çok hızlı büyür ve 9. haftadaki CRL uzunluğunun 2 katı olur. Kafatası ve uzun kemiklerin primer kemikleşme merkezleri belirir. Göz kapalıdır. 12. haftanın sonunda kollar normal uzunluğunu kazanır, bacaklar hala kısadır. Erkek ve dişi genital organlar ergin fötal yapılarını 12. haftada kazanırlar. 12. haftanın sonunda fetus karaciğerinin bu görevi azalır ve dalak devreye girer.

12. Haftanın başında barsaklar göbek kordonunun proksimalinde yerleşiktir. 12. Haftanın başından itibaren göbek kordonundaki barsaklar karın boşluğuna döner. İdrar; 9-12. haftalar arasında oluşmaya başlar, amniyon sıvısına katılır ve fetus bundan biraz içer. Fetus ilk kez stimuluslara (uyarılara) reaksiyon gösterir ve anne tarafından hissedilir.

13-16. Hafta

Gelişme çok hızlıdır. Fetüs başı 12. haftayla kıyaslandığında nispeten küçüktür. Bacaklar uzamıştır. 14. haftada ultrasonla yavaş göz hareketleri görülebilir. 14. haftada dış genital organlar tanınabilir. İskelet kemikleşmeye başlamıştır. 16. haftanın başında anne karnında ultrasonda kemikler gözükür. Kafa derisinde saç örnekleri belirir. 16. haftada oogonyumları içeren primordial foliküllerden oluşan ovaryumlar farklanır. 16. haftada fetusun dış görünümü insanı daha fazla andırır. Çünkü başın yanında yer alan gözler normal yerine gelir. Kulaklarda son pozisyonundaki yerlerine yaklaşır.

17-20. Hafta

Gelişme yavaşlar. Bacaklar nispeten son boyutlarına ulaşır. Fetal hareketler anne tarafından hissedilir. Deri vernix caseosa denilen yağlı peynir benzeri bir madde ile kaplıdır. Bu fetal yağ bezlerinden salgılanan, yağ ve ölü epitel hücre karışımından oluşan bir maddedir. Vernix caseosa fetusun narin derisini aşınmadan, çatlamadan ve amnion sıvısının yapabileceği hasara karşı korur. 20 haftalık fetusun gövdesi genellikle tamamen lanugo adı verilen ince tüylerle kaplıdır ve deri üzerinde vernix caseosanın tutunmasına yardım eder. Kahverengi yağ dokusu bu dönemde yapılır. Boyun kökü, sternumun arkası ve böbrek çevresi civarında bulunur. Kaşlar ve saçlar 20. haftada görülür. 18. haftada uterus oluşur ve vagina kanalize olmaya başlar. Ovaryumda oogonyum taşıyan birçok primordiyal folllikül oluşur. 20. haftada testisler skrotuma doğru inmeye başlar fakat hala dişi fetüslerdeki ovaryumlar gibi karın arka duvarına asılıdır.

21-25. Hafta

Fetusun ağırlığında önemli bir artış olur. Fetus derisi buruşuk ve daha fazla şeffaftır. Taze örneklerde deri rengi pembe-kırmızıdır. 21. haftada hızlı göz hareketleri başlar. 24. haftada akciğerde alveol duvarındaki tip 2 pneumosit isimli sekretuar epitelyal hücreler, yüzey aktif bir lipid olan ve akciğerlerin gelişen alveollerinin etkinliğini sağlayan surfaktanı salgılamaya başlar. Aynı zamanda 24. haftada tırnaklar oluşmuştur. Fetus erken doğarsa ölebilir çünkü solunum sistemi daha gelişmemiştir ama 22-25 haftalık fetus erken doğduğunda yoğun bakıma alınırsa yaşamını sürdürebilir.

26-29. Hafta

Fetusun akciğerleri solunum yapabilecek seviyededir. Erken doğum olursa özenli bakımla yaşayabilir. Merkezi sinir sistemi ritmik solunum hareketlerini ve vücut sıcaklığını düzenleyebilecek olgunluğa sahiptir. Yeni doğanlarda ölüm düşük (2500 gr ve altı) ve çok düşük (1500 gr ve altı) doğum ağırlığı nedeni ile olmaktadır. Gözler 26. haftada açılır. Saçlar ve lanugo iyi gelişmiştir. Derideki kırışıklıkları gideren deri altı yağ dokusu artmıştır. Beyaz yağın miktarı %3,5’a kadar ulaşır. Fetal dalak hamatopoezisin (farklı tipteki kan hücrelerinin ve diğer oluşan kan elemanlarının olgunlaşma süreci) önemli bir yeri olmuştur. Fakat kemik iliği bu görevi devir almasıyla 28. haftanın sonunda dalaktaki eritopoezis sonlanır.

30-34. Hafta

Gözde pupiller ışık refleksi 30. haftada belirlenebilir. Bu dönemin sonunda deri pempe ve düz olur. Alt ve üst eksremiteler tombullaşır. Beyaz yağ miktarı %8 olur. 32. hafta ve daha büyük yaştaki fetuslar erken doğarsa genellikle yaşar. Bu dönemde fetus normal ağırlıkta doğarsa kiloca prematür yerine doğum tarihine göre prematürlükten bahsedilir.

35-38. Hafta

35 haftalık fetusta kavrama yeteneği vardır. Işığa karşı kendi kendine uyum gösterir. Terme (doğum zamanı) yaklaştığında (37-38.hafta) sinir sisteminin bazı karmaşık fonksiyonlarını başaracak yeterli olgunluktadır. Birçok fetus bu dönemde tombuldur. 36. haftada baş ve karın çevresi eşittir, bundan sonra karın çevresi kafa çevresinden büyük olabilir. Doğumun yaklaştığı dönemde gelişme yavaşlar. Normal tarihinde doğan fetusların CRL uzunlukları 360 mm, ağırlıkları 3400 gr’a ulaşır. Beyaz yağ %16 olmuştur. Doğumda genellikle erkek fetuslar dişilere göre daha uzun ve daha ağırdır. Deri pempe mavi renktedir. Erkekte testisler skrotum içindedir, erken doğan bebeklerde ise inmemiş testis vardır. Kafa hala fetusun en büyük bölgelerindendir.