Notlar 6

Toplumda Beslenme Durumunun Saptanması

Beslenme yetersizliğinin en iyi ve erken göstergesi kişinin enerji ve besin öğelerini alım düzeyinin; yani besin tüketiminin saptanmasıdır. Besin öğesi yetersizliği ilerledikçe depolar boşalır, besin öğesinin kandaki ve dokulardaki düzeyleri düşer ve işlevsel bozukluklar ile klinik belirtiler daha sonra ortaya çıkar. Örneğin, demir yetersizliği anemisinin saptanmasında hemoglobin, hematokrit düzeyinde düşme gözlenmeden önce, depo demiri olan ferritinin kanda düzeyi düşer.

Beslenme Durumunun Saptanmasında Kullanılan Yöntemler: Besin tüketiminin (alımının) saptanması, antropometrik yöntemler, biyokimyasal ve biyofizik testler (fonksiyonel testler), klinik belirtiler ve sağlık öyküsü, psikososyal verilerdir.

Besin Tüketiminin (Alımının) Saptanması Kullanılan Yöntemler: 24 saatlik besin tüketimi yöntemi hatırlama veya kayıt tutma tekniği ile saptanır. Besin tüketim çalışmaları bazı durumlarda 24 saatlik besin tüketimi yöntemi; 3, 5, 7 ve daha fazla günü içeren zaman diliminde tekrarlanır. Besin tüketim sıklığının saptanması (besin tüketim miktarını da içerebilir). Diyet öyküsü (24 saatlik besin tüketimi, besin tüketim sıklığı, diğer bilgileri -sosyoekonomik düzey, eğitim düzeyi, beslenme alışkanlıkları, besin satın alma, hazırlama, pişirme ve saklama koşulları, fiziksel aktivite durumu vb) içerir. Besin alımının gözlenmesidir.

24 Saatlik Besin Tüketim Yöntemi: Bireye son 24 saat içinde veya daha fazla gün içinde tükettiği tüm besinler ve içecekler sorulur. Sıklıkla birbirini izleyen üç gün (iki günü hafta içi, bir günü hafta sonu) süre ile tekrarlanır. Soru kağıdı bireyin kendisi tarafından yazılabildiği gibi, besin ve beslenme konusunda öğrenim görmüş diyetisyen/beslenme ve diyet uzmanı tarafından hazırlanan forma kaydedilir. Hatırlama; besinlerin porsiyon modelleri, ev ölçüleri (su bardağı,çay bardağı, kahve fincanı, kupa, yemek kaşığı (silme, tepeleme), kepçe, tatlı kaşığı, küçük, orta boy, büyük boy vb. ile bilinen net miktarları kullanılarak sağlanır. Her besinin sağladığı enerji ve besin ögeleri miktarları besin bileşim cetvelleri kullanılarak hesaplanır. Tüm günlerin toplamı gün sayısına bölünerek ortalama bir günlük besin türlerinin ve besin ögelerinin miktarı bulunur. Bulunan değerler yaş, cinsiyet, fizyolojik duruma göre “günlük tüketilmesi önerilen alım miktarları (RDA-Amerika, DRI-Amerika, RNI-FAO/WHO, PRI-Avrupa Birliği vb.) ile kıyaslanır. Gereksinmenin ne kadarının karşılandığı bulunur.

24 Saatlik Besin Tüketim Formu
Miktar
Öğün Besin veya Yemek Adı Besinler veya İçindekiler Ölçü Ağırlık (g) Net Miktar (g)
Sabah
Kuşluk
Öğle
İkindi
Akşam
Gece

.

Besin Tüketim Sıklığının Saptanması: Besin tüketim sıklığı ile besin veya besin gruplarının tüketimi gün, hafta veya ayda sıklık olarak ve istendiğinde miktar olarak saptanır. Besin tüketim sıklığı, 24 saatlik besin tüketimi ile birlikte kullanıldığında elde edilen bilgileri doğrular ve besin tüketim örüntüsü hakkında bilgi verir. Besin tüketim sıklığı yöntemi beslenme ile hastalık riski arasındaki ilişkilerin saptanmasında sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Besin tüketim sıklığı formu amaca bağlı olarak değişik şekillerde hazırlanabilir.

Besin Alımının Gözlenmesi: Bireyin besin alımının gözlenmesi en güvenilir yöntem olmasına karşın zaman alıcı, pahalı ve zordur. Hastane koşullarında, huzurevlerinde, kamplarda ve okullarda yemek servisi esnasında uygulanması daha kolaydır. Tüketilen besin türü ve miktarı konusunda bireyin bilgi düzeyinin olması gerekir. Metabolik çalışmalarda aynı miktar besinler tartılarak, kimyasal analizleri yapılarak doğru saptamanın yapılması mümkündür. Besin alımının saptanmasında karşılaşılan güçlükler: doğru kayıt tutulması veya soruşturma gerekir. Yaş, eğitim durumu, zeka düzeyi, psikolojik durum, dikkat vb. durumlar hatırlamayı etkileyen etmenlerdir. Bu çalışmaların eğitim düzeyi düşük olan bireylerde, adölesanlarda ve yaşlılarda yapılması zordur. Tüketilen besin türünün ve miktarının hatırlanması zor olmaktadır. Tüketilen besin türü ve miktarının doğru hatırlanmaması, bir gün önceki besin tüketiminin normalden farklı olması, utanma ve çekinme nedeni ile doğruyu söylememe sıklıkla gözlenen hata kaynaklarıdır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi zordur. Besinlerin besin öğelerine çevrilmesi ise özel bir beceri ve besin bileşim cetvellerinin kullanımını gerektirir. Besin bileşim cetvellerinin doğruluk derecesi ve besin öğelerinin diyetteki biyoyararlılığı da besin alımının saptanmasını sınırlayıcı etmenlerdir. Özel bilgisayar programları ve besin bileşim cetvellerinin kullanılması gerekir. O nedenle bu çalışmaların yapılması özel eğitim almayı gerektirir. Diyetisyenlerin temel mesleki eğitimlerinde ve yaklaşımlarında besin tüketim çalışmaları özel yer tutmaktadır.

Antropometrik Ölçümler: Antropometrik ölçümler beslenme durumunun saptanmasında; büyüme, yağsız vücut dokusu ve yağ dokusu miktarının ve vücutta dağılımının göstergesi olması nedeniyle önem taşır. Vücut ağırlığı, boy uzunluğu, üst orta kol çevresi, baş çevresi, bel çevresi, kalça çevresi, deri kıvrım kalınlıkları gibi ölçümler sıklıkla kullanılan yöntemlerdir. Antropometrik ölçümler sürekli ve düzenli olarak kullanıldığında bireyin beslenme durumu sağlıklı olarak değerlendirilebilir. Sıklıkla kullanılan yöntemleri şu başlıklar altında inceleyebiliriz; vücut ağırlığı ve boy uzunluğu, vücut yağının saptanması, yağsız vücut dokusunun saptanması.

Vücut Ağırlığı Ve Boy Uzunluğu: Vücut ağırlığı ölçümü beslenme durumunun göstergesi olarak sıklıkla kullanılır. Ağırlık; vücuttaki toplam yağ, kas, su ve kemiklerin toplamıdır. Vücutta su miktarının artması (ödem, asit birikimi) veya azalması (ishal vb), tümör varlığı, organ büyümesi gibi durumlarda vücut ağırlığı ölçümü doğru değildir. Yatağa bağımlı kişilerde de vücut ağırlığının ve boy uzunluğunun bazı ölçümler ve denklemler kullanılarak saptanması olanağı bulunmaktadır. Bunun için BKI, Persentil, Z skoru en sık kullanılanlarıdır. Yetişkinlerin değerlendirilmesi: 20-74 yaş grubunu kapsayan boy uzunluğuna göre vücut ağırlığı referans değerleri (standart) kullanılarak değerlendirme yapılabilir. Referans değerlerde boy uzunluğuna göre vücut ağırlığı persentil değerleri yer almaktadır. Referans değerlerde yer aldığı için vücut yapısının saptanması gerekir. Vücut yapısı dirsek genişliği, bilek çevresi gibi ölçümlerle belirlenir. Hastalık durumlarında vücut ağırlığı kaybının belirlenmesi için ideal vücut ağırlığı, vücut ağırlığı kaybı da hesaplanabilmektedir. Sonuç olarak yetişkinlerde referans değerlere göre değerlendirme oldukça kapsamlıdır ve kullanımı pratik değildir. En kolay ve pratik olarak yorumlanabilen Beden Kitle İndeksi (BKİ) hesaplanması ve yorumlanmasıdır. BKİ sporcular için uygun değildir. 0-19 yaş grubu çocuk ve ergenlerin değerlendirilmesi: 1) 0-5 yaş grubu çocuklar: DSÖ; yeni büyüme eğrileri geliştirmiştir. Çocuklar için yaşa göre boy uzunluğu (yatarak ve ayakta), yaşa göre vücut ağırlığı ve boy uzunluğuna (yatarak ve ayakta) göre vücut ağırlığının değerlendirilmesinde 0-5 yaş grubunda yeni geliştirilen WHO-2006 ve 2007 Büyüme Standartları’nın kullanımı önerilmektedir. Bu büyüme eğrileri, vücut ağırlığı, boy uzunluğu, BKİ, üst orta kol çevresi, baş çevresi, triseps ve subskapular deri kıvrım kalınlıkları değerlerini içermektedir. 2) 5-19yaş grubu çocuk ve gençler: 6-18 yaş grubu erkek ve kız çocuklar ile adölesanlar için WHO/NCHS/CDC-1983 referans değerleri kullanılırken, sınırlılıkları nedeniyle WHO tarafından yeniden çalışma yapılmış ve WHO-2007 Referans Değerleri 5-19 yaş grubu için yayınlanmıştır. Yaşa göre vücut ağırlığı değerlerinin 5-19 yaş grubu için verilmesinin nedeni bu yaş grubunda büyüme atağındaki çocuklar arası farklılıktır. Bundan böyle WHO-2007 referans değerlerinin uluslararası kullanılması önerilmektedir. Çocuk ve adölesanlarda antropometrik ölçümlerin değerlendirilmesine bireyin değerlendirilmesi için persentil değerlerinin, toplum değerlendirilmeleri için de özellikle Z-skor ve gerektiğinde persentil değerlerinin kullanılması önerilmektedir.

Vücut Ağırlığı Ve Boy Uzunluğu Ölçümü
Vücut Ağırlığı
Yetişkin Kalibre edilebilen tartı aleti kullanılır, ince kıyafetle ve ayakkabısız ölçüm yapılır. En az 0.5 kg’a duyarlı tartı aleti kullanılmalıdır. Mümkünse sabah açken, dışkılama sonrası ölçüm yapılmalıdır
Çocuk 0.1 kg’a duyarlı hassas terazi kullanılır (bebek terazisi), çıplak iken ölçüm yapılır.
Boy Uzunluğu
Yetişkin Ayaklar yan yana ve baş Frankfort düzlemde iken ölçüm yapılır. Ölçümde stadiometre kullanılmalıdır.
Çocuk İki yaşına kadar yatarak, iki yaşından sonra ayakta ölçüm yapılır. Yatarak ölçüm infantometre, ayakta ölçüm stadiometre kullanılarak yapılır.

.

Toplum Taramalarında
Referans Medyan Yaşa Göre Ağırlık Yaşa Göre Boy Boya Göre Ağırlık
<-2 standart sapma (Z skor) Düşük kilolu Bodur Zayıf
>+2 standart sapma (Z skor) Şişman Çok Uzun Şişman

.

Birey Ve Toplum Taramalarında WHO 2006 Ve 2007 İçin 3. Ve 97. Persentillerin Kullanılması Önerilmektedir.
Persentil Yaşa Göre Ağırlık Yaşa Göre Boy
< 3 veya <5. persentil Çok zayıf Çok kısa
≥5- <15. persentil Zayıf Kısa
≥15- <85. persentil Normal Normal
≥85- <95. persentil Kilolu, toplu, hafif şişman Uzun
≥95. veya ≥ 97. persentil Şişman Çok uzun

.

Beden Kitle İndeksi (BKI): zayıflık ve şişmanlık durumunun saptanması amacıylakullanılan pratik bir yöntemdir. BKI tüm yaş grupları için kullanılır. Sporcularda kullanımı uygun değildir. Beden kitle indeksinin hesaplanması; ölçülen boy uzunluğu santimetreden metre cinsine çevrilir, kilogram cinsinden vücut ağırlığına bölünür, standart değerlerle kıyaslanır.

Vücut Yağının Saptanması: Şişmanlığın saptanmasının en geçerli yöntem vücutta yağ miktarının saptanmasıdır. Vücuttaki yağ miktarının saptama yöntemleri çeşitlidir. Pratikte deri kıvrım kalınlığı, beden kitle indeksi (BKI) ve boy uzunluğuna göre vücut ağırlığı sıklıkla kullanılan yöntemlerdir; 1-Deri kıvrım kalınlığının ölçülmesi, 2-Üst kol yağ alanının saptanması, 3-Bel ve kalça çevresinin/ölçülmesi, 4-Laboratuvar yöntemlerle vücut bileşiminin saptanması.

Deri Kıvrım Kalınlığının (DKK) Ölçülmesi: Ölçüm olarak sıklıkla triseps ve subskapular deri kıvrım kalınlığı ölçümleri hem yetişkin bireylerde hem de çocuk ve gençlerde kullanılmaktadır. Eğer deri kıvrım kalınlığından vücut yağ miktarı ve yağsız vücut dokusu miktarı bulunulacaksa, o koşullarda yetişkinlerde triseps ve subskapular deri kıvrım kalınlığına ek olarak biseps ve suprailiak deri kıvrım kalınlıkları da ölçülür. Deri kıvrım kalınlığının ölçülebilmesi için deri kıvrım kalınlığı ölçümünde kullanılan kaliper aletine gereksinme vardır. Ölçüm tekniği ve kaliperin kullanılması pratik gerektirir.

Üst Orta Kol Yağ Alanının Saptanması: Üst orta kol çevresi ve triseps DKK (TDKK) ölçülür ve denklem kullanılarak hesaplama yapılır ve yorumlanır. Üst orta kol yağ alanı = [(C x TDKK)/2] – [(pi x TDKK)/4]. C; üst orta kol çevresi (cm). Pi; 3.1416.

Bel Ve Kalça Çevresinin/Oranının Saptanması: Yetişkinlerde bel çevresi ve bel/kalça oranı kronik hastalıklar için risk değerlendirmesi amacıyla kullanılır. Bel/kalça oranı = bel çevresi (cm)/kalça çevresi (cm). Bel çevresi ölçümü; en alt kaburga kemiği ile kristailiyak arası bulunur, Orta noktadan geçen çevre mezür ile ölçülür. Kalça çevresi ölçümü; bireyin yan tarafında durulur, En yüksek noktadan çevre ölçümü yapılır. Bel çevresi ölçümü tek başına da kullanılmakta ve kronik hastalıkları riski için tanımlayıcı olabilmektedir. Bel/kalça oranı erkeklerde 1.0, kadınlarda 0.8 üzerine çıkmamalıdır. Çünkü android şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı kronik hastalıkların görülmesinde riskin göstergesidir.

Laboratuvar Yöntemlerle Vücut Bileşiminin Saptanması: Ultrason, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme (MRI), total vücut elektrik geçirgenliği (TOBEC) ve biyoelektriksel impedans analizi (BIA) kullanımı son yıllarda vücut bileşiminin saptanmasında kullanılmaktadır. Ancak bu yöntemlerle vücut bileşiminin saptanması zor ve pahalıdır. Biyoelektriksel impedans analizi (BİA): Yöntem; yağsız doku kitlesi ile yağın elektriksel geçirgenlik farkına dayalıdır. Yöntemde zayıf elektriksel akım (800 μ A; 50 Khz) impedansı ölçülür. Elden ele, elden ayağa, ayaktan ayağa farklı biyoelektrik impedans analizi aracı ile ölçümler yapılabilmektedir. Vücut yağ miktarı, yağsız vücut kitlesi, vücut su miktarı ve vücudun çeşitli bölgelerindeki yağın dağılımı gibi diğer birçok veri elde edilir. Kullanılması pratik, kolay olan ve önerilen bir yöntemdir. Biyoelektriksel impedans analizi kriterleri: Ölçüm öncesi; 24-48 saat öncesinde ağır fiziksel aktivite yapılmaması, 24 saat öncesi alkol kullanılmaması, en az 2 saat önce yemek yenilmiş olması gerekir. Test öncesi çok su içilmemelidir. Testten 4 saat öncesi çay kahve içilmemelidir. Bireyin üzerinde metal takı vb bulunmamalıdır. Ölçüm yapılan kişide kalp pili bulunmamalıdır.

