Notlar 3

Güvenli Annelik Ve Gebe Lohusa İzlemleri

Güvenli Annelik: Anneye gebelik öncesi, Anne ve bebeğe doğum öncesi, Doğum ve doğum sonrası bakım ve tedavi hizmetlerinin verilmesi gereklidir. İstenmeyen ve yüksek riskli gebeliklerin önlenmesi gerekir. Gebelik, doğum ve doğum sonrası komplikasyonların tanımlanması, önlenmesi gerekir. Anne ve bebek ölümlerinin ve komplikasyonlarının azaltılmasına yönelik bütüncül yaklaşımdır.

Neden Önemli?: Dünyada her dakika; 380 kadın gebe kalmakta (190’ı istenmeyen gebelik), 110 kadında gebelik komplikasyonu oluşmakta, 40 kadın sağlıksız düşük yapmakta, 1 kadın gebeliğe bağlı nedenlerle ölmektedir.

Anne Ölümü: Kadının, gebeliğinin süresine bakılmaksızın gebe iken ya da gebeliğin sona ermesini izleyen 42 gün içerisinde, kazadan kaynaklanmayan, gebeliğin idaresiyle ilgili olan veya bunların ağırlaştırdığı bir nedenle ölmesidir.

Doğum Öncesi Bakım: İstenmeyen gebeliklerin engellenmesi, CYBE, hepatit ve HIV enfeksiyonlarının engellenmesi ve tedavisi, neonatal tetanozun ortadan kaldırılması, doğum öncesi sağlık hizmetlerinin kapsam ve niteliğinin artırılması, mevcut hastalıkların tedavisi, gebelikte yeterli beslenme sağlanması, demirdesteği verilmesi, gebelik komplikasyonlarının erken tanı ve tedavisi.

Doğum: Temiz ve güvenli doğum yapılmalıdır. Komplikasyonların tanınması, erken tespit ve yönetilmesi gereklidir.

Doğum Sonrası Anne Bakımı: Komplikasyonların erken tespiti ve yönetilmesi, doğum sonrası sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, enfeksiyonların önlenmesi ve yönetimi, yenidoğanda tetanozun önlenmesi.

Doğum Sonrası Bebek Bakımı: Gerektiğinde resüsitasyon, hipoterminin önlenmesi ve yönetimi, emzirmenin teşviki, yenidoğan enfeksiyonlarının önlenmesi ve yönetimi.

İzlemlerde Amaç: Koruyucu sağlık hizmetlerinin sunulması, olası sağlık sorunlarını erken tespit edilip tedavisinin yapılması, önlenebilir anne-bebek ölümlerin azaltılması.

Gebe İzlemi
1. İzlem 2. İzlem 3. İzlem 4. İzlem
İzlem zamanı Gebeliğin 14. haftasında veya

ilk 14 hafta içerisinde

Gebeliğin

18-24. haftaları

(tercihen 20-22. haftalar) arasında

Gebeliğin

30-32. haftaları arasında

Gebeliğin

36-38. haftaları arasında

İzlem süresi 30 dakika 20 dakika 20 dakika 20 dakika

.

Lohusa İzlemi
Doğum sonu ilk gün 0-1 saatler arası
1-6 saatler arası
6-24 saatler arası
Doğum Sonu 2-5. gün Evde/Sağlık Kuruluşunda Takip
Doğum Sonu 2. Hafta Evde/Sağlık Kuruluşunda Takip
Doğum Sonu 6. Hafta Evde/Sağlık Kuruluşunda Takip

.

——————————————————————————————————-

Halk Sağlığı

Dünya Tıp Eğitimi Federasyonu tıp eğitiminin amacını; “hasta ve toplum için kaliteli koruyucu ve tedavi edici hizmet vermeyi sağlayan bilgi, beceri, değerler ve davranış biçimlerinde yetenekli ve yeterli olan hekimleri yetiştirmek” şeklinde belirtmektedir. WHO, “beş yıldızlı doktorlar” terimini kullanarak geleceğin doktorlarının yetilerini şu şekilde sıralamaktadır; bakım sağlayan (hizmet sunucu), karar veren, iletişim kuran, toplum lideri olan, yöneten, hizmet sunucu.

Hizmet sunucu: hastayı hem bir birey hem de ailenin ve toplumun bir üyesi olarak bütüncül bir yaklaşımla gören, uzun dönemli güvene dayanan bir ilişki içinde yüksek kalitede, tam, sürekli hizmet sunabilen. Karar veren: sunduğu hizmeti geliştirirken hangi teknolojinin uygulanmasının etik ve maliyet-etkin olduğunun seçimini yapabilen. İletişim kuran: etkili bilgilendirme ile sağlıklı yaşam tarzlarının benimsenmesini sağlayabilen, böylece bireylere ve gruplara kendi sağlıklarını korumaları ve geliştirmeleri için güç veren. Toplum lideri olan: aralarında çalıştığı insanların güvenini kazanarak bireyin ve toplumun sağlık gereksinimlerini çakıştırabilen ve toplum yararına eylem başlatan. Yöneten: elde edilebilen sağlık verilerini uygun bir şekilde kullanarak; hastaların ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için, sağlık hizmet sisteminin içinden ve dışından bireylerle ve organizasyonlarla uyumlu çalışabilen.

Uluslararası Tıp Eğitimi Enstitüsü (IIME) (1999): Tüm ülkelerin tıp fakültelerinden mezun olacak hekimler için minimum öğrenme çıktılarını 7 temel alanda toplayarak her birini ayrıntılı bir şekilde tanımlamaktadır. Bunlar; profesyonel değerler, tutumlar, davranış, etik, temel tıp bilgisi, iletişim becerileri, klinik beceriler, toplum sağlığı ve sağlık sistemleri, bilginin yönetilmesi, kritik düşünme ve araştırmadır.

Topluma yönelik eğitim: toplumun sağlık gereksinimlerine öncelik veren eğitimdir. Öğrenciler toplumun öncelikli sağlık sorunlarıyla doğrudan ilintili konularda eğitilir. Amacı; birinci, ikinci ve üçüncü basamakta topluma hizmet etmeye istekli ve bunu başarabilecek, toplumsal bakışa sahip hekimler yetiştirmektir. Amaç, bu hekimlerin uzmanlaşmamaları ve sürekli kırsal bölgede görev yapmaları da değildir. Beklenilen, görev yerleri ve uzmanlık alanları farklı da olsa toplumsal bakış açısını kaybetmemeleridir. Topluma dayalı eğitim: ise öğrenme etkinlikleri özellikle toplumun içinde düzenlenir. Tıp ve diğer sağlık mesleklerinin öğretiminde, öğrencilerin ilk yıllardan itibaren, ilerde hizmet edecekleri toplumun sağlık sorunlarıyla karşılaşmalarını öngörmektedir. Toplumla yoğun ve erken ilişki kurulabilirse öğrencilerin ilerde karşılaşacakları sorunlarla daha rahat başa çıkabilecekleri düşünülmektedir.

Tıp fakültesi öğrencilerinin eğitimi (topluma dayalı eğitim uygulayanlar dışında) fakülte hastanelerinde yapılmaktadır. Bu hastanelerde, ülke şartlarına göre, en ileri teknoloji kullanılmaktadır. Bu olanakların çoğu, öğrencilerin mezuniyet sonrası çalışacakları yerlerde bulunmaz ve bulunmaları da beklenmez. Ancak böyle yetişen öğrenciler alışmış oldukları teknolojiyi bulacakları yerlerde çalışmak istemekte ve sonuçta hekimler büyük merkezlerde toplanmaktadırlar. Tıp fakültelerinin müfredat programlarının içeriği topluma yönelik, uygulama alanları ise topluma dayalı olarak düzenlenmelidir.

Topluma Dayalı Eğitim (TDE): TDE, öğrencilerin liderlik, ekip çalışması, toplumla etkileşim becerileri gibi yeterlikleri kazanmalarını sağlar. TDE, öğrencilerin birinci basamak sağlık kuruluşları gibi farklı kuruluşlardaki sağlık personeli ile çalışmasına ve onlardan öğrenmesine olanak sağlar. TDE, toplumda devamlı olarak değişen sağlık öncelikleri arasından yüksek öncelikli sağlık sorunlarının belirlenip eğitim için kullanılması yoluyla müfredatın güncelliğini korumasını sağlar. Böylece, müfredat toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap verebilir. TDE programları ile, bir yandan öğrenci toplum içinde öğrenmeye başlarken, bir yandan da o toplumda sağlık hizmetlerinin sunumuna katkıda bulunulmuş olur.

Halk Sağlığı Nedir? (Toplum Hekimliği): Organize (edilmiş) toplum çalışmaları sonunda; çevre koşullarını düzelterek, bireylere sağlık bilgisi vererek, bulaşıcı hastalıkları engelleyerek, erken tanı ve koruyucu tedbirlerini hazırlayacak örgüt kurarak, her bireyin sağlığını sürdüreceği bir yaşam düzeyi sağlayarak, hayatın uzatılmasını, hastalıklardan korunmayı, beden ve akıl sağlığı ile işgücünün arttırılmasını sağlayan bir bilim ve sanattır.

Halk Sağlığı Bilimleri: Epidemiyoloji, biyoistatistik, sağlık yönetimi, sağlık ekonomisi, koruyucu akıl ve ruh sağlığı, koruyucu ağız ve diş sağlığı, turizm sağlığı, ana çocuk sağlığı, çevre sağlığı, sağlık eğitimi, okul sağlığı, toplumun beslenmesi, iş sağlığı.

Epidemiyoloji: Belirli bir toplumda, sağlıkla ilgili olgu ve durumların ve bunların belirleyicilerinin dağılımının incelenmesi ve bu çalışmaların sağlıkla ilgili sorunların kontrolünde kullanılmasıdır (Last, 1988). Ne, nerede, neden, nasıl, kimde (4N1K) sorularını sorar.

Biyoistatistik: Belirli bir konu ya da amaç için verilerin toplanması, toplanan verilerin değerlendirilmesi ve analizi sonucu, karara varılmasını sağlayan yöntemler topluluğu olarak tanımlanabilir.

Sağlık Ekonomisi: Ekonomi bilimi kurallarının sağlık alanında kullanılmasıdır. Sağlık ekonomisi, “Sağlık sektörüne ayrılan kaynaklarını en iyi şekilde (en ekonomik, etkili, verimli, rasyonel) kullanarak en yüksek düzeyde sağlık hizmeti üretmek ve bunu toplumu oluşturan sosyal gruplar ve fertler arasında en iyi bölüştürmek” şeklinde tanımlanabilir. Belirli birtakım amaçlara ulaşmak için başta insan olmak üzere, parasal kaynakları, araç-gereçleri, hammaddeleri ve zaman faktörünü birbiriyle uyumlu ve etkin kullanmaya olanak verecek kararlar alma ve bunları uygulatma süreçlerinin toplamı.

Halk Sağlığı Sorunu Nedir?: Grotjan (1915): “kişinin hastalığı aynı zamanda ailenin ve toplumun sorunudur” diyor ve önemli hastalığı şöyle tanımlıyordu: “en önemli hastalıklar, bir toplumda en çok öldüren, en sık görülen ve en çok sakat bırakan hastalıklardır.”