Yağsız Vücut Dokusunun Saptanması: Üst orta kol çevresi, üst orta kol kas alanı, üst orta kol kas çevresi, deri kıvrım kalınlığı ölçümleri yapılır. Üst orta kol çevresi ve kol kas alanının ölçülmesi iskelet kası protein kitlesinin iyi bir göstergesidir. Triseps, biseps, subskapular ve suprailiak deri kıvrım kalınlıkları toplamından vücut yağ miktarı ve yağsız vücut dokusu saptanabilmektedir. Bu konudan vücut yağının saptanması bölümünde söz edilmiştir.

Biyokimyasal Testler: Beslenme durumunun göstergesi olan biyokimyasal ve hematolojik testler kan (plazma, serum), kırmızı ve beyaz kan hücreleri, idrar ile karaciğer, kemik, saç gibi dokularda yapılmaktadır. Kan proteinleri (albumin, transferrin, tiroksin-bağlayıcı prealbumin, retinol-bağlayıcı protein, fibronektin, somatomedin C), kan yağları (total kolesterol, HDL, LDL, VLDL, trigliserit), hemoglobin ve hematokrit düzeyleri, kan ve idrarda vitamin ve mineral düzeyleri beslenme durumunun saptanmasında kullanılan değerlendirmelerdir. Biyokimyasal ve hematolojik testler beslenme durumunun saptanmasında objektif yöntemlerdendir. Doğruluk ve kesinlik kullanılan yönteme bağlıdır. Geçerliliği etkileyen etmenlerin varlığı nedeniyle, bireyin değerlerinin yorumlanmasında dikkatli olunmalıdır. Bazen tek bir biyokimyasal göstergeye dayalı tanı ayırıcı olmayabilir. Birden fazla testin birlikte kullanılması beslenme durumunu daha iyi yansıtır. Bireye dayalı farklılıklar, bireylerarası farklılıklar ve laboratuvar farklılıkları biyokimyasal ve hematolojik testlerin yorumunu etkileyen etmenlerdir. Biyokimyasal ve hematolojik testler yorumlanırken bu etmenlerin gözönüne alınmasında büyük yarar vardır.

Biyofizik Yöntemler: Beslenme durumunun saptanmasında biyofizik yöntemlerle dokuların fonksiyonel yetenekleri veya yapısal bozuklukları saptanır. Beslenme yetersizliğinde fizyolojik fonksiyonlarda bozulma görülür. Bu bozuklukların saptanması yetersizliğin iyi bir göstergesidir. Bu testleri şöyle sıralayabiliriz; karanlığa adaptasyon testi, tat duyusu kaybının incelenmesi, kapiller frajilitenin ölçülmesi, kas ve sinir koordinasyonunun ölçülmesi, el kavrama gücünün ölçülmesi ile kas gücünün incelenmesi, çeşitli epitel doku ve hücrelerden biopsi ve smear alınarak incelenmesi, kemik iliği incelenmesi ile depo demir durumunun saptanması, immünolojik fonksiyon testleri, kemik mineral yoğunluğunun saptanması, bilişsel yetenek testleri, azot dengesinin saptanması.

Enerji Harcamasının Saptanması: Vücudun günlük enerji gereksinimi dinlenme metabolik hızı (RMR) veya bazal metabolizma hızı (BMR), fiziksel aktivite (PA) ve besinlerin termik etkisinin (TEF) toplamıdır. Total enerji harcamasının çoğunu RMR oluşturur. PA kişiden kişiye değişir. RMR: dinlenme anında vücudun çalışması için harcanan enerjidir. RMR’nin %29’unu karaciğer, %19’unu beyin, %18’ini iskelet kasları harcar. Vücut yüzeyi, cinsiyet, yaş, gebelik, kas dokusu, büyüme, endokrin hormonlar, uyku, ateş, çevre ısısı, menstruasyon durumu RMR’yi etkileyen etmenlerdir. RMR, besinlerin termik etkisini (TEF) içermektedir. PA: fiziksel aktivitenin total enerji harcamasına etkisi kişiden kişiye değişir. Her aktivitenin enerji harcamasına katkısı RMR ile çarpılarak günlük fiziksel aktivite için harcanan enerji bulunur. TEF: besinlerin sindirimi için harcanan enerjidir. Ortalama total enerji gereksinmesine katkısı %10’dur. Yüksek protein alımında %15 ekleme yapılmalıdır. Yemek sonrası egzersiz TEF’i iki katına çıkarır. Soğuk, kafein ve nikotin TEF’i arttırmaktadır.

Enerji Harcamasının Ölçülmesi: Enerji harcaması direkt ve indirekt kalorimetre yöntemleri ile ölçülür. Direkt kalorimetre yönteminde bireyin aktivite karşılığı verdiği ısı ölçülür. İndirekt kalorimetre yönteminde ise spirometre ile dinlenme anında oksijen tüketimi ve CO2 üretimi ölçülür. Ayrıca kayıt tutarak yapılan günlük aktiviteler karşılığı enerji harcaması pratik olarak bulunabilmektedir. Dinlenme metabolik hızının (RMR) saptanması: Kalorimetre ile saptanamadığı durumlarda RMR bulunmasında bazı denklemler kullanılmaktadır. Klinik çalışmalarda Schofield denklemi sıklıkla kullanılmaktadır.

Enerji Gereksinimi 2 Yöntemle Hesaplanabilir: Yöntem 1: bireyin boy uzunluğunu ve vücut ağırlığını ölçünüz. BKI’ni hesaplayınız. BKI 30 ve üzerinde ise ideal ağırlığı bulup, ağırlıkta düzeltme yapınız. Denklemlerden RMR’nı bulunuz. Aktivite düzeyine göre FA faktörünü ekleyiniz (%10, 20, 30 vb). Yöntem 2: ideal vücut ağırlığını aşağıdaki enerji harcaması değerleri ile çarpınız. İdeal vücut ağırlığı (kg) x Enerji harcaması (kkal).

Beslenme Durumunu Tarama Araçları: Hastanede yatan hastalarda da değişik yukarıda irdelenen yöntemlere ek olarak bazı indeksler (prognostik beslenme indeksi, hastane prognostik indeksi, beslenme risk indeksi) ve subjektif global araştırma, mini beslenme değerlendirmesi ve malnutrisyon universal tarama aracı tarama yöntemleri de kullanılabilmektedir. Fiziksel stres ve travma altında olan hastalarda protein-enerji malnütrisyonu sıklıkla görülmektedir. Postoperatif morbidite ve mortaliteyi önceden ve doğru olarak değerlendirmek ve önlemler alabilmek amacıyla çeşitli indeksler geliştirilmiştir. Mini beslenme araştırması toplumda yaşlıların beslenme durumlarını saptamak amacıyla da kullanılmaktadır.

Klinik Belirtiler Ve Sağlık Öyküsü: Klinik belirtilerin saptanması için fizik muayene ve bireyin tıbbi öyküsünün saptanması gerekir. Hastanede yatan hastalarda deri altı yağ dokusu ve kas dokusunun da incelenmesi önem taşır. Ödem ve asit varlığı ise özellikle değerlendirilmelidir. Klinik belirtilerin saptanması için deri, saç, dişler, dişeti, dudaklar, dil, gözler ve genital organları incelenir. Saç, deri ve ağızda epitel dokuda hızlı bir hücre değişimi (turnover) olduğu için yetersizliğe duyarlıdır. Gastrointestinal sistem mukozasındaki değişiklikler ise diare (ishal) ile gözlenir. Bu nedenle hastanın gastrointestinal sistemine ilişkin diare ve anoreksi gibi belirtilerin öyküsü alınmalı, çiğneme ve yutma işlevlerindeki değişiklikler öğrenilmelidir. Klinik belirtiler besin öğeleri yetersizliğini sıklıkla tam belirleyemez. Bu nedenle beslenme öyküsü ve biyokimyasal testlerin de birlikte kullanılması gerekir. Klinik belirtiler sıklıkla birden fazla besin öğesi yetersizliğine bağlı olarak görülebilir. Klinik belirtilerin ortaya çıkışının beslenme yetersizliğinin son aşaması olduğu unutulmamalıdır. Bazı klinik belirtilerinin resimleri aşağıda görülmektedir.

Psikososyal Değerlendirme: Bireyin davranışlarını ve davranış değişikliklerini değerlendirmek oldukça zordur. Ayrıca bireyin beslenmesi sosyal ve psikolojik etmenlerin etkisi altındadır. Bu nedenle davranış değişiklikleri sıklıkla gözlenebilmektedir. Bireyin beslenme bilgi düzeyi, besinleri hazırlama ve saklama olanakları, ekonomik durumu, yöresel ve etnik açıdan besinlere bakışı saptanmalı ve değerlendirilmelidir. Psikososyal değerlendirme hastalığın oluşumu, hastanın tedavisi ve hastanın eğitimi açısından büyük önem taşır.

————————————————————————————————————

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal cinsiyet eşitliği demokrasinin temel bir ilkesi, sürdürülebilir kalkınmanın da koşullarından biri olmakla birlikte toplumu güçlendirmenin temelinde kadınların güçlendirilmesi gerçeği bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle kadınların toplumsal konumlarına dayalı mevcut engellerin aşılması ve buna yönelik tüm önlemlerin alınması zorunluluğu bulunmaktadır. Türkiye’de kadınların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin verilerde sürekli bir iyileşme görülmekle birlikte arzu edilen noktada olmadığı açıktır. Kadınların toplumsal yaşamda karşılaştıkları sorunların pek çok konuyla bağlantısı nedeniyle konunun bütünlükçü bir yaklaşımla ele alınması ve bu alanda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların işbirliği içinde hareket etmeleri gerekmektedir.

WHO, toplumsal cinsiyette eşitliğini: “karar verme, seçme, fırsatları kullanma, kaynakların ayrılması, kullanılması ve hizmetleri elde etmede cinsiyete bağlı ayrımcılık yapılmaması” olarak tanımlamaktadır. Toplumsal cinsiyete bağlı eşitsizlikten daha fazla etkilenen cinsiyet kadındır. Halen 6.7 milyarı aşan dünya nüfusunun en az yarısını kadınlar oluşturmaktadır. Şu anda Türkiye nüfusunun %49.8’ini kadınlar oluşturmakta ve toplam kadın nüfusun %71,3’ü 18 yaş ve üstüdür. Kişinin cinsiyet temelli olarak ayrımcılığa uğramaması, toplumsal yaşamın her alanında eşit olarak yer alması anlamına gelmektedir. Kadın erkek eşitsizliği dünyanın farklı yerlerinde farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Dünyanın farklı yerlerinde; cinsiyetinden dolayı fetüs kürete edilmekte, yeni doğan kız çocukları öldürülmekte, genital mutilasyon/kadın sünneti yapılmakta, bir genç kız tecavüz sonucunda oluşan gebeliğini ailesinin dini inanışları nedeniyle sürdürmek zorunda kalmakta.

Biyolojik cinsiyet: kişinin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, fizyolojik, ve biyolojik özelliklerdir. Toplumsal cinsiyet: kadınların ve erkeklerin sosyal ortamlarında, bulundukları kültür içinde öğrendikleri, toplumsal yapılarla ilişki içinde belirlenen kadın ve erkek olmaya dair rollerine, sorumluluklarına ve sınırlılıklarına işaret eder. Toplumun bireye cinsiyeti nedeni ile biçtiği rol-ondan olan beklentileridir.

Erkekler: erkeklik iktidarla tanımlanır, elde edilmesi ve elde tutulması gereken bir şeydir. Erkekler ağlamaz düşüncesi, bozulmaz makineler, çalışarak aile geçimini sağlama, aileyi dışarıdan gelecek tehlikelere karşı koruma, kan davaları, aile namusunu temizleme gibi sorumluluklar yüklenmektedir. Kadınlar: Kadınlık; elden gitmez ancak , kadınlar iffetlerini kaybederler. Aile namusunu kadın temsil eder.Annelik kadının en önemli görevidir.

Biyolojik Ve Toplumsal Cinsiyet Farkları
Biyolojik Cinsiyet (Sex) Toplumsal Cinsiyet (Gender)
Biyolojiktir. Toplumsal olarak belirlenir.
Evrenseldir. Kültürün içinde öğrenilir.
Değişmez. Zaman ve mekana bağlı olarak değişiklik gösterir. Değiştirilebilir.

.
Biyolojik Cinsiyet mi? Toplumsal Cinsiyet mi?: Kadınlar çocuk doğurur ve emzirir; erkekler doğurmaz, ancak biberonla besleyebilirler. Kadınlar bir gün boyunca hane halkı bakımına ortalama 5.5 saatlerini ayırırken, hobileri için sadece 50 dakika ayırmaktadır. İnşaat sektöründe çalışanların çoğu erkektir. 224 değişik kültüre sahip topluluklarla yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre bunların sadece 5’inde yemekler her zaman erkekler tarafından hazırlanıyor, 6’sında ise evler kadınlar tarafından inşa ediliyor. Sizce neden? Çünkü, kızların okullaşma oranı erkeklerden düşük. Kadın istihdamı düşük. Öğretmenlik ve hemşirelik kadın mesleği olarak görülüyor. Kadın yönetici sayısı az. Erkeklerin ağlaması makbul değil. Evi geçindirmek asıl olarak erkeğin sorumluluğu. Bu durumlar, eşitsizliğin bazı sebepleridir. Cinsiyetler arasındaki farklılıklar güzeldir, ancak cinsiyet rolleriyle farklılaşmaların eşitsizliğe dönüşmesi kabul edilemez.

Kadınların Yaptıkları İşlerin Özellikleri Nelerdir?: Son derece rutin, kendini tekrarlayan işlerdir. Sosyo-ekonomik konumlarını güçlendirmeye katkı sağlamaz. Toplumda bir statü ve saygınlık yaratmaz. Kazanımları maneviyata dayalıdır.

Eşitsizliğin Erkekler Üzerinde Yarattığı Olumsuzluklar: Güçlü olma zorunluluğu, aile ile ilgili tüm kararları verme sorumluluğu, aileyi geçindirme sorumluluğu, duygularını gösterememe, bastırma sorunu.

Erkekler Ne Tür İşler Yaparlar?: Asıl olarak hanenin geçimini sağlamakla yükümlü görülürler ve ev dışında, ücret karşılığı çalışırlar. Tekrara dayanmayan, bilimsel bilgi ve teknoloji kullanımına uygun ya da fiziksel güç gerektiren işler yaparlar. Toplumsal bir kimlik ve statü edinirler (işçi, memur ya da esnaf olarak sendika, meslek örgütü türünden örgütlere katılırlar).

Kadınlar Ne Tür İşler Yaparlar?: Kadınlar asıl olarak aile ve ev işlerinden sorumludur. Eşlerinin ve çocuklarının bakımıyla ilgilenirler. Halkla ilişkiler uzmanıdırlar. Psikologdurlar. Diplomattırlar. Piyasa araştırmacılarıdır.

Toplumda Kadın Ve Erkek İçin Uygun Görülen Bazı Özellikler: Erkekler güçlü, kadınlar narindir. Aslında kadınlar zayıf görünür ama erkekleri ellerinde oynatırlar. Erkek, bilgeliği, aklı, sağduyuyu, bilgiyi ve erdemi temsil eder. Kadın ise yumuşaklığı, akıl dışılığı, bilgi ve kural dışılığı, anneliği duygusallığı temsil eder. Erkek adam ağlamaz! Erkek gibi mert ol!

Deyimler Ve Atasözlerinde Kadın Ve Erkek Klişeleri: Elinin hamuru ile erkek işine karışma. Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan kadından hayır gelmez. Oğlan babadan öğrenir sohbet ile gezmeyi, kız anadan öğrenir sofra dizmeyi. Erkek adam ağlamaz! Sakalım olsa sözüm geçerdi! Saçı uzun aklı kısa.

Bunlar gibi bazı yaygın inanışların ortadan kalkabilmesi için cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kavramlarını birbirinden ayırmak gerekmektedir. Kadın ve erkeklerin biyolojik farklılıklarına dayanarak onların toplumda oynadıkları rolün “doğal ve kaçınılmaz” olduğunu ileri süren eğilimlerden kaçınmak önem arz etmektedir. Bu ayrım kadınların ve erkeklerin onları kadın ya da erkek yapan özelliklerinden önemli bir kısmının toplumsal olarak belirlendiğini ve dolayısıyla değişebileceğini vurgulamaktadır.

Bu Değişimi Gerçekleştirmek Adına Ülkemizde Yapılan Çalışmalar: Türkiye Cumhuriyeti kadın hakları alanında dünyada istisnai ve özel bir tarihsel deneyim yaşamıştır. Bugün alınan bütün kararlarda ve uygulanan politikalarda geçmişin yansımalarını görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu ilk 10 yılda Atatürk‟ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlar; bir yandan kadının yurttaşlık hakları kazanmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiştir. Laik hukukun benimsenmesi ile kadınların eğitim, çalışma yaşamı, siyaset gibi kamu alanlarına açılması mümkün kılınmış ve eşitlikçi kamu politikaları ile devlet bu katılımı özendirmiş ve desteklemiştir. 1924 yılında kabul edilen, eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkânları sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1925 yılında kabul edilen Kıyafet Kanunu eşitliği sağlayan maddelerdendir. Kadınların yasal statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan ise 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur.

Bu Değişimi Gerçekleştirmek Adına Ülkemizde Yapılan Çalışmalar (Devam): Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok batı ülkesinden önce tanınmıştır. Türkiye 1985 yılında Birleşmiş Milletler kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılması sözleşmesini (CEDAW) onaylamıştır. Türkiye; anayasa ve yasalarıyla kadın-erkek eşitliğini güvence altına almış, ayrıca Avrupa sosyal şartı, çocuk hakları sözleşmesi, ILO, OECD, AGİK gibi kuruluşların sözleşme, karar ve tavsiyelerini uygulamaya geçirmeyi taahhüt etmiştir. Kahire dünya nüfus ve kalkınma konferansı eylem planı, 4. dünya kadın konferansı eylem planı ve Pekin deklarasyonu ve Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde ulusal mevzuatına aktarması gereken kadın-erkek eşitliği ile ilgili politikalar geliştirmeyi, yasal düzenlemeler yapmayı ve bu yasaları uygulamaya geçirmeyi taahhüt etmiştir. Milenyum deklarasyonu (binyıl kalkınma hedefleri) 6-8 Eylül 2000’de kabul edilmiştir. Bu deklarasyonda insani kalkınmaya yönelik olarak; yoksulluk ve açlığın ortadan kaldırılması, tüm bireyler için temel eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadının durumunun güçlendirilmesi, çocuk ölümlerinin azaltılması, anne sağlığının iyileştirilmesi, HIV/AIDS, sıtma ve toplumsal cinsiyet eşitliği ulusal eylem planı 15 diğer salgın hastalıklarla mücadele, çevresel sürdürülebilirlik ve kalkınma için küresel ortaklık konularını içermektedir.

Ulusal düzeyde kadın politikaları geliştirmek amacıyla 1990 yılında kurulmuş, 2004 yılında yeniden yapılandırılmış olan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) kurulmuştur. KSGM; ülkemizde kadın erkek eşitliğinin sağlanması, toplumsal yaşamın tüm alanlarında kadınların konumlarının güçlendirilmesi ve kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi için politikalar üretmek, strateji geliştirmek, tüm paydaşlarla işbirliği yapmak ve koordinasyonu sağlamak misyonu vardır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 2011’de kurulmuş olup, ilk olarak 61. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinde yer almış bir bakanlıktır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği (kadın-erkek eşitliği) kamusal ve özel hayatın tüm alanlarında her iki cinsinde eşit şekilde yer alması, görülebilmesi, güçlenmesi, temsil edilmesi ve katılımıdır.

————————————————————————————————————

Turist Sağlığı

Turist sayısı açısından dünyada 7. Sıradayız. Türkiye’ye yılda yaklaşık 30 milyon turist gelmektedir. Cumhuriyetimizin 100. Yılında 50 milyon turist, 50 milyar USD gelir hedeflenmektedir. Turist sağlığı; ikamet edilen yerden başka bir ülkeye tatil amaçlı giden turistlerin seyahat halindeyken acil ve ani olarak gelişen hastalıklarda sağlık hizmeti almak zorunda kalmasına “Turistin Sağlığı” denir.

Neden Önemli: Yolculuk yapan kişi, herhangi bir sağlık sorununu, hastalığını gittiği bölgeye veya ülkeye taşıyabilir. Sağlıklı olan bir kişi ziyaret ettiği yerlerde bir hastalığa yakalanarak, bunu ülkesine taşıyabilmektedir. Bazen de yolculuklar sırasında hastalık etkeni kişilere eşlik edebilmektedir. Örneğin; 1969-1999 yılları arasında 12 ülke tarafından havaalanı çevresinde yaşayan insanlarda toplam 87 sıtma vakası rapor edilmiştir. Bunun sorumlusu olarak uçaklara yerleşen sivrisinekler (jet-setting mosquitoes) gösterilmektedir.

Turizm Sağlığı Hizmetleri Konu Ve Amaçları: Turistin bulaşıcı hastalık taşımasını önlemek: hastalığın dünyadan eradike olması. Çıkışta, kontrol ve önleme. Girişte, kontrol ve önleme. Çabuk ve etkili reaksiyon. Salgın gelişmeyecek çevre yaratmak. Geziyi güvenle tamamlamak: turistik eylemlerin riskli olduğu kişileri belirlemek, turiste özel alanlar yaratmak, tüm alanları güvenli kılmak. Kaliteli sağlık hizmeti sunmak: turizme özgü sağlık hizmetleri ağı kurmak, yurt düzeyinde hizmetlerin kalitesini yükseltmek.

Antalya Halk Sağlığı Müdürlüğü, biri İngiliz turist çocuk olmak üzere, bildirimi zorunlu olan kızamık hastalığına yakalanan 4 kişinin izlerini dedektif gibi sürerek bindikleri taksinin şoföründen, konakladıkları oteldeki görevlilere kadar kimle temas ettilerse, tek tek tespit edip binlerce kişiye kızamık aşısı uyguladı.

Turist Sağlığı Ve Hekimliğinin Konuları: 1-Turistlerin birey yada grup olarak gereksinimleri. 2-Turistlerin özgül sağlık gereksinimleri; özel tedavi gereksinimleri (banyo tedavisi, iklim değişikliği gibi), rehabilitasyon, rekreasyon. 3-Değişik halk sağlığı sorunları; deniz suyu ekolojisi, sahil suyu kalitesinin korunması (denize boşalan atıkların yok edilmesi ya da zararsız hale getirilmesi), iklim ve sağlık, yönetim, bilgilendirme, yasal düzenlemeler (mevzuat), turizm sektöründe çalışanların sağlığı.

Turistik Bölgelerle İlgili Sağlık Sorunları: Aşı ile korunulabilir hastalıkların çözümlenmemiş olması, sağlık alt yapısının eksikliği, yetişmiş eleman eksikliği, turistlerle iletişim kurulabilecek sağlık birimleri       ve elemanlarının olmaması, gıda güvenliği, güvenlik yetersizlikleri, kazalar, gürültü sorunu, içme ve kullanma suyu yetersizliği ve kirliliği, atıkların yokedilmesiyle ilgili sorunlar.

Turistlerle İlgili Sağlık Sorunları: 1-Yolculuğa bağlı sağlık sorunları: hareket hastalığı, sirkadiyan ritmin bozulması, aklimatisasyon, daha önceden varolan hastalıklar. 2-Hastalık taşınması: diaretik hastalıklar (turist diaresi), cinsel yolla bulaşan hastalıklar, sıtma. 3-Gezilen bölge ile ilgili riskler.

Aşılama: Hepatit B, meningekok, polio, kuduz, tetanoz.

————————————————————————————————————

Türkiye Ve Dünyada Halk Sağlığı Sorunları

Halk sağlığı sorunu nedir? Toplumda; en sık görülen, en çok öldüren, en çok sakat bırakan, en çok iş gücü kaybına neden olan sağlık olaylarına denir. Halk sağlığı sorunları; nüfus sorunu, ölümlülük, hastalıklarla ilgili sorunlar, savaşlar, diğer sorunlar.

Nüfus Sorunları: Dünya genelinde yaklaşık yılda 140 milyon doğum ve 50 milyon ölüm gerçekleşmektedir. Dolayısıyla dünya nüfusunun yıllık doğal artışı 90 milyon kişi yani dakikada 165 kişidir. Dünya nüfusunun bu denli artışı da önemli sorunları yanında getirmektedir. Bu sorunlardan en önemlisi ise az gelişmiş ülkelerin sosyoekonomik durumunun giderek daha da kötüleşmesi ve buna bağlı olarak beslenmeden sağlık hizmetine ulaşılabilirliğe kadar tüm alanlarda halk sağlığı sorunlarının katlanarak artmasıdır.

TÜİK Verilerine Göre
Tarih TR Nüfus Artış %
2000 64.252 13.8
2004 67.723 12.4
2008 71.095 13.4
2011 73.950 12.8
2015 (tahmini) 77.601 11.4
2020 (tahmini) 81.778 9.7

.

2012 yılı Türkiye nüfusu 75.627.384 kişidir. Nüfusun %50,3’ünü erkekler, %49,7’sini ise kadınlar oluşturmaktadır.

Zaman Dünya Nüfusu Artış % İkiye Katlanma Süresi Ortalama Ömür
1650 500 milyon 0.05 1650 yıl 20 yıl
1750 730 milyon 0.1 700 yıl 35 yıl
1800 900 milyon 0.3 400 yıl 35 yıl
1850 1.1 miyar 0.5 240 yıl 35 yıl
1900 1.6 milyar 1 140 yıl 45 yıl
1950 2.5 milyar 1.1 70 yıl 55 yıl
2000 6 milyar 1.7 41 yıl 65 yıl

.

Hastalıklar; enfeksiyon hastalıkları, kronik hastalıklar, diğer hastalıklar.

Enfeksiyon Hastalıkları: trahom; 10.000 trahomlu var, Güneydoğu Anadolu’da yaygın. Lepra; Türkiye’de 4.000 lepralı var ve giderek azalıyor, güneş almayan yerlerde yaşayanlarda daha sıktır. Sıtma; 2 milyar kişi sıtma kuşağında, 2.7 milyon kişi sıtmadan ölmektedir, tüm sıtmalı insanlara ulaşılırsa eradike edilebilir. Kızamık; yılda 100.000’den fazla çocuk ölümüne sebep olmaktadır. Enfeksiyon hastalıklarında predispozan faktörler: kalabalık, kötü beslenme, sağlık hizmetlerine kısıtlı erişim, kontrolsüz üreme, düşük öğrenim düzeyi, sağlıksız içme suları, kişisel hijyen bozukluğu, lağımların kontrol altına alınamaması. Tüberküloz: dünyada 2 milyar insan tüberküloz mikrobu taşımaktadır. Bu sayıya her yıl 100-200 milyon kişi eklenmektedir. Tüberküloz, her yıl 3 milyon kişinin ölümüne neden olmaktadır. Tüberküloz dünyada ölüm nedenleri sıralamasında 5. sırada yer almaktadır. Dünyada, erişkinlerde bulaşıcı hastalıklardan ölümün en büyük ikinci nedenidir (HIV/AIDS’den sonra). Tedavi edilebilir hastalık olduğu halde, dünyada her gün 5000 kişi tüberkülozdan ölmektedir. Türkiye’de tüberküloz; sağlık bakanlığı resmi kayıtlarına göre Türkiye’de günümüzde her yıl ortalama 15.000 kişide verem hastalığı ortaya çıktığı bildirilmektedir. AİDS: Birleşmiş Milletlerin 2004 raporuna göre dünyada 38 milyon kişi HIV taşıyor, her yıl 5 milyon kişi virüs kapıyor ve 3 milyon kişi AIDS’ten ölüyor. Türkiye’de 1985-2003 yılları arasında HIV/AIDS toplam vaka sayısı 1712’dir. 2012 yılında toplam AİDS vakası 89’dur. Kanser: dünyada her yıl 12 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve 7.6 milyon kişinin kanserden yaşamını kaybediyor. Önlem alınmazsa, dünya genelinde 2030’da 26 milyon yeni kanser vakasına ve 17 milyon ölüme ulaşılacağı tahmin ediliyor. Türkiye’de her yıl 200.000 kişi kansere yakalanmakta. Türkiye’de en çok görülen ilk 10 kanser türü; akciğer ve bronş, prostat, mide, meme, deri, mesane, kolon, over, kemik iliği, endometrium.

Çevre Sorunları: Konut, atıklar, içme ve kullanma suyu, hava kirliliği, akarsu ve deniz kirliliği. Sorunların kaynakları; kentleşme, yiyecek güvenliği, iklim değişiklikleri, enerji kullanımı, kirlenme, su tüketimi, enfeksiyon hastalıkları.

Savaşlar: 2000 yılında dünyada silahlanma ve askeri harcamalar için 1 trilyon dolar harcandı. Bu günde 2.74 milyar dolar, dakikada 1.9 milyon dolar ediyor. Dünyada günde ortalama 4400, yılda 1.6 milyon kişi şiddet nedeniyle ölüyor.

————————————————————————————————————

Türkiye’de Güncel Aşı Uygulamaları

Aşılama, insan sağlığının iyileştirilmesi açısından insanlık tarihinin en önemli koruyucu tıbbi uygulamalarından biri olmuştur. 1974 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün uygulamaya koyduğu Genişletilmiş Bağışıklama Programı (GBP) ile birlikte çocuklardaki mortalite önemli ölçüde azalmıştır. Enfeksiyon hastalıklarının morbidite ve mortalitesinin azaltmada en ucuz ve etkili yolun aşılama olduğunu gösteren en somut örnek çicek aşısıdır. Çin’liler ve Türk’ler 15.ci yüzyılda ilkel aşılama yöntemi olarak kabul edilen “ Variolasyon” ile hastalıktan korunmaya çalışmışlardır. 1796’da Edward Jenner kendi gözlemlerine dayanarak, bilimsel açıdan bugünkü modern immünolojinin temelini oluşturan ilk canlı viral aşı olan çiçek aşısı ‘Cowpox’ veya ‘Vaksinia’ fikrini geliştirmiştir.

Aşılamanın Yeri: 1978 Alma-Ata, UNICEF ve DSÖ, 2000 yılında herkese sağlık çalışmaları ile benimsenmiştir. Büyümenin izlenmesi, ağızdan sıvı tedavisi, anne sütü ile beslenme, aşılama, doğum aralıklarının düzenlenmesi, besin yardımı, kadınların eğitimi. Polio, difteri, neonatal tetanoz, kızamık, kabakulak, kızamıkçık kalmamalı. Bebek ölüm hızı binde 20’nin altına inecek. Bölgeler arası fark %25’i geçmeyecek. Kazalara bağlı çocuk ölümlerinde %25 azalma.

Dünyada Çocuklar: 90’lı yıllarda 100 milyondan fazla çocuk ölmüştür. Yılda 10 milyon 5 yaş altı çocuk ölümü olmaktadır. Ölümlerin üçte ikisi ishal, ASYE, kızamık, tetanoz, boğmacadan kaynaklanmakta. Artan nüfus, gelişen teknoloji, iklim ve yaşam koşulları, değişen çevre her yaşta enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artırmıştır.

Enfeksiyon hastalıkları ile savaşta; en güvenilir, en etkili, en ekonomik, en iyi tıbbı yaklaşım aşılamadır. Bağışıklama; her çocuğun en doğal hakkı, en efektif yaklaşım olmasına karşın, ülkenin ekonomik düzeyi ile paralellik gösteriyor.

Bağışıklık Tipleri: Aktif bağışıklık: ya hastalık geçirilmesi ile ya da aşılarla sağlanır. Bu tür kazanılan bağışıklık genellikle uzun sürelidir. Aktif immünizasyonun temel prensibi, modifiye edilmiş mikroorganizma veya toksin antijeninin konağa verilmesiyle, konakta koruyucu immüniteyi sağlayacak antikor yapımını uyarıp, immünolojik belleği oluşturarak aynı patojen ile karşılaşan konağın hastalıktan korunmasını sağlamaktır. Pasif bağışıklık: insanlar ya da hayvanlardan elde edilen antikorların (immun globulinler) transferi ile sağlanır. Bu yolla sağlanan bağışıklık kısa süreli olup verilen immun globulin miktarına bağlı olarak birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişir. Anneden bebeğe plasenta yolu ile antikorlar, kan ve kan ürünlerinin verilmesi (tam kan, plazma, immun globulin preparatları gibi) pasif bağışıklık sağlayan durumlardır.