Halk Sağlığının Gelişimi: Halk sağlığının gelişimi tarihi aynı zamanda hekimliğin gelişimi tarihidir. Dünyanın farklı bölgelerinde farklı biçimlerde gelişmiştir. Eski Mısır’da Thebai (Thebes) şehri hekimlik uygulamalarının ilk yapıldığı şehir olma özelliği taşır. Tıp kelimesi bu şehrin adından köken alır. İmhotep, M.Ö. 3000’lerde Mısır’da yaşamıştır ve tarihte bilinen ilk hekimdir. Romalılar hijyen alanında yenilikler getirmişlerdi. Kanalizasyon, su bağlantıları ve kaldırımlı caddeler inşa etmişlerdi. Hamam ve kaplıcaları vardı. Bataklık yerlerin yakınlarına şehir kurulmaması ve bataklık yakınlarından yol geçmemesini öğütlemişlerdir. Hint tıbbının karakteristik örneği Ayurvedadır. Ayurveda öğretisi, yaşama dair kurallar ve giyimden yemeye, egzersizden rejime kadar çok geniş bir sahayı kapsayan pratik önerileri içermektedir. Çin’de ‘tıbbın babası’ Shen Nung’dur. M.Ö. 3000 yıllarında yaşayan bu Çin imparatoru bitki ve hayvan yetiştirmeciliği konusunda yeni metotlar geliştirmesi yanında birçok ilaç ve zehri kendi üstünde deneyerek tıbba da önemli katkılarda bulunmuştur. Pen Tsao (Büyük Bitki Kitabı), uzun yıllar yeni baskıları yapılarak okunmuştur. Birbirine zıt iki gücü temsil eden Yin-Yang‘in her şeyin üzerinde olduğu ve her şeyi kontrol ettiği düşünülmektedir. Sağlık ve hastalıkta da aynı kuralların geçerli olduğu ve hastalıkların vücuttaki Yin-Yang dengesinin bozulmasından meydana geldiği varsayılmaktadır. Eski Türklerde şaman, hekim olarak görev yapardı. Şamanın ilahi güçlerden kuvvet alarak hastalıkların sebebini (kötü bir ruh, kötü bir tanrı vb) bildiği ve bunu tedavi ettiğine inanılırdı. Zamanla şaman, yerini tıbbı bilen, eğitim görmüş ve tedavi eden hekim tipine bırakmıştır. Bu hekimler “Otacı”lardır. Otacılar bitkisel ilaçlarla tedavi ederlerdi. Dîvân-ı lûgâti’t-Türk’de ise, tedavide kullanılabilecek 194 cins bitki saptanmıştır. Otacı dışında emçi (em: ilaç) ve Türkistan’da “Atasagun” da hekim unvanlarıydı. Kaşgarlı Mahmud, Atasagun’u, “Tabib ve Türk Hekimi” olarak yazar. Babil kralı Hammurabi ilk defa hekimliği meslek olarak tanımlamıştır. Tedavi ve ameliyat ücretlerini belirlemiştir. Uygulamadaki hatalara karşı verilecek cezaları belirlemiştir.

Ebers Papirüsü (M.Ö.1500): Orijinali 10 metrelik bir rulo olan bu doküman 110 sayfadır ve 900 civarında reçete içermektedir. Sihir ve büyü de dahil birçok hastalığa karşı tedavi önerileri içermektedir. 15 karın hastalığı, 29 göz hastalığı ve 18 deri hastalığı tarif edilirken, 21’den fazla öksürük tedavisi anlatılmaktadır.

Edwin Smith Papirüsü (M.Ö. 1600): Cerrahi papirüsu olarak bilinmektedir. Eski Mısır’da dini bir rituel olarak sünnetin uygulandığını göstermektedir. Bazı vakaların tedavisinde önerilen uygulamalar bugünkü anlayışa yakındır. Bunlardan birisi çenesi çıkan bir hastaya yapılması gereken uygulamayı anlatmaktadır. Yara kapatmada kullanılan dikiş ve kıskaç kombinasyonuna ait bilinen ilk tıbbi metindir.

Asklepios: Eski uygarlıklarda dinsel nitelikte bir hekimlik vardı. Asklepios; sağlık ve hekimlik tanrısı. Apollonun oğlu. Asklepios’un kızı Hygiea; hijyen ve temizlik tanrıçasıdır.

Hipokrat: (M.Ö. 460-377): İnsan bedeni 4 temel maddeden oluşmuştur. Bunların karşılıklı denge durumunda olmaları sağlıklı olmayı sağlar. Hipokrat önce evreni oluşturan 4 unsurun özelliklerini belirtti; hava (sıcaktır), ateş (kurudur), su (nemlidir), toprak (soğuktur). Bedende de 4 sıvı vardır; kalpten gelen kan, beyinde bulunan balgam, karaciğerde bulunan sarı safra, dalak ve midede olan kara safra. O dönemin inancına göre yediğimiz, içtiğimi gıdalar kan, kara safra, sarı safra ve balgama dönüşürlerdi. Hipokrat bedende bulunan bu dört temel sıvı arasında denge varsa kişilerin sağlıklı olacağını, denge bozulursa hastalıkların oluşacağını savunmuştur. Hipokrat hastalıkların birbirinden farklı olduğunu belirten ilk hekimdir. Hipokrat’ın tedavide başlıca kabul ettiği düstur: “Primum non Nocere” (Önce Zarar Verme)’dir. Sara hastalığının belirtilerini ilk tanımlayan hekimdir: “Bu hastalık bana öteki hastalıklardan hiç de daha tanrısal ya da kutsal görünmüyor. Tersine öteki hastalıkların nasıl onları doğuran bir nedeni varsa bunun da doğal bir nedeni, bahanesi vardır.” Hastalıkların tanrıların gazabı veya doğaüstü güçlerden kaynaklandığı inancına karşı çıkmış, hastalıkların doğal nedenlerden meydana geldiğini savunmuştur. Hastalıkların oluşumunda gizemli ve doğa üstü güçlerden arınmış ilk görüştür. Tıp ahlakı ve meslek uygulamalarının kurallarını ilk kez ortaya koymuştur. İlk tıp okulunun kurucusu olmuştur. Vakaların hikayesini anlatmıştır ve hasta başında ders vermiştir.

Galenos (M.S. 131-201): Tüm zamanların tıbbi konuları üzerine en etkili yazardı. Gladyatörlerin hekimliğini yaptı. Gladyatörlerle diğer insanları karşılaştırdı ve düzenli fiziksel hareketlerin sağlıklı yaşam için zorunluluğu sonucuna vardı. Galen deneysel fizyoloji biliminin ve anatominin kurucusu sayılmaktadır. Hipokrat ekolünü sistematize etmeye çalışmıştır. Botanik biliminin de kurucusudur. Hastalarında kullandığı, kendisinin bulduğu ve formüle ilaçlar galenik preparatlar ismiyle bilinmektedir. Bu anlamdaki çalışmalarından ötürü eczacılığın babası olarak kabul edilir. Gerek Hipokrat, gerekse Galenos insanların sağlıklı ve uzun yaşama isteklerine önemli katkıda bulunmuşlardır. Hastalıkların hastadan sağlama bulaşabileceği konusundaki ilk gözlemler veba hastalığı ile ilgilidir ve Tevrat’ta belirtilmektedir. Filistinliler altından veba uru ve fare yontuları yaparak hastalığın yayılmasını önlemeye çalışmışlardır. Avrupa’da karantina uygulaması bulundu. Milyonlarca insanın yaşamı pahasına bir gerçek öğrenildi; veba hasta kişiden sağlam kişiye bulaşır!

El Razi (M.S: 850-932): Kokuşma (putrification) düşüncesini ilk ortaya atan hekimdir. Bu ise mikroorganizmalardan oluşan hastalıklara karşı önlem almada insan oğlunun attığı ilk dev adım olmuştur. Bağdat’ta yapılacak hastanenin yeri için fikri sorulduğunda şehrin değişik yerlerine etler astırarak en geç bozulan yeri saptadı. Kızamık ve çiçek hastalıklarının ayrı hastalılar olduğunu ilk ortaya koyan hekimdir.

İbn-ül Habip: Hastalık bulaşma yolunu gözlemlemiştir. Veba salgınında: “hastalıklı bireylerle temas etmeyenlerin sağlıklı kalmalarına karşın, temas edenlerin hastalığa yakalanmaları, bu geçişin hastaların giysilerinden, kullandıkları kap-kacağı kullanmaktan ortaya çıktığı açık bir gerçektir” savını ortaya atarak korunmanın önemini vurgulamıştır.

İbn-i Sina (Ebu Ali Hüseyin 980-1037): Ortaçağ Avrupa’sında felsefenin temel taşlarından birisi olarak kabul edilip “Avicenna”ismi ile ün kazanmıştır. Hekimlik bilgilerini “El Kanun” ve “Kitab-ül Şifa” adlı yapıtlarında toplamıştır. Bu yapıtlar yüzyıllar boyunca tıp ögreniminde klasik kitap olarak kalmıştır. Batıda 17. yy’a kadar okutulmuştur. Gebelere öğütleri, çocuk bakımı, hidroterapinin yararları, gut hastalığının tedavisi konusunda söyledikleri hala geçerliliğini korumaktadır. Hastalıkları yapan kurtçuklardır fakat göremiyoruz demiştir.

Louis Pasteur (1822-1895): Louis Pasteur mikrobiyoloji ve halk sağlığının gerçek kurucusudur. Herhangi bir enfeksiyonun ortaya çıkabilmesi için ortama dışarıdan bir etkenin girmesi, bir “germ”in alınması zorunluluğu görüşüne “Germ Kuramı” adı verilir. Bu görüşü Louis Pasteur ortaya atmış ve kanıtlamıştır. Pasteur; 1789’da tavuk kolerası üzerinde çalışırken tavuklara enjekte edilmekte geç kalınan ve virulansı azalmış vibrionların hastalık yapmadığını, ancak bunu enjekte ettiği tavukların virulansı yüksek vibriyonlar ile de hastalanmadığını gözlemiştir. Bu, Osmanlılarca uygulanan “çiçek hastalığına karşı bağışıklama” ile benzerlik gösteriyordu. Bu benzerlik Pasteur’un dikkatinden kaçmadı. “Sağlam kişilere virulansı azaltılmış mikroorganizmaları vererek onları bu hastalıklara karşı bağışık kılma” olarak tanımlanan bağışıklamanın temel ilkesini ortaya koymuştur. E. Jenner; Osmanlılarca uygulanan çiçek bağışıklamasını geliştirerek çiçek aşısını bulmuştur. Jenner 1797de çiçek aşısını uygulayarak halk sağlığı’nda sağlığın korunmasında önemli bir adım atmıştır. L.Pasteur daha sonra şarbon ve kuduz aşılarını da bulmuştur.

Von Behring 1890 da difteri antitoksinlerini, Calmette ve Quering BCG aşısını bulmuşlardır. BCG aşısı 1921’den sonra uygulanmaya başlanmıştır. Salk 1954, Sabin 1960 da Çocuk felci aşısını, J.F. Enders ve T.C. Peebes 1954 de kızamık virusunu 1963’de de kızamık aşısını bulmuşlardır.

Çevre Sağlığı İle İlgili Gelişmeler: Özellikle su ile bulaşan ve salgınlar yapan hastalıkların en önemlileri kolera ve tifodur. Tifo 2500 yıldan beri bilinen ve su ile ilişkisinden kuşkulanılan bir hastalıktır. Kolera etkenini 1883 yılında R. Koch bulmuştur. Ancak koleranın bulaşmasında suyun önemini bundan 30 yıl önce 1854 yılında Londra’da görülen Broad Street salgınında klasik epidemiyoloji yöntemlerini kullanarak John Snow ortaya çıkarmıştır. Böylece kolera, etkeni bilinmeden bulaş yolu bulunan ilk hastalık olmuştur. John Snow; suyun önemini ortaya çıkarmış, “Çevre Sağlığı” biliminin başlatıcısı olmuştur. Günümüzdeki çevre bilinci ve “çevreyi koruma çabaları” başlamıştır.

Fizik Ve Biyolojik Çevre, Vektörler: Sıtma çağlar boyu uygarlıklar yıkan, insanlık tarihi kadar eski bir hastalıktır. Sıtma görülüşü ile bataklıklar arasındaki ilişki dikkat çekmiştir. M.S. 100’de Columella (Romalı yazar) yer seçiminde çevrenin önemini “Ne bir bina bataklık bir yere yapılmalı, nede yollar böyle yerlerden geçmelidir. Yoksa sivrisinek ve pis kokudan kurtulamayız ve sıtma oluruz” ifadesi ile belirtmiştir. Sıtma; etmeni ve bulaşma yolu bilimsel olarak açıklanmadan tedavi edilen ilk hastalıktır. Perulu kızılderililer, atalarından öğrendikleri Kına-Kına (Quina Quina) ağacının kabuğunu yiyerek sıtmayı tedavi etmeyi öğrenmişlerdir. Sıtma etkeni 1880 yılında Charles Louis Alphonse Laveran tarafından alyuvarlar içindeki plazmodiumlar saptanarak bulunmuştur. Dr. Ronald Ross; 1897de sıtmalı bir hastanın kanını emen Anofel cinsi bir sivrisineğin midesinde sıtma parazitini saptamış. Böylece vektörlerin çevre koşullarının toplum sağlığındaki önemi ortaya çıkmıştır. Sıtmanın vektörünün anofel cinsi sivrisinek oluşunun bilinmesi entomolojinin (böcek bilimi) gelişmesini başlatmıştır. Halk sağlığının yanı sıra tarım ve veteriner hekimliğin gelişmesine de önemli bir ivme kazandırmıştır. 1753 yılında İngiliz donanma hekimi James Lind Limon ve portakal yiyerek skorbütün iyileşeceğini klinik deneyle kanıtlamıştır. Böylece taze meyve ve sebze tüketiminin yani dengeli beslenmenin hastalıklardan korunmadaki etkisi gündeme gelmiştir.

Beslenme İle İlgili Gelişmeler: Bazı maddelerin vücutta eksikliği ile ortaya çıkan hastalıkların bulunuşu ise biraz daha güç olmuştur. C vitaminine bağlı skorbüt hastalığı gemicilerde görülen bir meslek hastalığı olarak biliniyordu. İngiliz kommodor Anson 1740 yılında 7 gemi ve 1755 tayfa ile yola çıkmış ve üç buçuk yıl sonra 1 gemi ile dönmüş. Tayfalarının %54’ü (1051) kişi skorbütten ölmüştür.

Sosyal Hekimlik: Grothjahn (1869-1931); hekimlik ve halk sağlığı uygulamalarının yalnız seçkinler için değil, halk kitleleri için de bir gereksinim ve bir hak olduğu, kamunun bu hizmetleri sağlamasının zorunlu olduğunu savunmuş ve sosyal tıp alanının gelişmesi yönünde çaba göstermiştir. Küçük çocukları ve annelerini, okul çağı çocuklarını, işçileri, kimsesiz çocukları, (riskli gruplar) bulaşıcı hastalıklardan koruma önlemleri alınmasını önermiştir. Grothjan’ın bu görüşleri günümüz halk sağlığı anlayışının temel ilkeleridir. 20.yy’da Halk sağlığı anlayışının gelişmesi ve kitlelere yönelik uygulamalarda en büyük katkı “insan hakları ve eşitlik” ilkelerinin geniş kabul bulması ve uygulanmaya çalışılması olmuştur. Halk sağlığının günümüzdeki en büyük sloganı “sağlığın korunması ve hastalıkların iyileştirilmesinde fırsat eşitliği” doktrinidir.

——————————————————————————————————-

Hastalık Ve Sağlığın Belirleyicileri

Halk sağlığı bakış açısıyla sağlık ve hastalığın belirleyicileri arasında dört farklı fakat birbiriyle örtüşen bakış açısı bulunmaktadır; biyomedikal bakış, yaşam tarzı açısı, geniş anlamda sosyo-ekonomik bakış, toplum sağlığı bakışı. Biyomedikal bakış: biyomedikal bakışta hastalıkların temelinde mikroorganizmalar, genetik faktörler bulunmaktadır. Günümüzde moleküler genetik biliminin güçlenmesiyle dominantlığını sürdürmektedir. Yaşam tarzı açısı: özellikle kronik hastalıklarda şişmanlığın, sedanter yaşam tarzının, alkol, sigara bağımlılığının önemli belirleyici olması yaşam tarzı bakış açısını geliştirmiştir.

Kültür Ve Sağlık: Toplumların sağlıkla ilgili davranışlarını şekillendirir. Kültürün sağlığa etkisi ekolojik çalışmalarla ortaya konmuştur. Başka toplumlara göç etmiş bireylerin kültürel yapılarını korudukları ve sağlıkla ilgili davranışlarının geldikleri topluma benzediği fark edilmiştir.

Sosyo-Kültürel Etkenler Ve Hastalık: Sağlığın sosyal belirleyicileri, eşitsizlik yaratan etkenler (cinsiyet), hastalık hakkında halk inanışları, tedavi yöntemleri, hastalık davranışı, hastalık rolü, sağlık sistemleri, sağlık bakımı araştırılır.

Hastalık Algısı/İnançlar: İçinde yaşanılan kültür hastalık belirtilerini, nedenlerini ve tedavisini kavramsallaştırmada önemli bir alt yapı sağlar. Hasta kimliği, neden, sonuçlar, süreç, iyileşme/kontrol edilebilirlik, tıbbi bilgiler, kişisel deneyimler, toplumsal normlardan etkilenir.

Kendisine Ait Durum: Kişilik özellikleri (kaygılı oluş), aile içinde daha önceki hastalık yaşantıları, hasta olduğu dönemde bireyin ruhsal durumu, daha önceki travmalar, olumsuz çocukluk yaşantıları, yaşadığı toplumun ona yüklediği misyon.

Hastalık – Kültür: Kültür ve bilişsel süreçler bireyin acıyı ifade etme tarzını, hastalık belirtilerini ve tedavisini şekillendirir. Toplum bireylerine hastalık ve iyileşme yaşantıları ile ilgili kavramları da sunar. Farklı hastalıklar ve isimlerini, özgül belirtilerini ve sürecini, anlamını, önemini, uygun tepkileri, başa çıkma yollarını da öğretir.

Bireylerin eğitim durumları sağlıklarını dört yolla etkiler; eğitimli kişiler daha fazla olanaklara sahiptir, kendilerine sunulan olanakların farkındadır ve kullanırlar, kendilerine güven ortam yaratırlar ve sağlıkla ilgili davranışları geliştirme becerilerine sahiptirler.

Sağlık Ve Hastalığın Sosyo-Ekonomik Belirleyicileri: Ekonomik yapı önemlidir. Düşük gelir düzeyine sahip insanların ölüm oranları, yüksek gelir düzeyine sahip olanlarla karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Sosyo ekonomik yapı ile ölümler, hastalık sıklıkları, hastalıkların prognozu ilişkilidir. Sağlık ve hastalıkların belirleyicilerinden biri olan sağlıklı davranış tarzıyla sosyo-ekonomik yapı arasında çok önemli ilişki bulunmaktadır.

Danimarka’da, vasıfsız işçilerde ölüm, maaşlı çalışanlara oranla %50 daha fazladır. Finlandiya’da, üst kademe beyaz yakalı çalışanların ortalama yaşam beklentisi mavi yakalılara göre 5.5 yıl daha uzundur. Kopenhag’da yaşam beklentisi ülkenin diğer yerlerine göre 4 yıl daha kısadır. Göç eden toplumlar en kötü sağlık durumuna sahiptirler. En yoksul hanelerde dünyaya gelen çocukların bir yaşını tamamlamadan ölme ihtimalleri zengin hanelerde yaşayan çocuklardan 4.7 kat fazladır. Beşinci yaş gününü göremeden ölme ihtimalleri ise 3.5 kat daha fazladır. En yoksul hanelerde yaşayan çocukların anne-babalarının daha eğitimsiz oldukları, yaşanılan konutta hijyen koşullarının yeterince sağlanmadığı, önemli bir bölümünün sağlık güvencesinden yoksun oldukları,doğum öncesinde ve doğum sırasında sağlık hizmetlerinden yeterince faydalanamadıkları görülmüştür.

Sağlıkta Eşitsizlikler: Sosyoekonomik durum, eğitim düzeyi, coğrafik yerleşim, cinsiyet, etnik grup, yaş gruplarına göre ortaya çıkmaktadır.

Sağlığın Belirleyicileri İle İlgili Göstergeler: Yoksulluk düzeyi, eğitim düzeyi, sağlıklı içme suyu kullanma oranı, yeterli sanitasyon koşullarına sahip olan nüfusun yüzdesi, gini katsayısı, lorenz eğrisi, kişinin gelir düzeyi, işsizlik oranı, sosyal güvence durumu, bebek ölüm hızı, anne ölüm hızı, ölü doğum hızı, beş yaş altı ölüm oranı, doğumda yaşam beklentisi, yaşa ve cinsiyete özel yaşam beklentisi, yaşa, cinsiyete, yerleşim yerine, mesleğe ve nedene özel ölüm hızı, kronik hastalıkların görülme sıklığı, çocuklarda malnutrisyon prevalansı.

Sağlık Hizmeti Ve Ulaşılabilirlik: Yeterli sağlık hizmetine ulaşabilen nüfus oranı, sağlık personeli başına düşen nüfus, sağlık kurumu başına düşen nüfus, kişi başına yapılan sağlık harcaması, bağışıklama oranları, antenatal bakım alan kadınların oranı, aile planlaması kullanım durumu, sağlık personeli yardımı ile yapılan doğum oranı, doğumun yapıldığı yer, sağlık harcamalarının dağılımı. Toplumsal cinsiyet: toplumlarda erkeklerle kadınların sağlık davranışları birbirinden farklıdır. Bu farklılık sadece biyolojik cinsiyet özellikleriyle açıklanamaz. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı o toplumun kültürel ekonomik, eğitim düzeyi gibi pek çok sosyal özellikleriyle ilişkilidir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı kadınların olanaklardan daha kısıtlı yararlanmasına neden olur. Bununla birlikte cinsiyet ayrımcılığını açıklamak oldukça güçtür. Sosyal çevre: yaşanılan toplumda insan hak ve özgürlüklerine verilen değer, ekonomik olarak güvence altında olma, farklılıkların kabulü, göçler, savaşlar, çatışma ortamları sağlık ve hastalıkları etkileyen önemli değişkenlerdir. Sosyal destek mekanizmalarının varlığı: insanlara yardım etmek üzere kurulmuş sosyal destek organizasyonlarının varlığı, çalışma kapasiteleri, ulaşılabilirliği sağlığı etkileyen önemli bir değişkendir. Sivil inisiyatifin de görev aldığı bu destek mekanizmaların gelişmiş ülkelerde yaygınlığı bilinmektedir. Etnik köken: bilimsel literatür incelendiğinde Amerika’da yaşayan siyahilerin beyazlara göre daha sık hastalandığı, standardize ölüm oranlarının daha yüksek olduğuna dair bir çok çalışmaya rastlanabilir. Etnik özellikler insanlar arası ilişkiyi, yaşadıkları yerleri, çalıştıkları işleri, ne kadar eğitim aldıklarını etkileyen bir faktördür. Hastalıkların belirleyicisi olarak etnik kökeni diğer belirleyicilerden ayırt etmek oldukça zordur. Ülkedeki halk sağlığı politikaları: ülkedeki halk sağlığı politikaları sağlığın bir hak olduğu görüşüyle temel alınıyorsa o ülkede yaşayanlar sağlık hizmetlerine ulaşabiliyor, daha kaliteli bir yaşam sürebiliyor demektir. Sağlık hakkına ulaşmada topluma olanaklar sağlamak devletin yasal zorunluluğu olarak görülmelidir.

Sağlık Ve Hastalığın Küresel Belirleyicileri: Sağlık ve hastalığın küresel belirleyicileri iki yönlüdür. Gelişen teknoloji sayesinde korunma (yeni aşılar, aile planlaması yöntemler, gıdaların dayanıklılığının artması vb.) hastalık erken tanıları (yeni bulunan erken tanı yöntemleri) ve tedavileri olanaklı hale gelmiş ve beklenen yaşam süresi artmıştır.

Küreselleşmenin Sağlık Ve Hastalığa Etkileri: 1-Ülke içinde yada uluslar arası platformda gelir dağılımının neden olduğu zararlar sağlığı olumsuz etkileyen yoksulluğu arttırmaktadır. 2-İş pazarındaki uluslar arası hareket bir başka deyişle uluslar arası kartellerin gelişmekte olan ülkelerde ucuz, sosyal güvenceden yoksun, düşük standartlardaki yaşam ve çalışma koşullarına neden olmuş ve çalışanların ve ailelerinin sağlığı bozulmuştur. 3-Sağlık hizmetlerinde fon ile hizmeti buluşturan aracı kurumların uluslar arası şirketlerce ele geçirilmesi. Sonuç olarak eşitlik ilkesinin ihlal edilmesi. 4-Sanayileşmiş ülkelerin neden olduğu çevre kirliliğinden tüm dünya etkilemiştir. 5-Tütün endüstrisinin pazarının küreselleştirmesi sigara nedeni ölümleri arttırmıştır. 6-Gıda üretiminin küreselleşmesi özellikle kentlerde beslenme şekillerini etkilemiştir; hazır gıda tüketimi, fast food tarzı yeme alışkanlığı, gıda katkı maddelerinin yoğunluğunu, genleriyle oynanmış, hibrit gıdaların yaygınlığını etkilemiştir. Şişmanlık gelişebilir.

Sağlığın Belirleyicileri: Genetik faktörler: genetik ve genomlar, yenidoğan izleme programları, DNA bankası, sosyal ve sosyo-ekonomik eşitsizlikler, yoksulluk, işsizlik, çocuk işçiliği. Psikososyal faktörler: stres, şiddet, yaşam stili riskleri, tütün, alkol, diyet, beslenme, fiziksel aktivite. Çevresel faktörler: hava kirliliği, endüstriyel kirlilik, atıklar, iyonize ve non-iyonize radyasyon, ulaşım, iklim, hava koşulları, işyeri faktörleri, halk sağlığı politikaları.