Aşılamanın Amacı: Sadece aşılanan kişiyi hastalıklardan korumakla kalmayıp, aynı zamanda o hastalığın toplumda kontrol altına alınması, eliminasyonu ve mümkünse eradikasyonunu sağlamaktır. Çiçek hastalığı immünoloji ilkelerinin, sağlık alanındaki en başarılı uygulamasıdır. Eradikasyondan önce fatalite oranı %10, 9 aralık 1979’da eradikasyon tamamlandı. Ülkemizde son polio vakası 26 Kasım 1998 tarihinde görülmüştür. Ancak halen dünyada vakaların görülmesi nedeniyle program ve aşılama çalışmalarına devam edilmektedir. Polio eradikasyon programı çalışmaları ile DSÖ, Türkiye ile birlikte Avrupa Bölgesi’ni 21 Haziran 2002’de “Poliodan Arındırılmış Bölge” Sertifikası ile belgelendirmiştir.

Bir aşının kullanıma girmesi için o hastalığın; o toplumda sık görülüyor olması, ölümcül niteliğinin fazla olması, tedavi olanaklarının sınırlı olması, aşının bağışıklık gücünün yüksek olması, istenmeyen yan etkilerin az olması, aşı giderlerinin karşılanabilir olması gerekir. Aşılar ile bazıları ömür boyu koruyucu, bazıları kısmen koruyucu; diğerlerinde belirli aralıklarla tekrarlanmaları durumunda koruyucu olan immünite oluşur. Özetle bağışıklama: “immün sistemin bir etkene karşı bağışıklık geliştirmek amacı ile uyarılmasıdır.”

Edinsel bağışıklık, karşılaştığı yabancı maddelere karşı konağı 3 aşamada savunur; yabancı olduğunu algılar, bunlara karşı savunmayı sağlar, bir daha unutmamak üzere belleğine kaydeder.

Türkiye’de etkin ve sürekli aşı uygulamaları 1930 yılında çiçek aşısı uygulanmasını zorunlu kılan yasa ile başlamıştır. Sağlık Bakanlığı bünyesinde aşıyla ilgili alanlardaki uzman kişilerden oluşan Bağışıklama Danışma Kurulu’nun (BDK) bilimsel desteği ve önerileri doğrultusunda geliştirilmekte ve yürütülmektedir. BDK yılda en az iki kez toplanarak güncel gelişmeleri görüşmekte ve önerilerde bulunmaktadır. Ülkemizde bugün ki bildiğimiz anlamda genişletilmiş aşılama programı 1985 yılında Türkiye Aşı Kampanyası ile başlamıştır.

Genişletilmiş Bağışıklama Programı (GBP): Özellikle kitlesel aşılamalarla toplumsal bağışıklığın oluşması suretiyle hastalıkların eliminasyonuna da imkan tanıması aşıların önemini daha da artırmaktadır. Hastalıkları kontrol altına almak ve tamamen ortadan kaldırmak amacı ile hassas yaş gruplarına enfeksiyona yakalanmalarından önce ulaşıp bağışıklanmalarını sağlamak için yapılan aşılama hizmetlerini içerir. Duyarlı yaş gruplarında kapı kapı dolaşma (mop up), yakalama (catch up) ya da takip (follow up) gibi ek aşılama programları yürütülmektedir. Temel amaç; doğan her bebeğin aşı takvimine uygun olarak hastalıklara karşı bağışık hale getirilmesidir. Genişletilmiş deyimi ise aşısız veya eksik aşılı bebek ve çocukların tespit edildiği anda aşılanmasının sağlanması ve bu uygulamanın ülke genelinde her yerde eşit olarak yapılması anlamını vurgulamak için kullanılmaktadır. Bu aşıların tamamı sağlık bakanlığı tarafından temin edilmekte ücretsiz şekilde uygulanmaktadır. GBP hedefleri: %95 aşılama oranına ulaşmak ve devamlılığını sağlamak, 12-23 aylık bebeklerin %90’ını tam aşılı hale getirmek, okul çağı çocuklarının rapel aşılarını tamamlamak, 5 yaş altı (0-59 aylık) eksik aşılı ya da aşısız çocukları belirleyerek aşılarını tamamlamak, her il düzeyinde %90 aşılama oranlarına ulaşmak ve devamlılığını sağlamak, tespit edilen tüm gebelere uygun tetanoz dozunu uygulamak, kayıt bildirim sistemini güçlendirmek, toplum katılımını sağlamak. GBP uygulamaları: boğmaca, difteri, tetanoz, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, tüberküloz, poliomyelit, hepatit B, hemofilus influenza tip B ve pnömokok aşısı hepatit A, suçiçeği aşısı.

Türkiye’de Aşılamanın Tarihçesi: 1930’lar; çiçek aşılaması. 1937; difteri, boğmaca aşılaması. 1952; BCG aşılaması. 1963; oral polio aşılaması. 1968; DBT aşılaması. 1970; kızamık aşılaması. 1981; GBP. 1985; Türkiye aşı kampanyası. 1995; polio ulusal aşı günleri. 1996; kızamık hızlandırma kampanyası. 1997; polio mop-up. 1998;           hepatit-B aşılaması. 2003; kızamık okul aşı günleri. 2005; kızamık aşı günleri. 2006; KKK aşısının programa eklenmesi. 2006; Hib aşılamasının başlatılması. 2008; DaBT-IPA-Hib 5’li aşı. 2007-2008; ilköğretim yaş gruplarının hepatit B ve kızamıkçık aşılarının tamamlanması. 2008 Kasım; konjuge pnömokok aşısının takvime girişi. 2010-2011; DaBT-IPA 4’lü karma aşı (ilkokul 1. sınıf). 2012 Ekim; hepatit A takvime eklendi. 2012 Aralık; suçiçeği aşısı (eklendi).

Aşıların Sosyal Getirileri: Hastanelere yatışı azaltır, eğitimin aksaması önlenir, tedavi giderleri azalır, salgın olasılığı azalır, toplu bağışıklığı sağlar.

Aşıların Sahip Olması Gereken Özellikler
Güvenilirlik Aşı kendi başına hastalık ya da ölüme yol açmamalı
Koruyuculuk Patojenle karşılaşıldığında hastalıktan korumalı
Uzun süreli etki Koruyuculuğu uzun yıllar sürmelidir
Nötralizan antikor yanıtı Nötralizan antikorlar oluşturmalıdır
T hücre yanıtı T hücrelerini uyarmalıdır
Pratik açıdan Biyolojik olarak stabil, ucuz, kolay uygulanabilir olmalı, yan etkileri az olmalıdır

.

Bir yaşın altında aşı uygulama yeri olarak uyluk tercih edilir. Uyluktan uygulamanın sebebi küçük çocuklarda deltoid kas dokusunun yeterince gelişmemiş olmasıdır. Canlı aşılar genellikle subkutan (deri altı) uygulanır. Adjuvan içeren aşılar intramuskuler uygulanır (subkutan veya intradermal uygulanırsa lokal enflamasyon, renk değişimi, granülom oluşumu artar). Aşı üreticinin önerdiği yoldan farklı bir yolla uygulandığında aşı etkinliği azalabilir veya lokal yan etki riski artabilir.

Temel Bağışıklama Prensipleri: İki canlı parenteral viral aşı (örnek KKK ve suçiçeği) aynı gün farklı kollardan uygulanabilir. Eğer aynı gün uygulanmadılar ise aralarında en az 28 gün süre bırakılması gerekir. (aksi taktirde ilk aşıya yanıt olarak oluşan antikorlar ikinci aşının etkinliğini teorik olarak azaltabilir). Genel olarak canlı aşılar hamilelerde kontrendikedir. Canlı aşılara karşı gelişen bağışıklık ömür boyu sürerken toksoid aşılara (örn: tetanoz, boğmaca, difteri) gelişen yanıt zaman içinde azalır. Bu nedenle bunlara pekiştirme (rapel) dozu gerekir. Eş zamanlı olarak uygulanmayan canlı parenteral aşılar arasında en az 4 hafta olmalı. Bir hastalığı geçirmiş ya da hastalığa karşı bağışıklanmış kişinin aşılanmasında sakınca yoktur. Aşılar hiçbir şekilde yarım/bölünmüş dozlarda uygulanmaz. Birden fazla doz şeklinde uygulanan aşılar için, normalde önerilen zaman aralığı aşılmış ise, aşılama serisine yeniden başlamak gerekmez. Farklı üreticilerce hazırlanmış aşılar birbirlerinin yerlerine kullanılabilir. Aşılama öncesi ve sonrasında bağışıklık düzeyinin ölçülmesi için endikasyon enderdir. Canlı ve ölü aşıların anne sütü üzerine etkisi yoktur, emzirme immünizasyonu etkilemez. Prematüre bebekler zamanında doğmuş bebeklerle aynı kronolojik yaş ve protokol içerisinde aşılanmalıdır, doz azaltımı veya bölünme olmaz.

İyi Bir Aşıdan Beklenenler: Oluşturduğu antikor titresi dışında; antikorların kalitesi (avidite), yanıtın belleği, T hücre yanıtını uyarma oranı, immünolojik açıdan güvenirliği, sadece sağlıklılarda değil, diğer gruplardaki etkinliği de önemlidir.

İki aşı aynı anda uygulanmaz ise: KKK ve suçiçeği gibi parenteral yolla uygulanan canlı aşılar aynı anda birlikte uygulanabilir. İki aşı arasındaki süre en az 4 hafta olmalıdır. Birinci aşıdan sonra 4 hafta geçmeden ikinci aşı uygulanmışsa, bu iki aşı arasında oluşabilecek interferans nedeniyle ikinci aşıya karşı immun yanıt yetersiz olabilir. Bu nedenle, ikinci aşının en az 4 hafta sonra tekrarlanması önerilmektedir. Aşıdan sonra immunglobulin uygulanmış ise: canlı aşılara karşı immun yanıt oluşabilmesi için aşıyla verilen mikroorganizmaların vücutta çoğalmaları gereklidir. Bu nedenle kızamık ve suçiçeği gibi canlı aşılar yapıldıktan sonra, virusların vücutta çoğalabilmeleri için (inkübasyon dönemi) en az 2 hafta süreyle immun globulin preparatları uygulanmamalıdır. Eğer aşıdan sonra 2 hafta geçmeden bu preparatlar uygulanmışsa, o aşı dozu yapılmamış gibi kabul edilmeli ve daha sonra aşı tekrar edilmelidir.

Aşıların Temel Komponentleri: Aktif immünite oluşturan antijen (polisakkarid, toksoid, virus, bakteri), prezervatifler, stabilizatörler, antibiyotikler (tiomersal, neomisin, albumin, glisin), süspansiyon sıvıları (steril su, serum fizyolojik), adjuvanlar (alüminyum tuzları).

Adjuvanlar: Adjuvanlar; yanıtı güçlendirerek ve İmmünokompetan hücrelere dağıtımın daha efektif yapılabilmesini sağlayarak immünojeniteyi arttırırlar. Etki mekanizmaları; antijeni depolayarak, immünokompetan hücreleri çekerek, doğal direnç hücrelerini aktive ederek etki gösterirler.

Aşı Kombinasyonları Gereksinimleri: 1-Uygulama açısından; aşılanan için, aşılayan için, enjeksiyon sayısı azalıyor, aşıların kabulü artıyor. 2-Halk sağlığı açısından; hekim ziyareti sayısı azalıyor, aşılama oranları artıyor, yeni antijenlerin eklenmesi kolaylaşıyor, hata oranı azalıyor, toplumda ve hekimler arasında direnç azalıyor. 3-Ekonomik açıdan; monovalan aşılardan ucuz.

Aşıların Kontrendikasyonları: 40 C’nin üzerindeki yüksek ateşli ağır hastalıklarda aşılama ertelenir. İmmün yetmezlikte, immünosupresif tedavi alanlarda, kortikosteroid kullananlarda, radyoterapi ve kanser tedavisi görenlerde hiçbir canlı aşı yapılmamalıdır. Aktif bir nörolojik hastalığın varlığında aşı yapılmaz. Aşının komponentlerine karşı (yumurta proteini, jelatin veya antibiyotik gibi) anaflaktik reaksiyon görülmesi kontrendikasyon oluşturur. Şayet gama globülin yapılmışsa optimal antikor üretimini sağlamak için bunu takip eden aşı 3 aya kadar geciktirilmelidir.

Aşılamanın Kontrendike Olmadığı Durumlar: Hafif, orta derecede lokal reaksiyon, ilk aşıdan sonra hafif veya orta derecede ateş, ateşli veya ateşsiz hafif hastalık, devam eden antibakteriyel tedavi, hastalıkların nekahat dönemi, prematürite, yakında geçirilmiş enfeksiyon hastalığı, annenin gebeliği, aşılanmamış ev halkı, penisilin allerjisi ve diğer nonspesifik allerjiler, ya da yakın akrabalardaki allerjik öyküler.

Aşıyı uygulayacak olan sağlık personeli şu sorularla o bireye aşı yapılmasına engel bir durum olup olmadığını saptayabilir: Bugün çocuğunuz nasıl? Bu soruyla, o sırada çocuğun aşılanmasına engel akut bir hastalığın olup olmadığı öğrenilebilir. Çocuğunuzun yiyecek ya da ilaçlara alerjisi var mı? Daha önceki aşılardan sonra herhangi bir sorun oldu mu? Çocukta ya da ailedeki diğer bireylerde bağışıklık sistemini ilgilendiren bir hastalığı olan var mı? Eğer, anne-babanın eğitim düzeyi düşükse, daha basit sorularla aile öyküsü (sık enfeksiyon, kardeşlerin durumu, kemoterapi ya da steroid kullanımı, vs) alınabilir. Çocuğa geçen yıl kan transfüzyonu ya da kan ürünleri uygulandı mı?

Splenektomi Ve Kemik İliği Naklinden Sonra Aşılar: Splenektomi yapılacak hastalara en az 2 hafta önce Hib, pnömokok ve meningokok aşıları yapılmalıdır. Eğer yapılmamış ise ameliyat sonrasında durumu düzelir düzelmez aşılanmalıdır. Kemik iliği nakillerinden 6 ay sonra inaktive aşılar, 2 yıl sonra da canlı aşılar yapılmaya başlanabilir.

BCG Aşısı: 2. ayda tek doz sol omuza intradermal uygulanır. 0-12 aylık bebeklere 0.5 diziyem yapılır, 12 ay üstü ve erişkinlere 1 diziyem yapılır. 3. aydan sonra yapılacaksa PPD sonucuna göre yapılır. Işığa ve ısıya çok duyarlıdır. Koruyuculuğu %0-80 arasında değişir. Dissemine hastalıktan (milier tüberküloz, tüberküloz menenjiti) koruyucudur. Çeşitli ülkelerdeki BCG uygulamaları: DSÖ’nün BCG politikası; DSÖ’ne göre tüberküloz yönünden yüksek endemisi olan ülkelerde doğan tüm çocuklar BCG ile aşılanmalıdır, çünkü aşı milier Tbc ve Tbc menenjite karşı koruyucudur. ABD’de latent Tbc’nin teşhis ve tedavisi yerine hiçbir zaman yoğun BCG aşılaması yapılmadı. İngiltere’de 1953 yılında genel BCG aşılaması başladı, 2005 yılına kadar, 13 yaşta tüm okul çocukları ve yüksek risk gruplarında doğan tüm yenidoğanlar aşı olmak zorunda idi. İngiltere’de TBC çok azaldığı için aşı rutin uygulamadan kalktı. BCG sonrası reaksiyonlar: 1-Erken reaksiyon (koch fenomeni); ilk 1 hafta içinde oluşur, enfekte uygulama, kısa süre önce BCG aşısı uygulanmış, daha önce etkenle karşılaşma. 2-Normal reaksiyon; 3-4 hafta sonra oluşur, kızarıklık, nodül oluşumu, akıntı görülür, 8. haftada kabuk oluşur, skar dokusu oluşur, aksiller LAP görülebilir.

DaBT-IPA-Hib: 5’li aşıdır. İçeriğinde; difteri, asellüler boğmaca, tetanoz, hib, inaktif polio bulunur. Ülkemizde 2, 4, 6. ayda uygulanır, 12. ayda ve ilköğretim 1. sınıfta 4’lü aşı (DaBT-IPA) şeklinde rapelleri yapılır.