Halk Sağlığı açısından genetik belirleyicileri bilmenin yararları şu şekilde sıralanabilir; taramalarla erken tanının sağlanması, risk altındaki grupların belirlenmesi, mutajenik ajanlara yönelik önlemlerin alınması.

Çözüm: Eylemler sağlıkta eşitsizliğin sosyal belirleyicilerini çözmeye yönelik olmalıdır. Eşitsizliklerin boyutlarını ölçmek için uygun araçlar seçilmeli ve amaçlara doğru ilerlenmelidir. Sessizlerin sesi olmak için güçlü çabalar sarf edilmelidir. Sağlıkta sosyal eşitsizlikler mümkün olduğunca kadın ve erkek için ayrı ayrı tanımlanmalı ve analiz edilmelidir. Etnik ya da coğrafi arka plana dayanan sağlık farklılıkları sosyoekonomik arka planla ilişkilendirilmelidir. Alt seviyelerde değil üst seviyelerde eşitlik sağlanmalıdır. Sağlıkta sosyal eşitsizlikleri azaltmak için öne sürülen 3 ana yaklaşım (sadece yoksullara odaklanma, kesimler arasındaki farklılıkları azaltma, tüm toplumdaki sosyal eşitsizliği azaltma) birbiriyle ilişkilidir ve biri diğerinin üzerine bina edilmelidir. Toplum sağlığı politikaları hem tüm toplumda sağlık kazanımlarını geliştirmek hem de sağlıkta eşitsizlikleri azaltmak gibi iki amacı birden gerçekleştirmeyi hedeflemelidir.

——————————————————————————————————-

Hastalık Ve Sağlık Kavramları

Çeşitli bilim dalları 1900’lü yıllardan bu yana hastalık ve sağlık tanımları yapmıştır. Bazı bilim dalları fiziksel, biyolojik. Bazıları psikolojik ve sosyal alanlara vurgu yapmış. Biyolojik açıdan sağlık: bir canlının kendi hücresel çekirdeğinde şifreli bütünlüğünü ve kararlılığını korumak yolunda oluşmuş maddesel örgütlenişin bir bozukluk olmaksızın çalışması ve aynı canlının daha üst düzeyde bir örgütlenişi başarabilmesi sürecidir. Parsons’a göre sağlık: bireylerin işlevsel olma yeteneğidir. Toplumsal yaşam içerisinde her bireyin belirli rol ve sorumlulukları vardır. Birey bu rol ve sorumluluklarını yerine getirebiliyor ise sağlıklıdır.

Sağlık; Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) anayasasında “yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik halidir” diye tanımlanmıştır. DSÖ tanımına eleştiriler; kişiler hangi kriterlere ulaştıkları takdirde sağlıklı olacaklar ya da hangi standartları yerine getirdiklerinde tam bir iyilik halinde olacaklardır? Kim ne kadar sağlıklı, bu nasıl ölçülecek?

Illich’e göre sağlık: çevredeki değişimlere uyum sağlayabilme, büyüyebilme ve yaşlanabilme, hastalandığında iyileşebilme, acı çekebilme ve ölümü huzurlu bir şekilde bekleyebilme yeteneğidir. Sağlık acıyı ve onunla birlikte yaşamak için gerekli tinsel gücü de içerir. Aggleton’a (1990) göre sağlık: resmi tanımlar ve resmi olmayan tanımlar şeklindedir. Resmi tanımlar, sağlık profesyonellerinin tanımlarıdır. Resmi olmayan tanımlar ise sağlıkla ilgili konularda profesyonel olmayan kişilerin sağlığa ilişkin algılamalarıdır.

Sağlık Kavramının Açıklanmasına Yönelik Modeller: Tıbbi model: sağlığın tanımını sadece hastalığın, yani vücudun herhangi bir yerinde bir dizi semptom ve işaretlerle kendini belli eden, bazı patolojik bulguların ya da anormalliklerin yokluğu şeklinde yapmaktadır. Holistik model: sağlığı bir insanın bütünüyle sağlıklı olma hali olarak tanımlamaktadır. Bu model sağlığı, tıbbi model gibi, hastalık ve zayıflık gibi negatif açıdan ele alma yerine , sağlığın pozitif yönü ve iyilik hali gibi kavramlar üzerine odaklanmaktadır. İyilik modeli: bu modelde sağlık, hissetme durumu olarak tanımlanmaktadır. Çevre modeli: bu modeldeki sağlık tanımı, oldukça geniş ve evrensel bir tanım niteliği taşımaktadır. Organizmanın çevresine uyum sağlayabilmesi için gösterdiği sürekli olarak devam eden mükemmel bir uyum, adaptasyon olarak tanımlamaktadır. Hastalık ise hatalı bir durum ve uyumsuzluk olarak nitelendirilmektedir.

Hastalık: Hastalık kavram olarak iki farklı anlam içerir: Medikal açıdan hastalık (disease): belirli işaret ve semptomlarla kendisini gösteren patolojik bir anormallik. Doktorun hastayı muayene etmesi ve tıbbi literatüre göre kişinin subjektif yakınmalarını bir hastalık tanısına bağlaması anlamına gelmektedir. Toplumsal-kültürel içerikli bir kavram olarak hastalık (illness): sağlıksızlığın veya patolojik sürecin sonuçlarının birey tarafından algılanması, bireyin ağrı, acı vb. duyma durumunu belirtir.

Hastalık Sebepleri Tarihsel Gelişimi: Miyazma teorisi, denge teorisi, eksik madde teorisi, iş çevresi yaklaşımı, germ teorisi, toplum sağlığı yaklaşımı.

Hastalık Sebepleri: Bünyesel sebepler, fiziksel, kimyasal, biyolojik, eksik/fazla madde, psikolojik.

Hastalık Ve Sağlık Üzerinde Etkili Faktörler: Kişisel: yaş, cinsiyet, meslek, evlilik durumu, ailevi yatkınlık, alışkanlıklar, başka hastalıkların varlığı, cinsel davranış, gibi. Çevresel: iklim, sanitasyon, genel çevre şartları (fiziksel, kimyasal, biyolojik, vb).

——————————————————————————————————-

Hekim Hayatında İstatistiğin Ve Araştırmanın Yeri

Bilim; geçerliliği kabul edilmiş sistemli bilgiler bütünüdür. Çevreyi anlama ve açıklama gayretlerinin tamamını ifade eder. Bilimin temeli; tecrübe, deney ve araştırmadır. Bilim = science. Latincede “bilmek” anlamına gelen “scientia”sözcüğünden türetilmiştir. Bilim ihtiyaçtan doğar, merakla başlar. Ne, neden, niçin, nasıl sorularına cevap arar.

Bilimin İşlevi: Açıklamak: açıklamak, bilimin en temel işlevi olup, bilim insanları araştırdığı konuda farkındalık oluşturmak, tanımlamak, sınırlandırmak ya da sınıflandırmakla yetinmez, detaylı bilgi sunarak niçin ve nasıl oluştuklarını da izah etmeye çalışırlar. Örneğin, yağmur veya kar yağışının neden, nasıl, ne zaman ve hangi durumlarda meydana geldiğini açıklamaya çalışır. Aynı şekilde bir mikroorganizmanın nasıl beslendiğini, üreme şeklini, çevresini nasıl etkilediğini, insan veya bitki sağlığı üzerinde etkisi var ise bunun nasıl meydana geldiğini, hangi evrelerden geçerek bu etkilerin oluştuğunu Açıklamak bilimin temel işlevlerindendir. Yorumlamak: bilim, konu ile ilgili mevcut örnek verileri ispat (kanıt) olarak de- ğerlendirerek tutarlı yorumlar getirir. Araştırıcı elde ettiği veriler yanında yorumunda deneyimlerini, gözlemlerini ve mantıklı düşüncelerinden yararlanarak genellemelerde bulunur. Yorumların olumlu veya olumsuz olması yanlış değildir. Eldeki verilere göre şeker hastalığının 5 sene içinde tedavi edilebilir hastalıklardan olacağı yorumu yapılabilir. Kontrol altına almak ve müdahale etmek: araştırma sonucunda, herhangi bir sonuç üzerinde birden fazla faktö- rün etkili olduğu durumlarda, hedeflenen sonuca ulaşmak amacıyla koşullar kontrol altında tutularak faktörlerin etkisi sınırlandırılabilir. Örneğin yoğun yağmur veya kar yağışının olacağı tahmin edildiğinde, yağış sonrasında olumsuz durumlarla karşılaşmamak için birçok tedbir alınabilir (kontrol altına almak). İnsanları etkileyen mikrobik, genetik veya fizyolojik hastalıkların etmenleri, özellikleri, uygulamalar karşısındaki tepkilerinin bilinmesi ile hastalıklardan korunma da bilimin fonksiyonları arasındadır (müdahale etmek).

Araştırma: Evrendeki her şeyi bilemeyiz. Ancak bilim sayesinde bilinenleri arttırabiliriz. Araştırma ihtiyaçtan doğar. En genel anlamda, insanları, dolaylı ya da dolaysız olarak rahatsız eden durumların ortadan kaldırılması gereksinimidir. Bilimsel araştırma: planlı ve sistematik olarak; verilerin toplanması, yorumlanması, değerlendirilmesi, rapor edilerek problemlere güvenilir çözümler arama sürecinde yapılan faaliyetlerdir. Araştırmanın özellikleri: araştırma problem çözmeyi amaçlar. Problemlere güvenilir çözümler bulmalıdır. Gözlenebilir, ölçülebilir verilere dayalı olmalıdır. Yapılan gözlem ve tanımlar doğru olmalıdır. Yapılan araştırmada kişisel yanlılık yok edilmelidir. Araştırmalar kayıt altına alınmalıdır. Araştırmacı bir hekim, tıbbi prensiplerin temelini oluşturan bilgileri; yeniden yorumlayabilir, yeni bilgiler geliştirebilir ve önceden belirlenmiş kuralları ve uygulamaları değiştirme inisiyatifini bünyesinde barındırarak tüm bu sürecin sorumluluğunu taşıyabilir.

Araştırmalarda Yaygın Olarak Yapılan Hatalar: Konu ile ilgili literatürü taramadan bir araştırma projesine başlamak. Daha sonradan anlamlaştırmayı umarak, iyi tasarlanmış bir plan yapmadan veri toplamak. Eldeki verilere anlamlı araştırma soruları uydurmaya çalışmak. Terimleri genel ya da belirsiz bir dil ile tanımlamak. Temel varsayımları kesin net olarak ortaya koyamama. Yaklaşımın sınırlılıklarını değerlendirememek. Bulguları etkileyecek, yorumlarda ve sonuçlarda karışıklık yapacak karşıt hipotezleri tahmin edememek. Araştırmayı sağlam bir teorik temele dayandıramamak.

Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiğine Aykırı Eylemler: İntihal: başkalarının fikirlerini, metotlarını, verilerini, yazılarını, uygulamalarını şekillerini veya eserlerini sahiplerine bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseriymiş gibi sunmak. Sahtecilik: araştırmaya dayanmayan veriler üretmek, sunulan veya yayınlanan eseri gerçek olmayan verilere dayandırarak düzenlemek veya değiştirmek, bunları rapor etmek veya yayımlamak, yapılmamış bir araştırmayı yapılmış gibi göstermek. Çarpıtma: araştırma kayıtları ve elde edilen verileri tahrif etmek, araştırmada kullanılmayan yöntem, cihaz ve materyalleri kullanılmış gibi göstermek, araştırma hipotezine uygun olmayan verileri değerlendirmeye almamak, ilgili teori veya varsayımlara uydurmak için veriler ve/veya sonuçlarla oynamak, destek alınan kişi ve kuruluşların çıkarları doğrultusunda araştırma sonuçlarını tahrif etmek veya şekillendirmek. Dilimleme: bir araştırmanın sonuçlarını araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde, uygun olmayan biçimde parçalara ayırarak ve birbirine atıf yapmadan çok sayıda yayın yaparak doçentlik sınavı değerlendirmelerinde ve akademik terfilerde ayrı eserler olarak sunmak. Tekrar yayım: bir araştırmanın aynı sonuçlarını içeren birden fazla eseri doçentlik sınavı değerlendirmelerinde ve akademik terfilerde ayrı eserler olarak sunmak. Haksız yazarlık: aktif katkısı olmayan kişileri yazarlar arasına dâhil etmek, aktif katkısı olan kişileri yazarlar arasına dâhil etmemek, yazar sıralamasını gerekçesiz ve uygun olmayan bir biçimde değiştirmek, aktif katkısı olanların isimlerini yayım sırasında veya sonraki baskılarda eserden çıkarmak, aktif katkısı olmadığı halde nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dâhil ettirmek.

——————————————————————————————————-

Hekimlikte Çağdaş Görüşler

Hekimliğin Dönemleri: Semptomatik dönem: her bulgu ayrı bir hastalık. Neden-sonuç ilişkisi yok. Bulgu sayısı kadar hastalık var. 19. yüzyıla kadar sürmüştür. Labaratuvar dönem: 1880 yılında louis pasteur kuduz aşısını buldu. Etken belirlenmeden aşı geliştirildi. Her hastalığın bir etkeni olmalı. “Hasta yok hastalık vardır.” dönemi. Klinik dönem: insanların ruhsal ve organik dirençleri farklı. Bir hastalık iki ayrı insanda farklı şekillerde ortaya çıkabilir. “Hastalık yoktur, hasta vardır.” dönemi. 1950 yıllarına kadar sürdü. Halk sağlığı dönemi: ikinci dünya savaşından sonra başladı. Koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verildi. DSÖ’nün etkisi önemlidir.

Geleneksel Görüş: Başvurana hizmet verilir. Kişiye hasta iken hizmet verilir. Tedavi ve rehabilitasyon sağlanır. Hastalıkların nedeni biyolojiktir.

Toplum Hekimliği Görüşü: Kişi; fiziki, biyolojik, sosyal çevresi ile bütün halindedir. Herkese hizmet verilir. Önemli sorunlara öncelik verilir. Ekip hizmeti vardır. Toplumsal kavram ve planlama yapılır. Hastalıkların nedeni biyolojik ve sosyal nedenlerdir.

Konu Geleneksel Görüş Toplum Hekimliği Görüşü
Hizmet edilen kişiyi değerlendirme Hastane, muayenehaneye gelen ve hastalığını tedavi ettirmek isteyen Kişi fizik, biyolojik, sosyal çevresi ile bütün
Hizmet sunumu Hastane ya da muayenehaneye başvuranlara hizmet etmek Sağlık hizmetini herkese götürmek
Hizmet Hasta iken Topluma, hem sağlıklı hem hasta iken
Amaç Hastalara teşhis ve tedavi Toplumun sağlık sorunlarını belirleme, önlemek, sağlık düzeyini yükseltmek
Koruma Özel hallerde ve sınırlı Öncelik alır
Etyoloji Biyolojik Biyolojik ve sosyal
Öncelik Tanı ve tedavisi zor olan hastalıklar için nitelikli kişi ve yüksek teknolojiye En çok görülen, en çok öldüren ve sakat bırakan hastalıklardan koruma ve tedaviye
Örgütleme Tek bir hekim/hastane ile sınırlı örgütleme Ülke düzeyinde ekip hizmeti
Hizmetin kapsamı Tedavi ve rehabilitasyon Koruma, tedavi ve rehabilitasyon
Toplumsal kavram Yok Toplumda sağlığı ,toplumsal kalkınmanın bir parçasıdır ve sürekli izlenir.
Hizmet yeri Kurum (Hastane vb.) Yaşanılan her yer

.

Günümüzde Halk Sağlığı Anlayışı: Toplumsal eşitlik, çevreyle bütünlük, yaşamın bütünlüğü, korumaya öncelik, risk gruplarına öncelik, önemli hastalıklara öncelik, entegre hizmet, sağlık hizmetinin boyutu, halkın katılımı, koşullara uygunluk.

Konu Klinik Tıp Bilimleri Halk Sağlığı Bilimi
Obje Hasta (hastane/muayenehane) Toplum (kişi ve çevresi)
Hizmet Başvurana, hastaya Herkese, topluma, sağlam iken de
Amaç Hastalara teşhis ve tedavi Toplumun sağlık sorunlarını belirleme, önlemek, sağlık düzeyini yükseltmek
Koruma Özel hallerde ve sınırlı Öncelik alır
Etyoloji Biyolojik Biyolojik ve sosyal
Tanı Fizik muayene, laboratuvar Epidemiyolojik yöntemler
Tedavi yöntemleri Tıbbi, cerrahi Yönetim, sağlık eğitimi, beslenme, hastalıktan koruma ve çevre sağlığı
Temeli Anatomi, fizyoloji, patoloji Sosyoloji, antropoloji, istatistik,

epidemiyoloji

——————————————————————————————————-

Hekimlikte Geleneksel Ve Toplumsal Görüş

Hekimliğin Geçirdiği Aşamalar: 1-Hekimliğin bulgusal (semptomatik) dönemi, 2-Hekimliğin laboratuar dönemi, 3-Hekimliğin klinik dönemi, 4-Hekimliğin halk sağlığı dönemi.

Hekimliğin Bulgusal (Semptomatik) Dönemi: İlkel dönemdir. Neden – sonuç bilinci gelişmemiş. Her bulgu bir hastalık olarak ele alınıyordu. İnsanın ateşi yükselir, karnında lekeler ortaya çıkar, dili paslanır (tifo). Her biri ayrı hastalık görülüyor ve her biri için ayrı tedavi uygulanıyordu. Uzun yıllar sürmüştür.

Hekimliğin Laboratuar Dönemi: 19.yy sonlarında kuduz aşısının bulunması ile başlar. Kuduz virüsü daha bulunmamıştı. Her hastalığa neden olan ayrı bir mikroorganizma olmalı görüşünden doğmuştur. Çoğu hekim laboratuara kapanıp mikroorganizma aramaya başladı. “Hasta yok, hastalık vardır.” dönemin sloganıdır. Uzun sürmemiştir.

Hekimliğin Klinik Dönemi: Aynı hastalık farklı kişilerde farklı şekillerde seyrediyordu. Hastalıkların ortaya çıkışı ve seyrinde bulgular ve laboratuar bulguları dışında başka şeyler etkilemeliydi. İnsanların organik ve ruhsal durumları farklıdır! Hastalıkların ortaya çıkışı, prognozu ve sonlanmasında bulgular(semptom) ve laboratuar bulguları önemlidir. Ancak bireysel direnç farklılıkları daha önemlidir. “Hastalık yok, hasta vardır.” 1950’li yıllara kadar sürmüştür.

Hekimliğin Halk Sağlığı Dönemi: Dünya sağlık örgütü (DSÖ) 1948’de kuruldu. DSÖ, II. Dünya savaşından çıkan yoksul ülkelere yiyecek, araç-gereç ve tıbbi malzeme yardımı yapıyordu. Yunanistan’da en önemli sağlık sorunu bebek ve çocuklarda görülen malnutrisyon ve bunun sonucu yüksek sayıda bebek ve çocuk ölümleriydi. Hekimler ve hemşireler Yunanistan’a gittiler. Hasta ve malnutrisyonu olan çocuklar hastanelere yatırıldı. Tedavi edilip, beslenmeleri düzeltildi. Bir süre sonra bu çocuklar tekrar hastalandılar. Sonuç; çocukları hastalandıran ya da kötü beslenmeye neden olan asıl neden, onların yaşadıkları ortam, topluluk ya da aileleridir. Çözüm; ailelere yardım verilebilir. Bulaşıcı hastalıklar; toplumsal bir sorundur. Önlemler toplumun içinde alınmalıdır. Çözüm; koruyucu sağlık hizmetleri verilir. Korumak, tedavi etmekten daha ucuz, daha kolaydır. Hekimlik ve sağlık uygulamalarını halkın içine yaymak ilkesi: “Halk Sağlığı” anlayışı.

Günümüzde Halk Sağlığı Anlayışı: WHO; dünyanın sağlık politikalarına yön veriyor (çiçek hastalığının eradike edilmesi gibi). 1978 Alma-Ata bildirgesi; temel sağlık hizmetleri bildirgesi. 1-Toplumsal eşitlik: sağlık hizmetleri doğuştan kazanılmış bir haktır. Sağlık hizmeti toplumdaki herkese, hakça götürülmelidir. Herkes sağlık hizmetlerine ulaşmada eşit şansa sahip olmalıdır. “Herkese sağlık hizmeti, gereksinmesi olana daha fazla sağlık hizmeti”. 2-Kişi çevresi ile bir bütündür: Kişiler; fiziksel, biyolojik ve sosyal çevrelerinden etkilenirler ve bu çevreden ayrı olarak ele alınamazlar. Bağırsak paraziti olan bir kişiye antiparazitik ilaçlar verilmesi yetmez. Kişinin kullandığı tuvalet ve besin maddeleri sağlıklı duruma getirilmezse, tedavi sonucunda parazitler yok olsa bile, fiziksel çevre faktörleri bozuk olduğundan kişide yeniden parazit oluşacaktır. 3-Koruma tedaviden üstündür: sağlık hizmetlerinin birinci amacı ve sağlık personelinin temel sorumluluğu, kişilerin sağlıklı yaşamaya devam etmelerini sağlamak ve hasta olmamaları için çalışmaktır. Koruma tedaviden daha ucuz, daha kolay, daha etkilidir. 4-Hizmetin boyutu: sağlık sosyal bir olgudur ve sağlık hizmetleri yalnızca sağlık sektörü tarafından yürütülemeyecek kadar geniş boyutludur. Birçok başka sektörü de ilgilendiren sağlık hizmetlerinde sektörler arasında işbirliği ve koordinasyon gereklidir. Eğitim,tarım belediyecilik, sanayi, ulaştırma vb. Sektörler arası koordinasyon gereklidir. 5-Risk gruplarına öncelik: sağlık hizmetlerine daha fazla gereksinimi olan, hastalıklara yakalanma olasılığı daha fazla olan gruplara öncelikle ve özellikle sağlık hizmeti götürülmelidir. Bebekler, yetersiz beslenen çocuklar, çok doğum yapmış kadınlar, ağır ve tehlikeli işlerde çalışanlar vb. 6-Önemli hastalıklara öncelik: kaynakların harcanmasında ve hizmetin sunulmasında, söz konusu toplumda en sık görülen, en çok öldüren ve sakatlığa yol açan durumlara öncelik verilmesi, toplumun sağlık düzeyinin iyileşmesinde temel stratejidir. Türkiye’de en çok çocuk ölümüne neden olan hastalıkların başında akciğer enfeksiyonları (bronkopnömoni) ve ishal gelir. Bu iki önemli hastalık kontrol altına alınabilirse binlerce çocuk ölümü önlenebilir. 7-Entegre hizmet: koruyucu, tedavi edici ve sağlığı geliştirici hizmetler birbirlerinden kesin olarak ayrılamazlar. O nedenle, bu hizmetlerin bir arada verilmesi esastır. Diyabette koruma, tedavi, rehabilitasyon birbirinden ayrılamaz. 8-Öz sorumluluk: herkes kendi sağlığının değerini bilmeli ve kendinden (ve çocuklarından) sorumlu olmalıdır. Bunun için kişiler eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir. 9-Sağlık hizmetlerine katılım: kişiler ve toplumlar, sorumluluk duygusu içinde sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve sunuluşunda söz sahibi olmalı, yani toplum sağlık hizmetlerine katılmalıdır. Eğer, halk, hizmetleri ve benimsemez ve tatmin olmazsa, hizmetlerde başarıya ulaşılamaz. 10-Koşullara uygunluk: hizmet modeli o ülkenin toplumuna ve diğer koşullarına (fiziksel, kültürel ve kaynaklarına) uyumlu olmalı hizmetlerin her kademesinde, o ülkeye uygun teknoloji kullanılmalıdır. Bir ülkede başarı ile uygulanan bir model başka bir ülkenin koşullarına uymayabilir. 11-Sağlık kalkınma ilişkisi: ekonomik kalkınma ile sağlık düzeyi birbirini etkiler. Kalkınmışlık toplumun sağlık düzeyinin yükselmesine yol açar. Sağlıklı bir toplumda kalkınmaya olumlu etki yapar. 12-Evrensellik: ulusların sağlık sorunları farklı olabilir. Ancak sağlık dünyada yaşayan herkesi ilgilendiren ortak bir konudur. Ülkeler arası işbirliği esastır. EBOLA.

——————————————————————————————————-

Hipertansiyon Ve Koroner Arter Hastalığı Epidemiyolojisi

Hipertansiyon; yetişkinlerde, sistolik kan basıncının en az 140 mmHg ve/veya diyastolik kan basıncının en az 90 mmHg olması ve bu durumun tekrarlı ölçümlerle gösterilmesidir.