6 Yaşından Küçük Ve Yaşamının Ilk Yılında Hiç Aşılanmamış Çocuklarda Aşılama Şeması (12-71 Ay): İlk karşılaşmada; DaBT-IPA-Hib, Hep B, ppd ile TCT yapılır. İlk karşılaşmadan 2 gün sonar; KKK, TCT sonucuna göre gerekiyorsa BCG yapılır. İlk karşılaşmadan 2 ay sonar; DaBT-IPA-Hib, hepatit B yapılır. İlk karşılaşmadan 8 ay sonar; DaBT-IPA-Hib, OPA, hepatit B yapılır. Çocukluk çağı aşılama takvimine okul aşıları ile devam edilecektir. DaBT-IPA-Hib aşısı için üst yaş sınırı 6 yaştır (72 ay).

Hepatit B Aşısı: Bebeğin aşısı doğumla başlar ve yapılan ilk aşı hepatit B aşısıdır. Hepatit B aşısı doğumdan sonra ilk 72 saat (tercihen ilk 24 saat) içinde uygulanmalıdır. Annenin hepatit durumu: 1-Eğer anne HBsAg (-) yani hepatit B taşıyıcısı değil ise; doğumun ilk günü hepatit B aşısı yapılır, ikinci dozu 1. ay ve üçüncü dozu ise 6. ayda uygulanır. 2-HBsAg (+) olan taşıyıcı anneden doğan bebekler doğar doğmaz tüm vücudu alkolle iyice temizlenir, hepatit B spesifik immunglobulini 0.5 ml im yapılır, hepatit B aşısı immunglobulinin yapıldığı ekstremiteden farklı bir yere yapılır, 3 ay sonra antikor bakılır. Doğum ağırlığı: 1-Doğum ağırlığı 2000 gramın üzerindeki çocuklarda; hepatit B aşılama şeması aynen uygulanmalıdır. 2-Doğum ağırlığı 2000 gramın altındaki bebeklerde ise; anne hepatit B taşıyıcısı değilse bebek 2000 grama ulaşınca veya 1. ayın sonunda ilk dozu yapılır, ilk dozdan 1 ay ve 6 ay sonra aşı tekrarlanır (toplam 3 doz uygulanır). Anne hepatit B taşıyıcısı ise 1. doz sayılmaz, 3 doz daha aynen uygulanır (toplam 4 doz). Hepatit B risk grupları: hasta ve hasta çıkartıları ile teması bulunan tüm sağlık personeli (idari personel hariç), sağlık çalışanlarının yetiştirildiği tıp fakülteleri, diş hekimliği fakülteleri, sağlık meslek yüksek okulları vs. öğrencileri, hemodiyaliz hastaları, sık kan ve kan ürünü kullanmak zorunda kalanlar, damar yoluyla uyuşturucu kullananlar, aile içi temaslı fertlerden aşısız olanlar, çok sayıda cinsel eşi olanlar, homoseksüeller, hepatit B dışında kronik karaciğer hastalığı olanlar, cezaevleri ve ıslahevlerinde olanlar, endemik bölgelere seyahat edenler, berberler-kuaförler, manikür-pedikürcüler, zihinsel özürlü bakımevlerinde bulunanlar, yetiştirme yurtlarında bulunan kişiler, itfaiye personeli, askerler (yüksek risk altındakiler), polis memurları (yüksek risk altındakiler), kazalarda ilk yardım uygulayan kişiler.

Hepatit A: İnaktive aşıdır. 6 ay arayla 2 doz yapılır. Temas sonrası 2 hafta içinde immunglobülin im flakon 0.1 ml/kg yapılır. Endemik bölgeye seyahat edenlere, iv uyuşturucu kullananlara, homoseksüellere, kronik karaciğer hastalığı olanlara önerilir.

KKK Aşısı: İlk doz 12. ayda, 2. doz ilkokul 1. sınıfta uygulanır. Eğer ikinci doz yapılmamışsa 11-12 yaşlar arasındaki bir vizit sırasında da yapılabilir. 4 hafta içinde gebe kalmayı planlıyorsa KKK yapılmaz ya da aşıdan sonra 4 hafta korunur. Kızamıkta bulaştan sonraki ilk hafta içinde korunmada gamaglobulin kullanılabilir.

İnfluenza Aşısı (Grip Aşısı): Aşı her yıl yenilenmekte ve o yıl salgın yapması beklenen grip suşlarını içermektedir. İdeal zaman; ekim – kasım başı. Risk altında olan bireylerin ve okul çocuklarının özellikle aşılanması gereklidir. 6 ay – 3 yaş arası çocuklarda; ilk kez yapılıyorsa bir ay ara ile 2 yarım doz uygulanır, daha önce grip aşısı ile aşılanmış çocuklarda 1 yarım doz yapılır. 3-9 yaş arası çocuklarda; ilk kez yapılıyorsa bir ay ara ile 2 tam doz uygulanır, daha önce grip aşısı ile aşılanmış çocuklarda 1 tam doz yapılır. 10 yaş üstü erişkin ve çocuklara her yıl tek doz uygulanır.

Haemophilus İnfluenza Tip B (Hib): <1 yaşında rutin aşılamada 5’li aşı içinde yapılır. Çocukluk aşılarını olmamış ≥5 yaş + orak hücreli anemi/lösemi/HIV enfeksiyonu/splenektomili kişilerde tek doz yapılır. <5 yaşta; ilk doz 7-11 ay arasında yapılmışsa 2. doz en az 4 hafta sonra yapılır. Final dozu da 12-15 ay arasında yapılır.

Konjuge Pnömokok Aşısı: Türkiye’de 7 bileşenli konjuge pnömokok aşısı (KPA-7) Kasım 2008’de uygulamaya girmiş, daha sonra 2011 yılında 13 bileşenli aşı kullanılmaya başlanmıştır. Pnömokoklar hala önemli mortalite (%4-20) ve morbiditeye sahip bakteriyemi, menenjit, pnömoni gibi enfeksiyonlara sebep olan mikroorganizmalardır. Aşı 2.,4.,6. ve 12-15. aylar olmak üzere 4 kez yapılır. İlk 6 ayda aşı olamayanlara (7-11. aylarda): 6-8 hafta ara ile 2 doz, 1. aşıdan 12-15 ay sonra bir rapeli yapılır. 12-24. aylar arasında hiç aşı yapılmamış ise; 6-8 hafta ara ile 2 doz yapılır, rapel yapılmaz.

Polisakkarit Pnömokok Aşısı: 23-valent polisakkarit aşısı tek doz 5 yılda bir tekrarlanır. ≥2 yaş kronik hastalık/bağışıklığı baskılanmış kişiler, ≥65 yaş, 2-5 yaş kreş çocukları, bakımevinde yaşayanlara konjuge aşıları tam, ancak tıbbi sorunu olan ≥2 yaş son konjuge pnömokok aşısından en az 8 hafta sonra tek doz yapılır. İmmünsupresan tedavi ya da radyoterapiden en az 2 hafta önce uygulanır. Pnömokok enfeksiyon riski olanlar: yaşlılar (≥65 yaş), kronik hastalıklar, fiziksel aktivitenin azalmış olması, beslenme durumunun bozuk olması, alkolizm, diyabet, asplenik bireyler, immunsüpresyonlu bireyler, toplu halde yaşanan yerde kalanlar, bakımevinde yaşayanlar.

Varisella-Zoster (Suçiçeği Aşısı): Laboratuvar çalışanı, öğretmen, sağlık personeli, immünitesi baskılanmış hastaların yakınları, doğurganlık çağındaki gebe olmayan kadınlar, HIV ile infekte hastaların bir kısmına yapılır. Temas sonrası 3 gün içinde aşı >%90 ya da VZ-IG yapılır. Canlı atenüe aşı Oka suşu ile hazırlanmıştır. 12. ayda 1. doz, 4-6 yaşta 2. doz yapılır. >4 yaş çocuklarda 1-3 ay ara ile iki doz yapılır. > 13 yaş minimum 4 hafta ara ile iki doz yapılır.

Human Papilloma Virus Aşısı (HPV): 1-Kuadrivalan aşı; 0, 2, 6 ay im yapılır. HPV 6,11,16,18 suşlarını içerir (genital siğil + servikal kanserden korur). 2-Bivalan aşı; 0, 1, 6 ay im yapılır. HPV 16, 18 suşlarını içerir. Her iki aşının da koruyuculuğu yüksek olup en az 5 yıldır. Aşı 9-26 yaş arası kızlara yapılır ancak aşının HPV virusu ile karşılaşmadan önce yapılması uygundur. 25-55 yaş grubuna da yapılabilir. 9-18 yaş erkeklere 3 doz (genital siğilleri azaltma amaçlı).

Rota Virus Aşıları: Gelişmekte olan ülkelerde 2 yaş altı ishallerde en önemli etkenlerden birisi rotaviruslerdir. İki rotavirus aşısı vardır. Önerilen doz; 2-6 ay arasında 1 ay ara ile oral yoldan alınabilir. 1. aşı 3 dozda yapılır veya 2. aşı 2 dozda yapılır. İnvaginasyon riskini azaltmak için; ilk aşı 6. haftada başlar, 3. aydan önce ilk aşı tamamlanmalıdır. İlk doz rotavirus aşısı yapılmasında en büyük yaş; 14 hafta 6 gündür. 15 haftadan daha büyük olanlara rotavirus aşısı başlanmaz.

Erişkin Aşılamasında Durum: Günümüzde erişkinler halen aşı ile önlenebilir hastalıklardan ölebilmektedir. Bunun nedenleri; aşılamanın çocuklardaki gibi erişkin bakımının bir parçası olarak görülmemesi, kişilerin aşıların etkinliği ve yan etkileri konusunda şüpheleri, erişkin immunizasyonu ile ilgili bir sağlık politikasının olmayışı, aşı maliyetinin kişi ve hükümete getirdiği yük.

Risk Grupları: Asplenizm, orak hücreli anemi, HIV pozitif hastalar, KOAH, ileri yaş, kronik alkolizm, diabetes mellitus, kronik böbrek yetmezliği, travmatik dura defekti olan hastalar.

Yaşlılıkta Aşılama: Bazı bağışıklamalar yaşlılar için özellikle önerilir. Bazıları ise tüm yaşlılara önerilmez, sadece özel durumlarda ve gerektiğinde uygulanır. Geriatrik olgularda, aşılama ile aktif bağışıklama yapılması immun reaksiyonların azalmasıyla ilişkili hastalıkların varlığında, genel durumun bozulduğu hastalıklarda bile güvenilir bir uygulamadır. CDC’nin önerilerine göre 65 yaş ve üzerinde olan tüm sağlıklı kişilere önerilen üç aşı; pnömokok aşısı, influenza aşısı, tetanoz-difteri aşılarıdır.

6-13 Yaş Üzerinde Ve Daha Önce Hiç Aşılanmamış Çocuklarda Aşılama Şeması (72 Ay Ve Üzeri): İlk karşılaşma; DaBT-İPA, Hep B, KKK. İlk karşılaşmadan 2 ay sonra; DaBT-İPA, OPA, Hep B, KKK. İlk karşılaşmadan 8 ay sonra; DaBT-İPA, OPA, Hep B.

14 Yaş Ve Üzerinde Ve Daha Önce Hiç Aşılanmamış Çocuklarda Aşılama Şeması: İlk karşılaşma; Td, OPA, Hep B, KKK. İlk karşılaşmadan 2 ay sonra; Td, OPA, Hep B, KKK. İlk karşılaşmadan 8 ay sonra; Td, Hep B.

Erişkin Aşılama: Tetanoz ve difteri, pnömokok, influenza, hepatit B, hepatit A, KKK, varisella, zoster, HPV, meningokok.

Tetanoz 15-49/Gebe tetanoz aşı takvimi
Doz Uygulama Zamanı Koruma Süresi
Td 1 Gebeliğin 4. ayında – İlk karşılaşmada Yok
Td 2 Td 1’den en az 4 hafta sonra 1-3 yıl
Td 3 Td 2’den en az 6 ay sonra 5 yıl
Td 4 Td 3’den en az 1 yıl sonra ya da bir sonraki gebelikte 10 yıl
Td 5 Td 4’den en az 1 yıl sonra ya da bir sonraki gebelikte Doğurganlık çağı boyunca

Not: 12. Haftadan itibaren aşılanabilir. Tek doz Td almış gebe ve bebeği risk altındadır. Uygun aralıklarla yapılmış 3 doz DBT/Td/TT = doğurganlık çağı 2 doz TT/Td. Aşı takvimine kaldığı yerden devam edilir.

.

Yaralanmalarda Tetanoz Aşısı: Yaranın durumuna göre değişmektedir. Temiz yaralanmalarda daha önce en az 3 aşısı olan kişinin son 10 yılda tetanoz toksoidi yapılmış ise yeniden yapılmasına gerek yoktur. Kirli yaralanmalarda ise bu sınır 5 yıla inmektedir. Hasta daha önce yapılan aşıların sayısını ve zamanını bilmiyorsa, tetanoz aşısı mutlaka yapılmalıdır. Tetanoz IG yalnızca 3’ten az aşısı olduğu bilinen kirli yaralanmalar için gerekecektir.

KKK: Endikasyonları: daha önceden aşılanmamış ve hastalığı geçirmemiş öğretmen, kreş personeli, sağlık çalışanları, kızamık hastası ile temas edenler (72 saat içinde), HIV pozitif hastalar, kızamıkçık için reproduktif çağdaki seronegatif kadınlar. Etkinlik yaklaşık olarak %90. KKK Kontrendikasyonları: gebeler, bir ay içinde gebe olma ihtimali olanlar, immun yetmezliği olanlar, neomisin alerjisi olanlar, 3 ay içinde Ig, kan veya kan ürünü alanlar. Yan etkileri: kızamık ateş ve döküntü, kızamıkçık artralji, kabakulak parotit gibi yan etkiler yapabilir.

Kolera Aşısı: WHO 1988’den beri öneri paketinden çıkartmış durumda. Göçmen kampları gibi yerlerde uzun süre kalacaklara önerilebilir. Canlı-attenüe (tek doz yapılır) ve rekombinan koleratoksin (iki doz yapılır) olmak üzere iki farklı oral aşısı vardır. Koruyuculuğu düşük (%50) ve taşıyıcılığa etkisi az bulunmuştur. Etkisi 3-6 ay sürmektedir. V. cholerae O139’a karşı korumaz.

Menenjit Aşısı: 1-Kuadrivalan; A,C, Y, W-135 polisakkarit aşısı 1978 yılında ruhsatlandırılmıştır. 2-Bivalan (iki değerli) A-C polisakkarit aşı; serogrup A ve C’nin polisakkaritini ihtiva eder. <2 yaşta etkili değil. Bağışıklık süresi kısa.

Kuduz Aşısı: HDCV (insan diploid hücre aşısı) kullanılmakta. Temas öncesi; veteriner, hayvan bakıcıları, laboratuar çalışanları, avcılar, endemik ülkelere seyahat edecek olanlara 0, 7, 21 ya da 28. günler uygulanır. Periyodik rapel sadece mesleki durumlarda geçerli. Temas sonrası; kuduz spesifik IG 20 IU/kg (Ig yara içine ya da çevresine), 5 doz aşı 0-3-7-14-28 im + yaranın temizlenmesi yapılır.

Sarı Humma Aşısı: Sarı humma Güney Amerika kıyıları ve orta Afrika’da sivrisineklerle bulaşan, tedavisi olmayan ölümcül bir hastalıktır. Aşı canlı-attenüe olup uygulandıktan on gün sonra bağışıklık başlar ve on yıl korur. Gidilen ülkeye göre (endemik ülkeye gidiş yada oradan geliş) uluslar arası resmi belge istenen tek aşıdır. Ülkemizde hudut ve sahiller sağlık genel müdürlüğü tarafından sağlanır ve uygulanır. Isı ile kolayca inaktive olan aşının en sık yan etkisi; 4-7. günlerde görülen ateştir (%10).

Sağlık çalışanlarına; BCG aşısı, hepatit B, hepatit A, difteri-tetanoz, KKK, suçiçeği, influenza aşısı öneriliyor.

Sağlık Çalışanlarına Önerilen İmmünizasyon Şemaları: Hepatit B aşısı: 0-1-6. aylar, im, booster doz gereksizdir. Temas öncesi; kan, vücut sıvıları ve hastalarla temas riski yüksektir, sağlık çalışanına yapılmalıdır. Temas sonrası; aşılı ve anti-HBs yanıtı var ise gerekmez; aşısız ve yanıtsız ise HBIG + aşılama yapılır. Grip aşısı: yıllık uygulama. Hastalarla temas eden tüm sağlık çalışanları; özellikle >50 yaş olanlara yapılır. KKK aşısı: duyarlı bireylerin kızamık, kızamıkçık ve kabakulaktan korunması için idealdir. Su çiçeği aşısı: bir ay ara ile iki doz 0.5 mL yapılır. BCG aşısı: özellikle gögüs hastalıkları personeline yapılır.