HT Epidemiyolojisi: Dünyada en fazla görülen kronik hastalıktır. 40 yaş ve üzerinde %15-20 civarında görülür. Sanayileşmiş ülkelerdeki yetişkin nüfusun %10-20 kadarında hipertansiyon bulunduğu hesaplanmakta, Sınırda hipertansiyon vakaları da katılırsa bu oran daha yüksek. Kişinin yaşı, cinsiyeti ve ırkı hipertansiyon sıklığı konusunda belirleyici faktörlerdir. Siyah ırkta ve kadınlarda daha çok görülmekte. Kişi yaşının hipertansiyona olan katkısı öncelikle damarlarda yaşlanmaya eşlik eden anormallikler. Hipertansif bireylerin yalnız yarısı farkında, farkında olanların da yalnız yarısı tedavi almakta. Tedavi alanlarda yeterli kontrol ise en iyi koşullarda %25-30’ları geçmemekte. Tedavi edilmeyen yüksek kan basıncı, kardiyovasküler hastalıklar olmak üzere birçok organ ve sistemi etkileyerek morbidite ve mortalite sebebi. Epidemiyolojik veriler hipertansiyonun, koroner kalp hastalığı riskini iki, konjestif kalp yetmezliği riskini ise üç kattan daha fazla artırdığını göstermekte. Tüm Dünyada 1 milyar insanı etkiliyor. 2025’e kadar 1.5 milyar insanı etkileyecek. 2008’de 25 yaş üstü erişkinlerde hipertansiyon sıklığı %40 (DSÖ istatistiği). Zengin ülkelerde sıklık %35. Yaş >60 olanlarda sıklık >%50. Asemptomatik oluşu tanıyı geciktiriyor. Tedavi ile kontrol altına alınma oranı; gelişmiş ülkelerde %25, gelişmekte olan ülkelerde %10. Yeni Gine, Eskimo toplumu gibi ilkel toplumlarda seyrek (tuz tüketimi düşük, fizik aktiviteleri yüksek, düşük enerjili diyetle beslenme). Yaşam biçimi ile bağlantılı olduğu söylenebilir; tuz kullanımı, aşırı beslenme, hareketsiz yaşam, stres, vs. Kan basıncında hedeflenen değerlere ulaşılabilmesi için yaşam koşullarının düzenlenmesi ile ilgili tavsiyelere daha sıkı bir şekilde uyulması. Farmakolojik tedavinin uygulanması gerekir. Hastaların kan basınçlarının düzenli olarak takibi gerekli. Yalnız Çin’de tahmini hipertansiyon prevalansı 90 milyon. 1972 yılında Sir George Pickering, hipertansiyon üzerine yazdığı bir yazıda “normalle anormali ayıran bir çizgi yoktur. Arteryal basınçla mortalite arasındaki ilişki kantitatifdir; basınç arttıkça prognoz da kötüleşir” diyerek, normalle anormal arasına sanal bir çizgi çizilmesine karşı çıkmış. Hipertansiyon tüm dünyayı etkileyen bir epidemidir. Kardiyovasküler ölümler, tüm dünyadaki ölümlerin %30’undan sorumludur ve hipertansiyon en önemli kardiyovasküler risk faktörü.

Türkiye’de Hipertansiyon: Hipertansiyon sıklığı erişkin erkeklerde %36, kadınlarda ise %49’dur. Yaklaşık 5 milyon erkekte ve 7 milyon kadında hipertansiyon bulunduğu tahmin edilmektedir. Türk Erişkinlerinde Kalp HAstalığı ve Risk Faktörleri (TEKHARF) çalışması; 12 yıllık izleme ve deneyimine göre, Türk erişkinlerinde kalp sağlığını incelemiştir. Ülkemizde yapılan ilk randomize çalışmadır. 1990 yılında 59 yerleşim biriminde başlatılan ve iki kan basıncı ölçümünün ortalamasının alındığı bu çalışmada, 1995 ve 1998 yıllarında aynı kohort izlenmiş ve böylece halkımızda kan basıncı dağılımının zaman içerisindeki seyrine ilişkin bilgi edinilmiştir. Prof. Dr. Hüsrev Hatemi ve arkadaşlarının yaptıkları TOHTA (Türkiye Obezite ve Hipertansiyon Taraması) çalışması ise 2002 yılında yayınlanmış ve 23888 kişi taranmış. Çalışmada obezite oranı ise %25.2. kadınlarda obezite %36.17, erkeklerde ise %21.56 oranında saptanmış.

Hipertansiyon Neden Önemlidir: Hipertansiyon, aşağıdaki hastalıkların en sık ve düzeltilebilir risk faktörüdür; miyokard infarktüsü, inme, kalp yetersizliği, atriyal fibrilasyon, aort disseksiyonu, periferik arter hastalığı. Tüm dünyada inmelerin %54’ünün, iskemik kalp hastalığının %47’sinin nedenidir.

Dünya Sağlık Örgütü 2009 Raporu: Yüksek kan basıncı, dünyadaki tüm ölümlerin %13’ünden sorumlu. Tüm dünyada; inmeye bağlı ölümlerin %51’i, iskemik kalp hastalığına bağlı ölümlerin %45’i yüksek sistolik arteriyel basınca atfedilmektedir. Herhangi bir yaşta, düşük ve orta gelirli ülkelerde yüksek kan basıncından ölüm riski, zengin ülkelere göre 2 kat daha fazladır.

Risk Faktörleri: Heredite ve genetik faktörler, özgeçmiş, vücut ağırlığı, beslenme faktörleri, alkol, fizik aktivite, santral obezite ve metabolik sendrom, psikososyal faktörler, çevresel faktörler.

Hedef Organ Hasarları: Kalp; angina pektoris, miyokard enfarktüsü, kalp yetmezliği. Beyin; inme, TIA, ensefalopati, demans. Göz; papilödem, retinopati. Böbrek; böbrek yetmezliği. Periferik damarlar; anevrizma.

Sistolik kan basıncı, 50 yaş üstü insanlarda koroner arter hastalığı (KAH) için diyastolik kan basıncından daha önemli risk faktörüdür. Kan basıncında, her 20/10 mmHg artış, KAH riskini ikiye katlar.

Yetişkinlerde Hipertansiyon: Normal tansiyon ile hipertansiyon arasında gerçek bir sınır yoktur. Hipertansiyon kriterleri, müdahale araştırmalarının sonuçlarına dayanır. Tedavinin zarardan çok fayda sağladığı değerler hipertansiyon olarak kabul edilir.

Çocuklarda Hipertansiyon: 0-18 yaş grubu için hipertansiyon tanımları gözlemsel araştırmalara dayanır. Hipertansiyon kriterleri yaşa göre değişir.

Nedenlerine Göre Hipertansiyon: 1-Esansiyel (primer – birincil) hipertansiyon. 2-Sekonder (ikincil) hipertansiyon. Hipertansiyon vakalarının yaklaşık %90’ı primer hipertansiyon. Hipertansiyon vakalarının yaklaşık %10’unu “sekonder ” hipertansiyon. Böbrek kökenli olan (renal) hipertansiyon bunların en yaygın olanıdır.

Sekonder Hipertansiyon: Bilinen bir etyolojiden kaynaklanmakta. Neden olan hastalık tedavi edildiğinde hipertansiyon düzelebilir. Örneğin; böbrek hastalığı, endokrin hastalıkları.

İlaçlar: Bazı ilaçlar, örneğin kortikosteroidler, oral kontraseptifler (aldosteron sekresyonu ve plazma reninini arttırarak), nazal dekonjestanlar, amfetamin, tiroid hormonları, NSAID, soğuk algınlığı ilaçları, siklosporin, eritropoetin, iştah kesiciler, trisiklik antidepresanlar, MAO inhibitörleri, alkol (günde 70-100 mL civarında alkollü içki alınması hipokalemik alkalozla birlikte hipertansiyona neden olur) kan basıncının yükselmesine neden olurlar. Bu ilaçların bırakılması ile kan basıncı normale döner.

Esansiyel (Primer) Hipertansiyon: Bu hipertansiyonun ortaya çıkış faktörleri hakkında kesin bilgimiz mevcut değil. Hipertansiyonun başlangıcında rolü olan ailesel faktörlerin sayısı da çoktur. Bazı risk faktörleri ile de ilgili, bu faktörler hipertansiyonu daha yaygın ve/ya da daha şiddetli yapmakta. Bazı sebepler; sıvı ve hacim kontrolünde değişiklikle sonuçlanan böbrek işlev değişikliği böbreklerden tuz ve su atılmasını kontrol eden sistemde anormallik, kılcal damar duvarlarında artmış sodyum ve tuz, diyetteki tuz miktarının yüksek olması, anormal psikolojik uyarı, ırk, cinsiyet, diyabet, aile hikayesinde hipertansiyon, yaş, hiperlipidemi, sigara içimi, obezite.

Tanı Sürecinde Yapılması Önerilen Laboratuar Tetkikleri: Kan glukoz düzeyi, lipid paneli, serum potasyum, kreatinin, kalsiyum düzeyleri, idrar albumin/kreatinin oranı (mikroalbuminüri, tahmini glomerüler filtrasyon hızının dakikada 60 mlden az olması, KVH için risk faktörü), EKG.

Hipertansif Kriz: SKB >220 ve/veya DKB >120-130 mmHg olmasıdır. Bunun sonucunda; Hipertansif ivedi durum (emergency) veya Hipertansif öncelikli durum (urgency) görülür.

Hipertansiyon Kontrolü: Amaç; hipertansiyonun önlenmesi ve oluşmuş hipertansiyonun kontrolü. Yöntemler; toplumsal yaklaşım ve bireysel yaklaşım. Hipertansiyonun önlenmesi (primer koruma): Etkisi kanıtlanmış önlemler; sodyum alımının azaltılması, şişmanlığın önlenmesi, alkol tüketiminin azaltılması, fiziksel aktivitenin artırılması. Oluşmuş hipertansiyonun kontrolü (sekonder koruma): kan basıncının düşürülmesi (farmakolojik tedavi, yaşam biçimi önlemleri), toplam kardiyovasküler risk ile ilişkili risk faktörlerinin kontrolü (diabetin kontrolü, yağ alımının azaltılması, sigaranın önlenmesi).

Koroner Arter Hastalığı Epidemiyolojisi: Kalbin etrafını çevreleyerek kalp kasını besleyen koroner arterlerin tıkanıklığına ya da daralmasına verilen addır. Nedeni koroner arterlerin aterosklerozu’dur (damar sertliği). Ateroskleroz, kan kolesterol düzeyi yüksekliğine bağlı, damarın iç duvarında plağın ve kan akımını engelleyici darlığın oluşmasıdır. Bu darlık sonucu kalp kasına sunulan oksijen miktarı azalır ve iskemik kalp hastalığı denilen hastalık ortaya çıkar. Koroner arter hastalığı (KAH), dünyada en önemli mortalite nedenidir. Geniş tabanlı epidemiyolojik çalışmalarda KAH gelişimi ile serum kolesterol düzeyleri arasında belirgin bir korelasyon gösterilmiştir. 360.000’den fazla erkek hastada yapılan bir çalışmada serum kolesterol düzeyleri ve KAH ile ilişkili mortalite arasındaki bağıntı incelenmiş, serum total kolesterol düzeyi 150-200 mg/dl arasında iken KAH riskinin yavaş ve sürekli bir yükselişte olduğu, kolesterol düzeyi >200 mg/dl olduğunda çok daha hızlı bir yükselişin olduğu gösterilmiştir. Koroner arter hastalığı sıklıkla 40 yaş sonrasında görülür. Erkeklerde kadınlara göre yaklaşık dört kat daha sık görülür. Kadınlarda bulunan östrojen hormonu koruyucudur. Bu nedenle kadınlarda görülme sıklığı bu hormonun azaldığı menopoz sonrası dönemde artar. Erkeklerde en fazla 50-60 yaşları arasında, kadınlarda ise 60-70 yaşları arasında görülür. Birincil önlemede toplum taramasının önemi ortaya çıkmış ve kimlere ne tür tarama yapılması gerektiği ile ilişkili önergeler (National Cholesterol Education Program) yayınlanmıştır; 20 yaşın üzerindeki her yetişkinde total ve HDL kolesterol ölçümü yapılması ve normal olanlarda beş yılda bir yinelenmesi; çocuklarda prematür kalp hastalığı aile öyküsü, hiperlipidemi aile öyküsü olanlarda, diğer risk faktörleri olan çocuklarda ve ebeveynlerin medikal öyküsü bilinmiyorsa tarama yapılması önerilmektedir.

KAH En Yüksek Risk Grubu: Bilinen KAH ya da diğer aterosklerotik hastalığı olanlar (periferal arterial hastalık, semptomatik karotid hastalığı). Bilinen KAH olmayan ancak, yüksek kolesterol düzeyleri ile birlikte diğer risk faktörlerini taşıyanlardır. Bunlardan iki ya da daha fazlasının bulunması yüksek risk grubu olarak kabul edilir; yaş (erkek >45 ve kadın >55 yaş), ailede prematür KAH öyküsü (birinci derece erkek yakınlarda 55 yaş ve kadınlarda 65 yaş ve altında MI ya da ani ölüm öyküsü), sigara, hipertansiyon, HDL (<35 mg/dl), diabetes mellitus.

Kolesterol düzeyleri yüksek olmakla birlikte, diğer yönlerden düşük risk grubunda olanlar; 35 yaş olan erkekler ve premenapozal kadınlar.

Kuzey Amerika, Avustralya, Belçika, Finlandiya, Japonya gibi endüstri ülkelerinde 1960’lı yılların sonlarında KKH mortalitesinde önemli yükselme olmuş, sonradan azalmıştır. Rusya, İsveç ve Doğu Avrupa ülkelerindeki KKH’na bağlı ölüm oranı ise halen artmaktadır. Ülkemize gelince, Türk Kardiyoloji Derneği öncülüğünde 1990 yılından beri yürütülen çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre, Türkiye genelinde erişkinlerdeki KKH sıklığı %3.8 (erkeklerde %4.1, kadınlarda %3.5)’dir. Ülkemizde yaklaşık 1.200.000 kalp hastası vardır ve yılda 130.000 kişinin bu nedenle öldüğü tahmin edilmektedir. Hastalığın erken evresinde, koroner damarlarda henüz ileri darlık oluşmamışken, hiçbir bulgu olmayabilir. Hastalık ilerledikçe ve damarın içindeki darlık arttıkça, koroner arterler kalbin oksijen ihtiyacını karşılayamaz hale gelir ve bu durumda anjina pektoris denilen göğüs ağrısı ortaya çıkar. Bu ağrı egzersizle ilgilidir.

Belirtiler: Özellikle yokuş ya da merdiven çıkarken ya da yemek sonrasında göğüs kemiği üzerinde, sıklıkla sol kola ve çeneye yayılan sıkıştırıcı tarzda bir ağrıdır. Farklı şekillerde de ortaya çıkabilir. Dinlenmekle 5-10 dakikada geçer. Eğer bu ağrı çok şiddetli ise ve daha uzun süre devam ederse miyokard enfarktüsü olasılığı akla gelmelidir. Yalnız bazen koroner arter hastalığının belirti vermeyebileceği ya da ilk belirtisinin miyokard enfarktüsü olabileceği de unutulmamalıdır.

Koroner Arter Hastalığından Korunma Yolları: Öncelikle hastaların sigara içmemesi gerekir. Çünkü sigara en önemli risk faktörlerinden biridir. Yüksek kolesterol düzeyinin koroner arter hastalığı gelişimine direkt etkisi olduğundan, kan kolesterol düzeyleri diyetle ya da ilaç tedavisiyle normal düzeylere çekilmelidir. Düzenli egzersiz yapılmalıdır. Fazla kilodan kaçınılmalı, boya göre uygun olan kiloya inilmelidir. Her gün yapılan düzenli yürüyüşlerin koroner arter hastalığından korunmada önemli rolü vardır. Yüksek tansiyon ya da şeker hastası olanların kontrol altına alınması önemlidir. Stresli yaşantıdan da uzak durulmalıdır.

——————————————————————————————————-

İş Sağlığı Mevzuatı

İş sağlığı ve güvenliği (İSG); iş sağlığı ve güvenliği, tüm mesleklerde çalışanların bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırmak, bu düzeyde sürdürmek, işçilerin çalışma şartları yüzünden sağlıklarının bozulmasını önlemek, amacıyla yapılan çalışmaları ifade eder (ILO – WHO, 1950). İş sağlığı ve güvenliği ile iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir. Meslek hastalıkları %100, iş kazalarının %98’I önlenebilir.

ILO Tahminleri: Dünyadaki işgücü; 2.8 milyar. İşle ilgili ölümler; 2.2 milyon. İş kazaları; 270 milyon. Meslek hastalıkları; 160 milyon. Dünya gayri safi milli hasıla 30 trilyon dolar olup İSG kaynaklı kayıp   %4’tür.

Dünya Türkiye
Her gün;

  • 1 Milyon iş kazası olmakta,
  • 4932 çalışan işle ilgili hastalıklar,
  • 1096 çalışan iş kazası nedeniyle ölmektedir.
Her gün;

  • 172 iş kazası olmakta,
  • 5 kişi iş kazası nedeniyle ölmekte,
  • 6 kişi sürekli iş göremez hale gelmektedir.
Bu kayıpların maddi değeri ülkelerin GSYİH’nın % 3-5’i arasında değişmektedir.

.

Rakamlarla İş Güvenliği
Ülkeler İş Kazası Ülkeler Ölümcül İş Kazası Ölüm Riski
İngiltere 159.631 İngiltere 211 9
Tunus 18.690 Avustralya 417 12
Hollanda 64.657 ABD 2.800 23
Yunanistan 22.608 Yunanistan 83 40
Brezilya 388.304 Japonya 2.414 46
Zimbabwe 19.447 Fransa 1.082 55
Macaristan 33.494 Almanya 2.840 87
Danimarka 49.730 Brezilya 3.129 90
Türkiye 74.847 Türkiye 1.173 283

.

Mevzuat; yürürlükteki hukuk kurallarının bütünüdür. Türk mevzuat sistemi yukarıdan aşağıya doğru anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik ve tebliğden oluşur. İş sağlığı mevzuatı: 1) İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu Resmi Gazete: 30.06.2012 – 28339, kanun no 6331. 2) Sendikalar Ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Resmi Gazete: 07.11.2012 – 28460, kanun no 6356.

İş sağlığı ve güvenliği kanununu açıklamak üzere 40’a yakın yönetmelik yayınlanmıştır. 6331 sayılı kanunun gerekçesi; iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için iş veren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemek.

Bu Kanuna Neden İhtiyaç Vardı?: İş hukukunun temel ilkesi olan işçiyi koruma, sağlık ve güvenliklerini güvence altına alma ilkesinin hayata geçirilmesinin en önemli aracı da şüphesiz ki iş sağlığı ve güvenliği mevzuatıdır. Avrupa Birliği’nin 89/391 sayılı çerçeve direktifi, 155 ve 161 sayılı ILO sözleşmeleri, 4857 sayılı iş kanunu, tüm çalışanları kapsamına almaması, bütün çalışanların İSG hizmeti almaya ihtiyacı olduğu, İSG’nin müstakil bir kanun olması gerekliliği.

155 Sayılı İLO Sözleşmesi: ILO kabul tarihi 3 Haziran 1981, kanun tarih ve sayısı 07.01.2004/5038, resmi gazete yayım tarihi ve sayısı 13.01.2004/25345. Ekonomik faaliyet kolları” terimi, kamu hizmetleri dahil olmak üzere, işçi çalıştırılan bütün kolları kapsar. “İşçiler” terimi, kamu çalışanları dahil olmak üzere istihdam edilen bütün kişileri kapsar: “İşyeri” terimi, işçilerin, işleri nedeniyle gitmeleri veya bulunmaları gereken ve işverenin doğrudan veya dolaylı kontrolü altında bulunan bütün yerleri kapsar. “Sağlık” terimi, işle bağlantısı açısından, sadece hastalık veya sakatlığın bulunmaması halini değil, aynı zamanda, çalışma sırasındaki hijyen ve güvenlik ile doğrudan ilişkili olarak sağlığı etkileyen fiziksel ve zihinsel unsurları da kapsar.

161 No’lu Sağlık Hizmetlerine İlişkin Sözleşme: ILO kabul tarihi 7 Haziran 1985, kanun tarih ve sayısı 07.01.2004/5039, resmi gazete yayım tarihi ve sayısı: 13.01.2004/25345. Bu sözleşmenin amacı; “İş Sağlığı Hizmetleri” terimi esas olarak önleyici işlevlere sahip olan ve işletmedeki işveren, işçiler ve onların temsilcilerine; işle ilgili en uygun fiziksel ve zihinsel sağlık koşullarını karşılayacak düzeyde, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturmak ve bunu sürdürmek için gereksinimler, işin-işçilerin fiziksel ve zihinsel sağlık durumlarını dikkate alacak şekilde, onların yeteneklerine uygun biçimde uyarlanması, konularında tavsiyede bulunma sorumluluğu olan hizmetlerdir.

6331 Sayılı Kanun: Hukukumuzda 6331 sayılı kanun çıkarılıncaya kadar bu esaslara uygun olarak bazı düzenlemeler yapılmış, ancak bunlar tüm çalışanlar için değil çalışanların sadece bir kısmı, yani 4857 (daha önce 1475) sayılı Kanun kapsamına girenler için öngörülmüştü. Bunun isabetli olmadığı ise açıktır. Bu nedenle 30.06.2012 tarih ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarılarak ülkede çalışan herkes kapsama alınmış; işverenler için öngörülen ayrıntılı yükümlülüklerle işyerinde sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışılması, dolayısıyla da iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi amaçlanmıştır. 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunu 5 bölüm ve 39 maddeden oluşuyor. İlk 3 madde; amaç, kapsam ve istisnalar ile tanımlardan oluşuyor. Son 8 madde; değiştirilen, yürürlükten kaldırılan ve yürütme ile ilgili hükümlerdir. İkinci bölüm (madde 4 – madde 20); işveren ile çalışanların görev, yetki ve yükümlülükleri. Üçüncü bölüm (madde 21- madde 23); konsey, kurul ve koordinasyon ile ilgili (ulusal iş sağlığı ve güvenliği konseyi, iş sağlığı ve güvenliği kurulu, iş sağlığı ve güvenliğinin koordinasyonu) (ülke genelinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili politika ve stratejilerin belirlenmesi için tavsiyelerde bulunmak üzere konsey kurulmuştur). Dördüncü bölüm (madde 24 – madde 27); teftiş ve idari yaptırımlar ile ilgili. Beşinci bölüm (madde 28 – madde 39); çeşitli ve geçici hükümler ile ilgili.

İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çeşitli yönetmelikler çıkarılacak. Kanunlar genel çerçeve çizer ve ne yapılması gerektiğini özetle belirtir, ayrıntılar o kanuna bağlı tüzükler ve yönetmeliklerde belirtilmektedir. İSG kanunun uygulanmasına yönelik yaklaşık 40’a yakın yönetmelik çıkacaktır. Bazıları; acil durumlar yönetmeliği, risk analizleri yönetmeliği, iş ekipmanları yönetmeliği, çalışma ortam ve şartlar, gece çalışmaları yönetmeliği, iş yeri bina ve eklentileri yönetmeliği, iş güvenliği hizmetlerinin alımı, büyük kaza önleme politika belgesi.

İSG Kanunu Neler Getiriyor?: Amaç; sağlıklı ve güvenli işyerleri kurmak. Kapsam; bütün çalışanları İSG şemsiyesine almak. İSG hizmet sunumu; çalışan sayısı, tehlike durumuna bakılmaksızın İSG hizmeti sunumu mecburiyeti. Risk değerlendirmesi, ortam ölçüm ve analiz mecburiyeti vardır. Tehlike sınıfları; az tehlikeli, tehlikeli, çok tehlikeli. İSG hizmeti için 1-9 arası çalışanı bulunan işyerlerine destek verilir. Çalışan temsilcisi; çalışanlar arasından seçim veya atama ile seçilen temsilcidir. Çalışanların İSG konularında katılım ve görüş bildirmesini sağlar. Destek elemanı; çalışanlar arasından görevlendirilen kişiler. Toplu işyerlerinde İSG yönünden koordinasyon sağlar. Asıl; alt işverenin İSG kurulu ve koordinesi.

Yenilikler – Değişiklikler: Tüm çalışanlar iş sağlığı ve güvenliği kanunu kapsamına alındı. Kamu, özel sektör, çırak ve stajyerler, tüm istihdam edilenler kapsama alındı. Kapsam dışında kalan yerler (madde 2); TSK (fabrika, bakım merkezi, dikimevi ve benzeri işyerlerindekiler hariç), genel kolluk kuvvetleri, MİT, afet ve acil durum birimlerinin müdahale faaliyetleri, ev hizmetleri, çalışan istihdam etmeyen bağımsız çalışanlar, hükümlü ve tutuklulara yönelik infaz hizmetleri sırasında, iyileştirme kapsamında yapılan işyurdu, eğitim, güvenlik ve meslek edindirme faaliyetleri.