Meningokok Aşısı Endikasyonları: Riskli bölgelere seyahat edenler (Afrika’da büyük sahranın altındaki bölge dünyanın menenjit kuşağı olarak adlandırılır ve burada yıl boyu endemiktir), salgınlar sırasında toplu halde yaşayanlar, anatomik ve fonksiyonel asplenikler, kompleman eksikliği olanlar, hacca gidenlere, asplenik kişilere, acemi askerlere yapılır.

Temel Kurallar: Aşıların hazırlanması ve uygulanması ile ilgili bazı temel kurallar şöyle özetlenebilir; aşılama öncesinde kontrendikasyon olup olmadığı araştırılmalı, aileye yan etkiler hakkında bilgi verilmeli, aşının son kullanım tarihine bakılmalı, içinde parçacıklar olan veya rengi değişmiş aşılar kullanılmamalı, iki ayrı aşı aynı enjektörde karıştırılmamalı. 1 ml’den az uygulanacak aşılar için 1 ml’lik enjektör kullanılmalı (enjektör içinde kalan aşı miktarını azaltmak için). Sulandırma sıvısı aşının içine yavaşça verilmeli (hızlı verilirse kabarcıklar olur). Aşının çözünmesi için flakon iki el arasında döndürülmeli (sallanmamalı).

————————————————————————————————————

Üreme Sağlığı Çalışmaları

Üreme sağlığı (ÜS); üreme sistemi, işlevleri ve süreci ile ilgili hastalık ve sakatlığın olmaması değil, tüm bunlara ilişkin fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam bir iyilik hali (WHO 1999).

Türkiye’de Cinsel Sağlık Ve Üreme Sağlığı Kavramının Gelişimi: Anti-natalist politikaların izlenmesiyle Türkiye 1960’larda nüfus planlaması kavramı gelişti. Dünyada nüfus, kalkınma ve doğurganlık arasında kurulan ilişki ile nüfus planlaması, doğum kontrolü, aile planlaması kavramları gelişti. Ülkemizde üreme sağlığı ve aile planlaması konuları doğurganlık ve annelik ile bağdaştırıldığından buna ilişkin grup 15-49 yaş arası kadınlardı. 1994, Kahire, uluslararası nüfus ve kalkınma konferansı ile üreme sağlığı konusunda daha kapsamlı tanım yapıldı. 1995, Pekin, IV. Dünya kadın konferansı, kadının güçlenmesi/ilerlemesi, kadın-erkek eşitliğinin geliştirilmesi, toplumsal cinsiyet perspektifi gibi konular ön planda idi. Kadının statüsü ile ilgili konular, kadının genel sağlık sorunları ile ilişkisi, kadın nüfusa odaklanma, bu kavramlara kadın sağlığı eklendi. Kadın ve erkeğin üreme sağlığı ve cinsel sağlığı bir arada ele alınmakta.

TNSA 2008: 15-49 yaş grubu evli kadınların son beş yılda yapmış oldukları doğumların yüzde 11’inin daha sonra olması tercih edilmiş ve yüzde 18’i istenmemiştir. 100 gebelikten 21’i düşükle sonuçlanmıştır ve bunların yüzde 10’u isteyerek düşüktür. Yaklaşık her beş halen evli kadından dördü gebeliği önlemek veya geciktirmek için bir aile planlaması yöntemi ihtiyacı içerisindedir. Halen evli kadınların %6’sının aile planlamasına yönelik hizmet ihtiyaçları karşılanmamıştır ki bunun %4’ü doğurganlığı sınırlama %2’si de doğumların arasını açmak amaçlıdır. Sezaryen doğum oranı %37.

Üreme Sağlığına Bütüncül Yaklaşım: Üreme sağlığı herkesi ilgilendirir. Kadın ve erkek herkes, normal büyüme ve gelişme sürecinde üreme ve cinsel sağlık ihtiyaçlarına sahiptir. Doğumdan ölüme kadar kadın ve erkeğin yaşamı bir bütündür. Bireyin sağlık gelişimi birçok faktörün kümülatif etkisiyle oluşur. Bireylerin sağlıklarıyla ilgili şu anki durumu bir önceki dönemin sonucu, bir sonraki dönemin nedenidir.

Üreme Haklarının Kapsamı: Çocuk sayısı ve aralığına özgür ve sorumlu karar vermede gerekli bilgiye sahip olabilme, en yüksek üreme ve cinsel sağlık standardına ulaşabilme, baskı ve ayırımcılık olmaksızın karar verebilme, adolesan dönemden başlanarak, postmenapozal ve yaşlılık döneminde üreme sağlığı hizmetlerinden yararlanabilme, gebelik ve doğumların güvenli koşullarda gerçekleştirme için uygun sağlık hizmetlerinden yararlanabilme.

Cinsel Sağlık Ve Üreme Sağlığı Alanlarında Sorunlara Yönelik Müdahale Alanları: Güvenli annelik (acil obstetrik hizmetler de dahil olmak üzere), gebelikten korunma yöntemleri, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) ve HIV/AIDS, ergen cinsel ve üreme sağlığı, erkeklerde CS/ÜS ile ilişkili sorunlar, infertilite, postmenopozal durumlar, yaşlılıkta CS/ÜS, üreme sistemi kanserleri (meme ve serviks kanseri basta olmak üzere), insan ticareti/cinsel taciz ve cinsel şiddet, cinsiyete dayalı şiddet, göçmen, mülteci, vb. gruplarda cinsel sağlık ve üreme sağlığı ve daha birçok alan.

Ülkemizde Üreme Sağlığı Öncelikli Sorunları: Üreme sağlığı hizmet kalitesi, halkımızın üreme sağlığı konusundaki bilgi eksikliği, istenmeyen gebeliklerin fazla olması, sezaryen oranlarının yüksek olması.

Üreme Sağlığı Hizmeti Amaçları: ÜS ve AP ile ilgili ihtiyaçların karşılanması, istenmeyen ve riskli gebeliklerin önlenmesi, erkek katılımının artırılması, emzirmenin teşviki, cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi ve tedavisi, kadın ve erkeklerin ÜS kapsamında hak ve sorumlulukları ile ilgili bilgi, eğitim ve hizmetlere ulaşmalarının sağlanması, gençlere bilinçli ve sağlıklı üreme ve cinsel davranış konusunda danışmanlık sağlanması, erken yaş gebeliğinin önlenmesi.

————————————————————————————————————

Yaşam Alanlarında Kazalar Ve Önlemler

Kaza: Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre: “önceden planlanmamış ve beklenmeyen ani olarak ortaya çıkan; yaralanma, hasar, can ve mal kaybıyla sonuçlanabilen bir olaya kaza denir.”

Yaralanma: İnsan vücudunun kasıtlı veya kasıtsız olarak termal, mekanik, elektriksel veya kimyasal enerjiye akut olarak maruz kalması sonucu ortaya çıkan durumdur. Yaralanmada ağrı ve fonksiyon kaybı olur. İki çeşittir; kapalı yara, açık yara.

Kapalı Yaralar: Ekimoz: deri altındaki sınırsız kanamalar sonucu oluşan morarma ve çürüklerdir. Hematom: deri altındaki sınırlı kanamalardır, diğer adıyla kan toplanmasıdır. Hematom sadece yumuşak doku yaralanmalarında görülmez; kırıklardan veya herhangi bir damar yaralanmasından sonra da görülebilir.

Açık Yaralanma: Sıyrık (abrezyon): derinin sert ve pürtüklü bir yüzeye sürtünmesi sonucu oluşan yüzeysel yaralanmalardır. Yaralanan kısımdan kan sızabilir. Oldukça ağrılı olabilirler. Sıyrıklar, varsa antiseptikle silinebilir yoksa sabunlu su ile yıkanıp kuru ve temiz tutuldukları sürece daha çabuk iyileşirler. Ancak, kirli veya ıslak bir iş yapılacaksa yara mutlaka kapatılmalıdır. Kesik (laserasyon): keskin ve düzgün yüzeyli nesne ile meydana gelir. Kesilmiş düzgün veya parçalı bir yara oluşur. Kesik şeklindeki yara deri altındaki dokuya, kasa, sinire ve kan damarlarına kadar derinleşebilir. Kesik yaranın kenarları antiseptikle silinir ve yara ağzı ucuca getirildikten sonra üzeri steril gazlı bezle kapatılarak, yaralı hastaneye götürülür. Yırtık; kısmi kopuk (avülsiyon): derinin bir parçası ya tamamen kopmuştur ya da küçük bir kısmı ile bağlı kalmıştır. Genelde çok kanarlar. Bu tip yaralanmalarda kısmen yada tam kopmuş olan deri (flap), yaranın üzerine, normal yerine yerleştirilmeli, daha sonra üzeri steril pansumanla kapatılmalıdır. Yaralı hemen hastaneye götürülmelidir. Delinme: bıçak gibi kesici-delici aletler veya kurşun gibi nesnelerle meydana gelir. Yara girişi küçük olduğundan, dışa kanama genellikle önemli değildir. Ancak derindeki dokulara önemli zarar verebilirler. Eğer bu yaralanma göğüs veya karında ise öldürücü olabilir.

Halk Sağlığı Açısından Kazaların Önemi: Çok sık gözükmesi, ölüm ve sakatlığa yol açması, mal kaybına ve ekonomik zarara neden olması.

Kazalarla İlgili Sıklık: Kazalarla ilgili sıklığın tam olarak saptanması kayıt güçlükleri nedeniyle zordur. Kayıtlara geçen olgular genellikle, doktora başvuruyu gerektiren yaralanmaları içeren ya da yasal işlem gerektiren (yangınlar, ölümle sonuçlanan kazalar, trafik kazaları, vb) kazalardır.

Kazaların Oluş Yeri Ve Nedenleri: Trafik kazaları, iş kazaları, endüstriyel kazalar, spor kazaları, ev kazaları.

Ev Kazaları: Bir konutun içinde ya da ona ait çevrede meydana gelen kazalara ev kazaları denir. Ev kazalarıyla çoğunlukla; kadınlar, beş yaş altı çocuklar ve 65 yaş üstü kişilerin karşılaştığı saptanmıştır. Ev kazalarının evde oluştuğu yerler: mutfak, oturma odası, yatak odası, banyo olarak bildirilmiştir. Kış aylarında ev içinde, yaz aylarında ise evin dışında bahçe, ahır, samanlık, ve çatı gibi bölümlerinde görülmektedir. Ev kazalarının nedenleri: yorgunluk, dikkatsizlik, dalgınlık, unutkanlık, üzüntü, stres, yaş, görme bozuklukları, algılamada güçlükler, zihinsel veya fiziksel özür, aile bireylerinin ev kazaları konularında bilgisiz olmaları, evde kullanılan eşyaların bakımsız olması veya yeterli izolasyona sahip olmaması, ev kazalarının meydana gelmesinde önemli rol oynarlar. En sık gözlenen ev kazaları: düşmeler, zehirlenmeler, yangınlar ve yanıklar, boğulmalar, kesici ve delici yaralanmalar, elektrik çarpması.

Düşmelerde Alınması Gereken Önlemler: Kıvrık halı kenarlarını düzeltmek. Oyuncak gibi ayağa takılacak malzemeleri ortadan kaldırmak. Merdivenleri iyi aydınlatmak. Banyo küvetinin tabanını kaymayı engelleyen malzemelerle kaplamak. Yere dökülen sıvı sabun, sıvı deterjan gibi maddeleri hemen silmek. Kaygan yüzeylerin temizliği sırasında yaşlıları ve çocukları uzak tutmak. Ev ve apartman merdivenlerinden inerken trabzana tutunmak. Yüksek yerlere ulaşmak için masa ve iskemle benzeri şeyleri üstüste koymamak. Temizlik yaptıktan sonra, yerlerin ve merdivenlerin kaygan olduğu konusunda ev halkını uyarmak.

Çocuk Olan Evlerde Alınacak Önlemler: Çocuk odasındaki pencerelere koruma takmak. Çocukları yanları açık sedir, masa, sandalye veya salıncakta uyutup yalnız bırakmamak. Merdivenlere mutlaka korkuluk takmak. Basamakları kaymaz malzemeyle kaplamak. Odalar, koridorlar ve merdivenleri iyi aydınlatmak. Balkon korkuluklarını yükseltmek ve çocukların tırmanamayacağı şekilde yapmak. Sehpa, masa, komodin, vb. sivri köşeli eşyaların köşelerini yumuşak maddelerle kaplamak. Vazo, kül tablası gibi kırılacak ve düşürdüğünde ayağını yaralayacak eşyaları ortadan kaldırmak. Odalarda ve koridorlardaki halı ve kilimleri koşarken kaymayacak şekilde sabitlemek. Balkon demirlerini çocukların sarkamayacağı yükseklikte ve aralarından geçemeyeceği genişlikte yaptırmak. Çocuklar için merdiven başlarına engel koymak. Balkon kapılarını ve pencereleri kapalı tutumak ve çocukların ulaşamayacağı bir yere ek kilit koymak.

Zehirlenmeler: Zehirlenmeler genelde gıda yoluyla veya çeşitli kimyasal maddelerin içilmesi/yenmesi veya solunması yoluyla olmaktadır.

Zehirlenmeden Korunma İçin Önlemler: Kimyasal maddeler güvenli bir şekilde saklanmalı ve kullanılmalıdır. İlaçlar, pestisidler, temizlik malzemeleri ve diğer kimyasal maddeler kendi orijinal kaplarında, çocukların erişemeyecekleri dolaplarda saklanmalıdır. Bu maddeler kullanım talimatlarına uyularak kullanılmalıdır. Bu maddeler yiyecek ve içecek kaplarında saklanmamalıdır. Kimyasal maddelerin boş kutu ve ambalajları uygun bir şekilde atılmalı, yiyecek ve içecek kabı olarak kullanılmamalı, zehirli maddelerin kutuları imha edilmelidir. Yanıcı, patlayıcı ve zehirli maddelerin ambalajlarında uyarıcı etiketler bulundurulmalıdır. Kimyasal maddeler yiyecek dolaplarına konmamalıdır. Tıbbi ilaçlar kullanılırken etiketleri dikkatle okunmalı, doğru ilaç, doğru doz olduğundan emin olunmalıdır. Doktorun önerdiği dozun dışına çıkılmamalı, ilaçlar doktor önerisi olmadan bir başka kişide kullanılmamalıdır. İlaçlar son kullanma tarihine bakılmadan kullanılmamalı, günü geçmiş ilaçlar ve ambalajları imha edilmelidir. Yiyecek ve içecekler uygun koşullarda pişirilmeli ve saklanmalıdır. Bozulmuş yada şüpheli olanlar yenmemeli atılmalıdır. Doğadan toplanan mantarlar ve bitkiler çok iyi tanınmayabilirler. Bunların yenmemesi daha güvenlidir. Karbonmonoksit çıkaran ısıtıcılar yatak odalarında bulundurulmamalıdır. Şofben iyi çeken bir bacaya bağlanmalı ve bol hava girmesi sağlanmalı. Çocuklara ilaç içirirken şeker, tatlı vs. diyerek kesinlikle kandırmamalı. İçtiğinin ilaç olduğunu ve de kendi başına asla almaması gerektiğini bilmelidir.

Çocuklar İçin Önlemler: Banyo yaptırırken çocuk yanlız bırakılmamalıdır. Çay, kahve gibi sıcak içecekler çocuğun eline verilmemelidir. Ocakta bulunan tava, çaydanlık gibi eşyaların ocağın arka gözlerinde ve sapları uzak köşeye dönük bakmasına dikkat edilmelidir. Parlayıcı yakıtlar mümkün mertebe evde bulundurulmamalı, bulunması gerekiyorsa çocukların ulaşamayacağı yerde durmalıdır. Çocuğun bakımı esnasında (bez değiştiriken, kıyafet giydirirken vs.) sigara içilmemelidir. Kibrit, çakmak gibi yakıcı aletler el atında bulundurulmamalıdır. Çocukların erişemeyeceği yükseklikteki yerlere, dolap içlerine konulmalıdır. Çocuğa sıcak ve ateş kavramları öğretilmelidir. Evde soba yanıyorsa etrafı mutlaka korkulukla çevrilmelidir. Soba etrafında ayağın takılıp düşmesine neden olacak eşyalar, halı kıvrımları olmamalıdır.