İşverenin Genel Yükümlülüğü: 6331 sayılı kanunun 4. maddesi genel olarak işverenin yükümlülüklerini düzenlemektedir. Buna göre işveren; mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, (önlem alma), organizasyonun yapılması, (organizasyon oluşturma), gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, (araç – gereç sağlama, koruyucu donanım), sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve (gelişmeleri takip etme), mevcut durumun iyileştirilmesi için (iyileştirme), çalışmalar yapmak zorundadır. İşveren bunun dışında, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlemek, denetlemek ve uygunsuzlukları gidermek zorundadır (denetleme). İşveren bu yükümlülüklerinin dışında risk değerlendirmesi yapmak ya da yaptırmak zorundadır. Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır. Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. Bu hükümlerin de ortaya koyduğu gibi iş sağlığı ve güvenliği işveren bakımından statik bir yapıyı değil, sürekli gelişmeleri takip eden, mevcudu iyileştiren, geliştiren, denetleyen dinamik ve önleyici bir yapıyı hedeflemelidir.

İş Sağlığı Ve Güvenliği Hizmetleri: Kanuna göre işveren; çalışanları arasından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli görevlendirir. Çalışanları arasında belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması hâlinde, bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirebilir. Nihayet işveren belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olması hâlinde, tehlike sınıfı ve çalışan sayısı dikkate alınarak, bu hizmetin yerine getirilmesini kendisi de üstlenebilir. Bu hüküm çerçevesinde artık her işverenin bir işyeri hekimi, bir iş güvenliği uzmanı ve bir de diğer sağlık personeli çalıştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kanun koyucu bu bakımdan işverenin tehlikeli ya da az tehlikeli veyahut çok tehlikeli bir iş yapıp yapmadığına bakmadığı gibi belirli sayıda çalışanı olmasını da aramamıştır. Dolayısıyla tek bir çalışanı, hatta sadece bir stajyeri olan birisi de bu yükümlülük kapsamındadır.

İş Sağlığı Ve Güvenliği Hizmetlerinin Alınması: Kanundaki bu hükümlerin de ortaya koyduğu gibi işverenler iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini üç şekilde yerine getirebilirler:1) İş sözleşmesi (kamu idareleri için atama/ görevlendirme tasarrufu ile) ile çalıştıracağı bir işçi ile, 2) Ortak sağlık ve güvenlik biriminden alacağı hizmet ile, 3) Gerekli koşullara sahip olması halinde bizzat kendisinin bu hizmeti yerine getirmesi yoluyla.

6331 Sayılı Yasanın Olumlu Yanları: İşyerlerinde çalışan ve çalıştıran arasında isg konularında işbirliği yapılması, işverenin isg konularında her türlü önlemi alması, araç ve gereci noksansız bulundurması, işverenlerin yeni teknolojiyi izlemesi ve uygulaması, çalışan ve çalıştıranların birbirlerini isg konularında bilgilendirmesi ve görüş alınması, işyerlerinde risk analizlerinin yapılması, işyerlerinde acil durum planlarının yapılması, işyerlerinde çalışma ortamı gözetimi yapılması, çalışanlar için sağlık gözetimi yapılması.

Eleştiriler: Kamu sektöründe çalıştıran, bir başka deyişle işveren kimdir? İşçi/çalışan kimdir? Soruları net olarak yanıt bulamamaktadır. Tam bir karmaşa vardır. Bu karmaşayı somut soru örnekleriyle açıklamakta yarar var; belediyelerde işveren kimdir? Üniversitelerde işveren kimdir? Rektör mü, fakülte dekanları mı yoksa kürsü başkanları mı? Yüksekokul müdürleri mi? Bu konuda ülke gerçekleri ile çok da örtüşmeyen bazı düzenlemeler yapılmıştır ki bunlar böylesine önemli bir konunun sadece kağıt üstünde kalması gibi bir sonucu da beraberinde getirecektir. Kanun, ülkemizde bu yükümlülüğün yerine getirilmesi için gerekli sayıda uzman personel bulunmamasına rağmen tüm işverenler için işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı ile diğer sağlık personeli çalıştırma yükümlülüğü getirmiştir.

——————————————————————————————————-

İş Sağlığı Ve Ergonomi

İş sağlığının kurucusu, iş sağlığı konusunda ilk sistematik kitap (ilk meslek hastalıkları kitabı) İtalyan hekim Bernardino Ramazzini (1633-1714) tarafından yazılmıştır. “Bu kitabı yazmamın nedeni rastlantı ve gözlemdir. Oturduğumuz şehirde evlerden çıkan atıkların toplandığı çukurların her üç yılda bir boşaltılması gerekir. Oturduğum evin çukurunu temizleyip boşaltan kişi okadar hızlı çalışıyordu ki dayanamayıp ‘neden bu kadar hızlı çalışıyorsun, biraz yavaş çalış yorulma’ dedim. O anda başını yukarı kaldırıp kanlı, kızarmış ve kısık gözlerle bana baktı. ‘Bu çukurda üç dört saat kalan neden bu kadar hızlı çalıştığımı anlar. Daha fazla burada kalsam kör olacağım. O yüzden işimi bitirip, eve koşup gözlerimi yıkayarak karanlık bir odaya kapanmak istiyorum. Bu cevaptan sonra şehri dolaşırken çok sayıda kör insana rastladım. Sorduğumda hepsinin aynı işi yaptıklarını gördüm.” demiştir.

İş Sağlığı: Çalışma hayatındaki sağlık sorunlarının tanımlanması, çalışanların sağlığının korunması, meslek hastalıkları yönünden takibinin yapılması, işyerinde bulunan sağlık tehlikelerinin kontrol edilmesi çalışmalarının tümüdür. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve WHO karma bir komisyon kurarak amaçları da içeren tanımlama yapmıştır; tüm mesleklerde çalışanların bedensel, zihinsel, sosyal yönden iyilik hallerinin en üstün düzeyde tutulması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi, çalışma koşulları yüzünden işçilerin sağlıklarını yitirmelerinin önlenmesi, çalışmaları sırasında sağlıklarına zararlı etmenlerden korunması, işçilerin fizyolojik ve psikolojik durumlarına uygun işlerde çalıştırılması çalışmalarıdır.

İş sağlığı hizmetlerine ilişkin 161 sayılı ILO sözleşmesi’nde; çalışanların sağlık ve güvenliği için sorumluluğu saklı kalmak kaydıyla ve çalışanların iş sağlığı/güvenliği konusunda katılımının gerekliliği göz önüne alınarak, iş sağlığı hizmetlerinin işletmedeki iş risklerine uygun ve yeterli olacak şekilde belli görevleri kapsayacağı belirtilmektedir.

Sözleşmede Belirtilen Görevler: İşyerlerinde sağlığa zararlı risklerin tanımlanması ve değerlendirilmesi. İş sağlığı, güvenliği,hijyen ve ergonomi alanlarında bilgi, eğitim ve öğretim sağlamada işbirliği. İlk yardım ve acil durum tedavi hizmetlerini örgütleme. İş kazaları ve meslek hastalıklarının analizine katılma. İşyerlerinin tasarımı, makine ve diğer teçhizatın durumu, bakımı, seçimi ve çalışma sırasında kullanılan maddeler dahil olmak üzere işin planlanması ve organizasyonu konusunda tavsiyede bulunma. Çalışan sağlığını etkileyecek çalışma ortamı ve iş uygulamalarındaki faktörlerin gözetimi yer almaktadır.

İşyerlerinde işin yürütülmesi sırasında, çeşitli nedenlerden kaynaklanan sağlığa zarar verebilecek koşullardan korunmak amacıyla yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalardır.

İş Sağlığı Ve Güvenliğinin Amaçları: Çalışanların sağlığını fizik, mental ve psikososyal yönlerden en üst düzeye çıkarmak. Çalışanın sağlığını korumak. Sağlığa zarar verebilecek tehlikeleri önlemek. Mesleksel zararları önlemek. İnsan ve iş uyumunu sağlamak. Çalışanı iş çevresine adapte etmek, eğitmek.

İş Ve Sağlık İlişkisi: Çalışanın sağlık durumu, işyerine ait özellikler, özellikli gruplar (çocuk, kadın), işin neden olduğu hastalıklar, işten kaynaklanan sağlık sorunları.

İş Sağlığı Uygulama İlkeleri: 1-Çalışan açısından. 2-İşveren açısından. 3-Toplum açısından.

Ergonomi: Çalışmayı, insan anatomisine ve fizyolojisine uydurmak ya da işin, yapıldığı çevre ve onu yapanlarla ilişkisi içinde incelenmesi veya çalışan insanları kişi, makine, işin talepleri, çalışma yöntemleri arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik olarak inceleyen çalışma alanıdır. Çalışmayı, insan anatomisine ve fizyolojisine uydurmak ya da işin, yapıldığı çevre ve onu yapanlarla ilişkisi içinde incelenmesi veya çalışan insanları kişi, makine, işin talepleri, çalışma yöntemleri arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik olarak inceleyen çalışma alanıdır. Ergonomi insan kullanımına yönelik, tasarım, çalışma ve yaşama koşullarının optimal hale getirilmesini amaçlayan uygulamalar bütünüdür. Çeşitli iş ve çevre koşullarında insanların makinelerle ilişkisini konu edinir. Bu ilişkinin bedensel ruhsal ilişkilerini göz önüne alır. İnsan eğilimlerinin, yeteneklerinin ve kısıtlılıklarının bu ilişkideki rolü üzerinde durur. Ergonomi insan kullanımına yönelik, tasarım, çalışma ve yaşama koşullarının optimal hale getirilmesini amaçlayan uygulamalar bütünüdür. Çeşitli iş ve çevre koşullarında insanların makinelerle ilişkisini konu edinir. Bu ilişkinin bedensel ruhsal ilişkilerini göz önüne alır. İnsan eğilimlerinin, yeteneklerinin ve kısıtlılıklarının bu ilişkideki rolü üzerinde durur.

Ergonomi Amaçları: İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması, işgücü kayıplarının önlenmesi, işçinin işe değil, işin işçiye uydurulması sağlanmaktadır, yorulmanın ve iş stresinin azaltılması, iş kazaları ve mesleki risklerin azaltılması, verimlilik ve kalitenin yükseltilmesi.

Ergonominin Gelişimi: Algısal ergonomi, antropometri, biyomekanik, iş-çevre fizyolojisi gibi 4 büyük alanı olan birçok disiplini kapsayan bir bilim. Örneğin; Gilbreth’lar ameliyatlarda cerrahların çalışma biçimine ilişkin öneri ile tipik bir ergonomi uygulaması gerçekleşmiştir.

Ergonomide Temel Konular: Gürültü, aydınlatma, ısı, çalışma alanının dizaynı, el aletleri dizaynı, makine dizaynı, sandalye dizaynı, ayakkabı dizaynı ve iş dizaynı gibi. Ek olarak, mesai saatleri, vardiya, mola gibi.

Sağlık Kurumlarında Ergonomi: Sağlık birimlerinde çalışanlar; ağır kaldırma, yinelenen hareketler, kötü postürle yapılanlar, aşırı beden hareketi, tek başına kaldırma nedeniyle de zarar görür. Özellikle; tam olarak bağımlı ve yatalak durumunda olan hastaların bulunduğu birimlerde kalanlar, bunun sonucunda, onlara yardımcı durumunda olan çalışanlar zarar görebilir. Kaygan ve ıslak zeminler, düzgün olmayan döşeme yüzeyi, yürüme yolunda atıklar, yetersiz aydınlatma kazalara davetiye çıkarır.

Tıbbi Araçlarla İlgili Ergonomik Yetersizliklerin Olumsuz Sonuçları: Bazı defibrilatörlerin pedallarının yuvalarından çıkartılması zaman kaybına yol açmaktadır. Kimi araçların uyarı sinyalleri ortam koşulları nedeniyle duyulmamaktadır. Tüm yeni teknoloji ürünleri beraberinde farklı sorunları da getirmektedir.

Ergonomi bilimi; bu sorunları en aza indirmek veya yok etmek için gereksinim duyduğumuz yöntemlerin bütünüdür.

Reklamlar