Yanıklar: Özellikle ev kazaları sonucu sık gelişir. Yanıklarda , erken ve doğru ilkyardım ile, daha sonra oluşabilecek olan ölüm ve kalıcı sakatlıklar önlenebilir. Yaşlı, diyabetli ve çocukların her türlü yanıkları, her türlü kafa, yüz, eklem, genital bölge yanıkları, vücudun geniş kısmını etkilemiş olan yanıklar hayati tehlike taşır. Yanıkta yapılması gerekenler: yanan kişi süratle yanıcı kaynaktan uzaklaştırılmalı. Yanmaya devam eden bir yer varsa, havayla teması kesilerek söndürülmeli. Üzerindeki giysiler kesilerek çıkarılmalı. Soğuk uygulama yapılmalı (yanık tüm vücutta yaygınsa yapılmaz). Yaralının üzerindeki ısı yayan cisimler (saat, yüzük vb) çıkarılmalı. Yanan bölgede şişme olacağı için buradaki aksesuarlar çıkarılmalı. Yanık bölge kalp seviyesinden yukarı kaldırılmalı. Bilinci açık hastaya sıvı verilmeli. Yanık bölgenin üzerine dişmacunu, salça gibi şeyler sürülmemeli. Büller patlatılmamalı, patlamışsa üzeri temiz pansumanla kapatılmalı.

Kesici Ve Delici Yaralanmalar: Kesici yaralanmalarda en önemli sorun kanamadır. Kanayan yer üzerine bastırılarak kanama durdurulmaya çalışılır. Delici yaralanmalarda da batan nesne kesinlikle çıkarılmaya çalışılmamalı ve çevresi bandajla sarılarak hastaneye gidilmeli.

İlkyardım: Kesiğin üzeri kirlenmişse sabunlu suyla ve temiz bir bezle yıkanmalı. Dışardan görülebilen yabancı cisim (cam kırığı, taş, kum parçası vb) varsa alınmalı. Batmış olanlar çıkarılmamalı. Kesikte sızıntı şeklinde kanama varsa, kanayan kısım kalp hizasından yukarıya gelecek şekilde kaldırılıp üzerine bası yapılmalı. Kesilmeye bağlı büyük deri parçası, parmak, el, kol, ayak, bacak kopmaları olduğunda; kopan organ veya doku temiz, ıslak gazlı bez veya havluya sarılarak bir naylon torbaya konur ve torba buz dolu bir kapta hasta ile birlikte sağlık kuruluşuna götürülür. Elektrik çarpması ile yanıklar, kas krampları, kırıklar, sinir felci, solunum merkezinin felci, solunum ve kalbin durması olabilir.

Elektrik Çarpması: Elektrik çarpması ile yanıklar, kas krampları, kırıklar, sinir felci, solunum merkezinin felci, solunum ve kalbin durması olabilir. Önlemler: elektriği kesmek için sigortalar kullanılmalı. Kuru tahta, sopa, ip, deri kemer ya da kuru gazete tomarı ile yaralının elektrik teli ile olan ilişkisi kesilmeli. Lastik tabanlı ayakkabı giyilip, kuru bir lastik eldiven takılmalı. Kazazede giysilerinden çekilerek bölgeden uzaklaştırılmalı. Hemen hastaneye götürülmeli.

————————————————————————————————————

Yaşlı Sağlığı

Gerontoloji; yaşlanma olaylarının biyolojik, sosyolojik, ekonomik ve çevresel bütün yönlerini bilimsel yöntemlerle inceleyen bir bilimdir. Biyolojik yaşlanma organizmanın kişi, organ, doku, hücre ve gen düzeyinde yaşam fonksiyonlarını aksatacak şekilde değişerek o tür için beklenen ömür süresinin sonuna doğru gelmesi sürecidir. DSÖ yaşlılığı ‘Yaşamsal fonksiyonların sürekli azalması,tüm organizmanın verimliliğinde görülen azalma, çevresel faktörlere uyum sağlayabilme yeteneğinin azalması’ olarak tanımlıyor. Dünya Sağlık Örgütü insan ömründe yaşlanmaya kronolojik bir sınır getirmiştir ki bu da 65 yaştır. 65-74 yaş genç yaşlılık, 75-84 yaş ileri yaşlılık, 85 yaş ve üstü çok ileri yaşlılık olarak adlandırılmaktadır. 65 yaşta birey işten emekliye ayrıldığı için, bazı sağlıkla ilgili güvencelerden ve sosyal güvencelerden yararlanmaya başladığı için, bu yaş sosyal ve ekonomik yaşlılığın da başlangıcıdır.

Nüfusun Yaşlanması: Bir ülkede nüfusun yaşlanması, 65 yaş ve üzerindeki kişilerin toplamının bütün nüfusa oranının artması demektir. Türkiye’de 1990 genel nüfus sayımına göre yaşlıların genel nüfusa oranı %4.3, 2011’de nüfus projeksiyonlarına göre %6.9’dur. Genç nüfuslu ülkelerde yaşlıların genel nüfusa oranı %4’ten az, erişkin nüfuslu ülkelerde %4-7, yaşlı nüfuslu ülkelerde %7-10, çok yaşlı nüfuslu ülkelerde %10’un üzerindedir.

Demografik Özellikler: UNİCEF’in 2001 verilerine göre dünyada doğumda yaşam beklentisi 1970’de 56, 1999’da 64 yaş, aynı yıllarda Etiyopya’da 40 ve 44 yaş, Japonya’da 72 ve 80 yaş, Türkiye’de 56 ve 70 yaştır. Sanayileşmiş ülkelerde doğumda yaşam beklentisi 78, gelişmekte olan ülkelerde 63, az gelişmiş ülkelerde 51 yaştır. 1970’de ise sanayileşmiş ülkelerde 72, gelişmekte olan ülkelerde 53, az gelişmiş ülkelerde 43 yaş idi.

Yaşlanma Ve Demografik Değişim: 1998-2020 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerin tüm nüfusunun %95 oranında, yaşlı popülasyonun ise yaklaşık %240 oranında artacağı düşünülmektedir. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin etkisiyle 1950-2000 yılları arasında dünya genelinde yaşam süresi 20 yıl artmıştır. Gelecek 50 yıl içerisinde yaşam süresinde 10 yıllık uzama daha beklenmektedir. Ülkemizde 8 milyon civarında yaşlı vardır. Bu sayı nüfusun yaklaşık %10’unu oluşturmaktadır.

Fiziksel Değişiklikler: Vücut ağırlığı: bu dönemde ağırlık artışı yavaşlar. Yaşlanma ile birlikte vücuttaki toplam su miktarı, yağsız vücut ağırlığı, karaciğer kütlesi, böbrek kütlesi, deri kalınlığı ve beyin kütlesi azalır. Vücut kompozisyonu: yağsız doku miktarında azalma ve yağ miktarında artış olur. 80 yaş ve sonrasında yağsız dokudaki azalma hızlanır. İskelet sistemi: yaşlılık ile birlikte kemiklerdeki kalsiyumda azalmalar olur. Kadınlar, yaşlılık döneminde menopozdan sonraki ilk 5 yılda iskelet kalsiyumunun %40’ını kaybederler. Ayrıca eklem esnekliğinde azalma gözlenir. Su metabolizması: susama hissinin azalmasına bağlı olarak vücuttaki su yüzdesi %60’dan %50’ye düşer.

Gastrointestinal Sistem Fonksiyonlarındaki Değişiklikler: Tat ve koku duyusu: 65 yaş üzerindeki bireylerde dil ve ağız boşluğundaki tat hücrelerinin fonksiyon ve sayısındaki azalma görülür. Tat ve koku duyusundaki azalma, yenilen besinlerden hoşlanmamaya ve iştah azalmasına neden olarak beslenme durumu için risk yaratabilir. Tükürük salgısında azalma: tükürük salgısının azalması yiyeceklerin yutumunu güçleştireceğinden besin alımını etkiler. Ağız ve diş problemleri: diş sayısının azalması, takma diş kullanımı çiğnemenin güçleşmesine neden olur. Yutmada güçlük: yaşla birlikte yemek borusunun kasılma yeteneği de azalır. Mide fonksiyonları: ilerleyen yaşlarda mide fonksiyonlarında azalma görülür. Yiyeceklerin boşalma hızının azalması uzun süreli tokluk hissine neden olarak yetersiz beslenme riski oluşturabilir. Sindirim enzimleri: besinlerin emilimini sağlayan enzimlerin aktivitesinde ve miktarında azalma sonucu kalsiyum, demir, B12, folik asit vb. öğelerin emilimi azalır. Safra enzimlerinin azalması sonucu yağda eriyen vitaminlerin vücuttaki etkinliğinde düşme olur. İnce barsak mukozasındaki atrofi sonucu alınan besin öğelerinin vücutta kullanımı azalır.

Organlarda Oluşan Değişiklikler: Gözler: yakından ince detayları seçebilme yeteneği 40 yaşından sonra azalmaya başlar, bu durum 70’li yaşlarda çok belirgin hale gelir. Bu durum daha çok ileriki yaşlarda beslenme üzerinde de olumsuz etki yaratır. Kulak: yaşlılığa bağlı olarak ortaya çıkan işitme bozukluklarına presbiakuzi denir. Presbiakuzi, özellikle yüksek frekanslı seslerin duyulmasını engelleyen bir durumdur. Sosyal izolasyona neden olacağından depresyona zemin hazırlayan bir durumdur. Kalp: yaşlanma ile birlikte kalbimiz kısmen büyüme gösterir. Bununla birlikte kalbin pompaladığı kan miktarında artış olmaz. 65 yaş ve üzeri kişilerde %30-%80 arasında sistolik üfürümler görülür. Akciğer: 70 yaş ve üzerinde akciğerler maksimum soluma kapasitesinin %40’ını yitirir. Beyin: yaşlanma ile birlikte bazı beyin hücreleri hasar görmekte, bir kısmı da kaybedilmektedir. Bu durum pratik düşünme, hafızada tutma yeteneklerinin azalmasına neden olur. Hormonlar: kadınlarda menopozla birlikte östrojen hormonu azalır. İç cinsel organlarda atrofi meydana gelir. Vagen duvarının kalınlığı ve elastisitesi azalır.      Erkeklerde de testesteron hormon düzeyinde, sperm sayısında ve hacminde azalma olur.

Yaşlılarda Mortalite Nedenleri: Kanserler, serebrovasküler hastalıklar, kalp hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları.

Yaşlılıkta Morbidite Nedenleri: Kalp hastalıkları, kanserler, diabetes mellitus, hipertansiyon, görme ve işitme yetersizlikleri, ortopedik problemler, dermatozlar.

Yaşlılığın Sonuçlarından Korunmak Yapılabilecekler: Günümüzde genetik olarak yaşlanmayı durdurmak mümkün değildir. Yaşam uzadıkça görülüyor ki hastalıklar ve yetersizliklerle geçen süre de uzamaktadır. Hastalıklar ve yetersizlikler bilinen birincil korunma önlemleri ile oluşmadan önlenmeye çalışılabilir. Yaşlılıkta birincil korunma önlemleri: beslenmenin düzenlenmesi, sigara ve alkolden uzaklaşma, spor yapma, kazaların önlenmesi, zihinsel aktiviteyi artırma, sosyal aktivitelere devam etme, hormonların ve ilaçların doğru kullanılması. Yaşlılıkta ikincil korunma önlemleri: ikincil korunma önlemleri ile hastalıklara ve yetersizliklere erken tanı konulabilir. Erken tanı tarama testleri ile konulabilir. Yaşlılıkta üçüncül korunma önlemleri (rehabilitasyon): üçüncül korunma yaşlılara verilebilecek fiziksel, sosyal, çevresel ve ekonomik her türlü destektir.

Yaşlılık hastalıkla eş anlamlı değildir ve sağlıklı yaşlanma mümkündür. İleri yaşlarda ortaya çıkan bir çok sağlık sorununun temelinde çevresel faktörler ve önlenebilir nedenler yatmaktadır. Bugün yaşlıların karşılaştıkları sorunlar çok çeşitlidir.Bu nedenle yaşlılık sorunlarının çözümünde sağlığı geliştirici, koruyucu, tedavi edici ve rehabilite edici hizmetlerin bir arada düşünülmesi gerekir.

————————————————————————————————————

Yeni Enfeksiyonlar Ve Yeniden Görülen Enfeksiyonlar

Enfeksiyon hastalıkları, insanlık için her zaman sorun oluşturmuş, oluşturmakta ve oluşturmaya devam edecektir. Veba, sıtma, tüberküloz, kolera, tifüs; medeniyetleri ciddi şekilde etkilemiş/yıkmıştır. Bir kısmı bugün hala önemini korumaktadır. 1900’li yılların başında dünyadaki ölümlerin %50’den fazlası enfeksiyonlara bağlıydı. Sadece tüberküloz, pnömoni, ishal tüm ölümlerin yaklaşık %30’una neden olmaktaydı.

Enfeksiyonların Azalması: Antibiyotiklerin kullanıma girmesi (1940), antiparaziter, antifungal ve antiviral ajanların genişleyen spektrumu, daha iyi konaklama ve beslenme koşullarının yaygınlaşması, emniyetli gıda ve su imkanlarının artması, değişik hastalıklara karşı bağışıklama imkanı, düzelen hijyen ve sanitasyon, çiçeğin eradikasyonu, poliomiyelit ve kızamıkta azalma.

Enfeksiyonlarda Yeniden Artma Eğilimi: Başarının doğurduğu güven, enfeksiyonlara karşı ilgisinin azalması, antimikrobiklere karşı artan direnç sorunu, sanayinin antimikrobik geliştirilmesine daha az önem vermesi, su kaynaklarının azalması/kirlenmesi, gıda emniyet zinciri bozuklukları.

Enfeksiyon İlişkili Ölümler Artıyor: ABD’de enfeksiyonlara bağlı ölümler 1981-1995 yılları arasında yıl başına %4,8 artarak 100.000 kişide %36’dan %63’e çıkmıştır.

Toplum Ve Hastane Kökenli Enfeksiyonların Epidemiyolojisi Değişiyor: Sosyoekonomik, politik, demografik ve çevre değişiklikleri, yaşlanan nüfusun artması, büyük şehirlerin artması, kalabalık yaşam, sağlık hizmetleri yetersizliği, küresel iklim değişiklikleri, uluslar arası seyahatte artış. Yeni ve yeniden önem kazanan enfeksiyon hastalıkları gelecek 20 yıl içinde hak sağlığını olumsuz etkilemeye devam edecektir. Daha önce bilinmeyen ve günümüzde tedavisi olmayan yeni enfeksiyon etkenleri gündemdedir. HIV, ebola, hepatit C, nipah virus, HIV/AIDS, TB, sıtma, hepatit ve enfeksiyonlar öldürmeye devam edecektir. Gelişmekte olan ülkelerde ölümlerin ana nedenleri; akut solunum yolu enfeksiyonları (pnömoni, grip), kızamık, ishalli hastalıklar yüksek seviyede görülecektir.

1990 Sonrası Saptanan Bazı Enfeksiyon Etkenleri: 1991 Guanarito virus, 1991 encephalitozoon hellem, 1992 vibrio cholerae O139, 1992 bartonella henselae, 1993 encephalitozoon cuniculi, 1993 hanta virus, 1993 sin nombre virus, 1994 sabia virus, 1994 hendra virus, 1994 cryptosporidium, 1995 ehrlichia spp, 1995 HHV-8, 1996 nv creutzfeld jakob, 1997 H5N1 avian influenza, 1999 nipah virus, 2001 human metapneumovirus, 2002 vankomisin dirençli S.aureus, 2003 SARS-coronavirus.

Kolera: Tarih boyunca görülen pandemi ve epidemilerin en büyük nedeni; kötü hijyen, kalabalık yaşam koşulları ve korunamayn su kaynaklarıdır. İlk pandemi 1817 yukarı ganj da bir festival sırasında görülmüş. Ticaret yollarıyla Afrika ve Akdeniz’e yayılmış. 1826 ikinci pandemi ile Avrupa ve Rusya’ya yayılmış. 1832’de Amerika’ya ulaşmış. 1817-1860 arasında Hindistan’da 15 milyon ölüm gerçekleşmiş. 1865-1917 arasında 23 milyon ölüme sebep olmuş. 2001 yılında; 58 ülkede görülmüş, 2.728 ölüm, 184.311 vaka bildirilmiştir.

Sarı Humma: %85’lere varan vaka fatalite hızına sahiptir. Ebola, kırım-kongo ateşi etkemleri ile aynı aileden bir virüstür. 1927 yılında viral nedenli ilk insan hastalığı olduğu kanıtlanmış. 1937’de aşı geliştirilmiş. Karışık bulaşma yolu, hayvan konakçılar ve vektörler erdiakasyonu imkansız haşe getiriyor. DSÖ ye göre; yılda 200.000 vaka, 30.000 ölüm görülmektedir. Özellikle Afrika’da yaygındır. Amerika kıtasında 10 ülke risk altındadır. 1962-62 yılları arasında Etiyopya’da 100.000 vaka 30.000 ölüm görüldü. Korunma; aşı (ömür boyu) bağışıklık sağlar, riskli bölgelerde tanı için laboratuar kurulmalıdır, sürveyans önemlidir.

Epidemik Menenjit: Etken; N. menengitidis. Menejit bölgesi; 18 yarı kurak Afrika ülkesi. Aynı iklim kuşağındaki ülkeleri etkiliyor. Salgınlar nisan-kasım ayları arasındaki kurak dönemde olur. Seyahatler ve göçler yayılımı kolaylaştırıyor (hacılar).

Sıtma: Yılda 3 milyon ölüme sebep oluyor. Ölümlerin çoğu Afrika’da. İlaç direnci en önemli sorun. Direnç ilk olarak falciparum türünde ortaya çıkmıştır.

Gıda Kaynaklı Hastalıklar: Yılda 2.7 milyar ishal vakası. Yenidoğan ve çocuklarda 1.9 milyon ölüm. E. coli 0157:H7 formu 1982’de Amerika’da tespit edilmiş. 1996’da Japonya’da salgında 6300 vaka görülmüştür.

Dang Hemorajik Ateşi: Flaviviridae ailesi, flavivirus cinsindedir. Sivrisineklerle bulaşır. Her yıl 50-100 milyon enfeksiyon, 20 bin ölüm görülür. DSÖ: “Deng, çok önemli uluslar arası bir halk sağlığı sorunudur”. Şehirleşme, seyahatler riski arttırır. 2,5 milyar insan risk altındadır. Güneydoğu Asya, Güney Asya, Batı Pasifik adaları, Avustralya, Afrika, Ortadoğu, Kuzey-Orta ve Güney Amerika, Karayipler risk altındadır. Epidemiyolojik değişimde tropikal ve subtropikal alanlarda artan şehirleşme sorumludur. Klinik; basit ateşli bir seyirden şoka kadar değişen tablo görülebilir. Lisanslı aşı henüz yoktur.

Marburg, Ebola: Marburg ateşi; 1987’den beri Kongo DC’de aktif. 2005’de Angola’da 400 olguluk salgın görülmüştür. Ebola; Gabon epidemisi (1995) ve Güney Afrika (1996) salgınları görülmüştür. Gabon ve Güney Afrika’da Zaire kökeni etkendir. Uganda epidemisi (Sudan kökeni); 425 olgu, 224 ölüm görülmüştür. Gabon’da tekrar epidemi 2001’de (Zaire kökeni) görülmüştür.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi: Orta Asya, Rusya, İran, Kosova’da artan olgular görülmektedir. 2002; Tokat, Sivas, Çorum, Amasya, Yozgat, Gümüşhane, Bayburt, Erzincan, Kastamonu, Bartın, Bolu, Çankırı, Ankara, Balıkesir’de görülmüştür. Küresel ısınma ile ilişki görülebilir. Nairovirusun vektörü Hyalomma marginatum, hastalığın görüldüğü illerde son yıllarda yaygın olarak gözükmeye başlayan kenedir. Sıcaklık artışı bir neden olabilir.

Batı Nil Virüsü Ensefaliti: İlk saptanma 1937’de Uganda’da görüldü. Vektor; Culex tarsalis, C. pipiens, C. restuans, C. nigripalpus, C. quinquefasciatus. Tranfüzyon, transplantasyon, tranplasental olarak da bulaşır. Kuşlar ve diğer memeliler rezervuar görevi yapar. Afrika, Orta Doğu, Güney Asya, Avustralya’da görülür. 1990’larda Cezayir, Romanya, Tunus ve Rusya’da salgınlar görüldü. Daha ciddi seyirli olgular görüldü, patojenitede artış görüldü. 1999 sonrasında daha önce görülmediği ABD’ye (+Kanada, Latin Amerika, Karayipler) yayılmış (İsrail kökeni) ve 1999’da NewYork’da salgına neden olmuştur. ABD’de yaz başı, sonu ve erken güzde görülür.

Kuş Gribi:

Avian influenza, halk arasında tavuk vebası veya kuş gribi olarak da bilinen, influenza A grubu virüslerin neden olduğu, kanatlı hayvanlarda solunum ve sinir sistemine ait belirtilerle birlikte yüksek morbidite ve mortalite hızı ile seyreden akut bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık çok büyük ekonomik kayıplara yol açmaktadır. İnfluenza virüsünün A, B, C olmak üzere antijenik tipleri mevcut olup, B ve C antijenik tipinin sadece insanlarda hastalık oluşturduğu, A tipinin ise kanatlılarda solunum ve sinir sistemine ait belirtilerle karakterize avian influenza (tavuk vebası) hastalığına sebep olduğu bilinmektedir. Avian influenza, Ortomyxoviridae ailesinden influenza grubuna ait RNA genetik materyali bulunan influenza A virüsüdür. Patojenitelerine göre değişmekle birlikte, kanatlı hayvan türlerinden izole edilen bir çok serotip bulunmaktadır; bilinen 15 farklı Hemaglutinin (HA) ve 9 farklı Neurominidase (NA) tipinin varlığı söz konusudur.

Bilinen bütün yüksek patojeniteli epidemilerin İnfluenza A virüsünün H5 ve H7 tiplerinden kaynaklandığı bildirilmektedir. Virüsün hava yolu ile taşınması bir kaç kilometre ile sınırlıdır. Ayrıca hastalık böcekler, kan emici sinekler ve kemiriciler vasıtasıyla enfekte hayvanlardan duyarlı olan hayvanlara mekanik olarak bulaştırabilmektedir. Kuluçka süresi birkaç saat ile 2-3 gün arasında değişebilmektedir. Avian influenza 100 yıl önce ilk olarak İtalya’da tanımlanan ve dünyanın değişik yerlerinde de zaman zaman epidemiler şeklinde ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalığın doğal saklayıcısının (portörünün) göçmen su kuşları -özellikle yaban ördekleri- olduğu belirtilmektedir. Virüsün saklayıcıları enfeksiyona dirençlidir; ancak, diğer kuşlar duyarlıdır. Evcil kanatlı hayvanlardan tavuklar ve hindiler hastalığa oldukça duyarlı olup, bu hayvanlarda hızlı fatalite ile seyreden epidemiler şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Hastalığın horizontal bulaşması (yatay bulaşma, hayvandan hayvana bulaşma) çok rastlanan bulaşma şeklidir. Vertikal bulaşma (dikey bulaşma, tavuktan yumurta yoluyla civcive geçiş) ile ilgili kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Enfekte hayvanlardan elde edilen yumurtaların kabuklarında etkenin varlığı belirlenmiştir. ABD’de 1983-1984 epidemisinde H5N2 virüsü başlangıçta düşük bir mortalite hızına sahipken, altı ayda yüksek bir patojenite kazanarak yaklaşık %90’larda seyreden bir mortalite hızına ulaşmıştır. Bu epidemide, kontrol için ABD’nde yaklaşık 17 milyon kanatlı hayvan itlaf edilmiştir. İtalya’daki 1999-2001 H7N1 influenza A alt tip epidemisinde de başlangıçta düşük patojenite gösteren virüs, 9 ay içinde mutasyona uğrayarak yüksek patojenite kazanmıştır.

Bu epidemide de yine 13 milyon kanatlı hayvanın bir kısmı ölmüş, bir kısmı da itlaf edilmiştir. İnfluenza A yüksek bulaşıcılığı yanında çiftlikler arasında araç-gereç, yiyecek, kafes, elbise veya diğer ekipmanlarla kolayca taşınabilmektedir. Yüksek patojeniteli virüsler, özellikle çevre ısısının düşük olduğu yerlerde, uzun süre canlı kalabilirler. Bu nedenle korunma yöntemlerinin ve iyi bir sürveyans sisteminin uygulanmaması durumunda epidemiler yıllarca sürebilir. Örneğin, Meksika’da 1992 yılında görülen H5N2 epidemisi düşük bir patojenite ile başlamış ve mutasyonla fatal bir karakter kazandığından 1995 yılına kadar kontrol altına alınamamıştır. Bütün influenza A tipleri konağın bağışıklık sistemine iyi adapte olmaları ve genetik değişime uğramaları nedeniyle insanlarda düzenli mevsimsel epidemilere yol açmaktadır.

Avian influenza virüsünün normalde kuşlar ve domuzlar dışındaki türlerde hastalık yapmadığı bildirilmekle beraber, 1997 yılında Hong Kong’da kümes hayvanlarında meydana gelen ve virüsün H5N1 serotipinin sebep olduğu salgında 18 kişide şiddetli solunum yolu enfeksiyonu belirlendiği, bunlardan 6 kişinin öldüğü ve etkenin de kümes hayvanlarında salgına neden olan etkenle aynı olduğu ilk defa bildirilmiştir. Bu vakalar ile Hong Kong’daki kanatlı hayvanlarda görülen influenza arasında bir koinsidanstan bahsedilmektedir. Hong Kong’daki bu epidemide bir buçuk milyon kanatlı hayvanın itlafı ile gerekli önlemlerin alınması hastalığın insanlara geçişini ve büyük bir pandeminin ortaya çıkmasını önlemiştir. İnsanlardaki influenza A H5N1 serotipinin neden olduğu enfeksiyonlarda ateş, boğaz ağrısı, öksürük, solunum güçlüğü ve viral pnömoni gibi solunum sistemine ait belirtiler görülmektedir.

Avian influenzanın alt tiplerinden H5N1, hızlı bir şekilde mutasyona uğraması ve diğer türler için enfekte edici nitelik kazanması nedeniyle daha ciddî görülmektedir. Hayatta kalan enfekte kuşlar dışkı ve ağız salgılarıyla en az 10 gün süreyle virüsü çıkarırlar. Bu durum, hayvan satışları ve göçmen kuşlar vasıtasıyla virüsün yayılmasına kaynak teşkil etmektedir. H5N1 yüksek patojeniteli epidemilerin kaynağıdır. Aralık 2003 ortalarında Kore’de ve diğer Asya ülkelerinde özellikle halk sağlığını tehdit eden etken olmuştur. H5N1 alt tipi 1997 yılında insanları direkt enfekte etmiş ve 2004 yılı Ocak ayında tekrar ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle H5N1 alt tipi insanlar için daha büyük bir tehdit unsuru olarak görülmektedir.

Tanı: İnfluenza tanısı için hızlı ve güvenilir test metotları mevcuttur. Ülkemizde de gerek veteriner araştırma enstitüleri, gerekse Ankara’daki Refik Saydam hıfzıssıhha merkezi başkanlığı laboratuvarlarının lüzumu halinde icap eden çalışmaları yapabilecek alt yapıları bulunmaktadır.

Korunma Ve Kontrol: Kanatlılarda hastalığın belirlenmesi halinde yetkili otoriteler gerekli önlemleri almalı ve ilgili mevzuatı gereği karantina, itlaf ve dezenfeksiyon uygulamalarını eksiksiz yerine getirmelidir. Ülkemizde bu alandaki hizmetler tarım ve köyişleri bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Elde edilen bilgiler, hastalığın insanlardaki şeklinin, özellikle hastalığın görüldüğü çiftliklerle alakalı olduğunu gösterdiğinden, tavuk çiftliklerinde çalışanların korunma önlemlerini uygulamaları (eldiven, maske, kişisel hijyen vb) sağlanmalı, bu kişiler hastalıkla ilgili olarak bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmelidir.

————————————————————————————————————

Zoonotik Hastalıklar Epidemiyolojisi

Zoonoz Hastalıklar Ve Halk Sağlığı Açısından Önemi: Tanım; hayvanlardan insanlara, insanlardan da hayvanlara geçebilen bütün hastalıklardır. Dünyada insan ve hayvanları ilgilendiren 200’den fazla zoonoz hastalık var. Türkiye’de çoğu koyun, sığır ve kanatlılardan olmak üzere 40 civarında zoonoz hastalık bulunmaktadır. Bulaşmada yabani hayvanlarda rol oynar. Zoonozlar sayılarının çokluğu ve yayılma alanlarının genişliği bakımından insan sağlığını önemli derece de etkiler. Örneğin; deli dana hastalığı, kuş gribi. Zoonozlar hayvan ölümlerine ve verim düşüklüğüne yol açarak ekonomik kayıplara sebep olur. Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre yılda 30 milyon ton süt, hayvan hastalıkları sebebiyle heba olmaktadır.

Türkiye’de Zoonozlar: Kuduz, brucellozis, şarbon, tüberküloz, kist hidatik.

Kuduz: Bütün sıcak kanlı hayvanlar ve insanlarda görülür. Viral bir hastalık. Fatalitesi yüksek. Kuduz hayvanların ısırması yada salyalarının açık yaralara teması ile diğer hayvan ve insanlara bulaşır. Kuduz şüpheli hayvanla ısırılma durumunda yara yeri bol sabunlu suyla yıkanmalıdır. En yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. İhbarı zorunlu bir hastalıktır. Isıran hayvan sahipli evcil hayvan ise 10 gün müşahadeye alınır. Bildirim tarım il müdürlüklerine yapılır. Korunma: evcil hayvanların yılda bir kez aşılanması gerekir. Kuduz şüpheli hayvanla ısırılma durumunda 5 doz aşı yapılır; 0, 3, 7, 14, 28 ve 90. gün.

Tüberküloz: M. Tüberkulozisin insan, sığır ve kanatlı tiplerinin insan ve evcil hayvanlarda oluşturduğu hastalık. Kronik seyirli ve bulaşıcıdır. Dokularda tuberkul denen lezyonlar oluşturur. Bulaşma: veremli hayvan etleri yemek, sütlerini içmek. Solunum yoluyla bulaşır. İhbarı zorunlu bir hayvan hastalığıdır. Hasta hayvanlar tazminatlı olarak itlaf edilir. Korunma: veteriner kontrolünden geçmemiş etler tüketilmemelidir. İyi kaynatılmamış sokak sütleri içilmemelidir.

Brusellozis: Koyun, keçi ve sığırlarda çok görülür. Yavru atmaya neden olur. İnsanlara bulaşı çok kolaydır. Klinik: baş ağrısı, ateş, halsizlik, kilo kaybı. Tedavi edilmezse kısırlık, sakatlık ve menenjite varıncaya kadar ciddi komplikasyonlara sebep olur. Korunma: iyi kaynatılmamış sokak sütleri, peynir, tereyağı, krema yenmemelidir. İhbarı zorunlu olup hasta hayvanlar tazminatlı olarak itlaf edilir.

Şarbon: Bütün dünyada görülür. Bulaşıcı ve öldürücüdür. Bulaşma: hastalıklı hayvanlarla temas, enfekte et, süt ve bunların ürünlerinin tüketilmesi ile bulaşır. Klinik: bulaşma yoluna göre değişir. Deri yoluyla; kasap çıbanı. Solunum yoluyla; akciğer enfeksiyonu. Sindirim yoluyla; bağırsak enfeksiyonu yapar. Korunma: hayvanların aşılanması, hayvansal ürünlerin sağlık kontrolleri, hasta hayvanların itlaf edilmesi.

Salmonelloz: Enfekte hayvansal besinlerle bulaşır. Septisemik barsak enfeksiyonları, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishalle seyreder. Korunma: sağlık kontrolünden geçmemiş hayvansal gıdalar tüketilmemeli. Gıda hijyenine dikkat edilmelidir.

Kist Hidatik: Köpeklerin ince barsağında yaşayan ecınococcus adlı parazit etkendir. Parazit yumurtası ile bulaşmış yiyecek ve içeceklerden çift tırnaklı hayvanlara onlardan da insana bulaşır. Karaciğer, akciğer ve diğer organlarda su dolu keseler meydana getirir. Korunma: köpeklere düzenli olarak antiparaziter ilaçlar verilmeli. Hastalıklı hayvan ürünleri tüketilmemelidir.

Reklamlar