Notlar 1 (1-3)

1 – Anksiyete Bozuklukları

Panik bozukluğu:

DSM-IV Tanı Kriterleri:

A-Aşağıdakilerden hem (l), hem de (2) vardır.

–1-Yineleyen beklenmedik panik atakları.

–2-Ataklardan en az birini, l ay süreyle yada daha uzun biri (yada daha fazlası) izler:

—-a-Başka atakların da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı.

—-b-Atağın yol açabilecekleri yada sonuçlarıyla ( aklını kaybetme, MI) ilgili olarak üzüntü duyma.

—-c-Ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği gösterme.

B-Agorafobinin olmaması.

C-Panik atakları bir maddenin yada genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

D-Panik atakları, sosyal fobi, özgül fobi, obsesif kompülsif bozukluk, posttravmatik stres bozukluğu yada ayrılma anksiyetesi bozukluğu (örn. evden yada yakın akrabalarından uzak kalmaya tepki olarak) gibi başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

———————————————————-

Panik atağı kendi başına bir bozukluk değil, değişik hastalıkların seyri esnasında ortaya çıkan bir durumdur. Şu semptomlardan en az dördünün birden başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, yoğun korku yada rahatsızlık duyma dönemidir: 1-Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama yada kalp hızında artma. 2-Terleme. 3-Titreme yada sarsılma. 4-Nefes darlığı yada boğuluyor gibi olma. 5-Soluğun kesilmesi. 6-Göğüs ağrısı yada göğüste sıkıntı hissi. 7-Bulantı yada karın ağrısı. 8-Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş yada bayılacakmış gibi olma. 9-Derealizasyon (gerçek dışılık duyguları) yada depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma). 10-Kontrolünü kaybedeceği yada çıldıracağı korkusu. 11-Ölüm korkusu. 12-Paresteziler (uyuşma yada karıncalanma duyumları). 13-Üşüme, ürperme yada ateş basmaları.

Agorafobi: Bir panik atağının yada panik benzeri semptomların çıkması durumunda yardım sağlanamayabileceği yada kaçmanın zor olabileceği yerlerde yada durumlarda bulunmaktan kaygı duyma. Tek başına evin dışında/içinde olma, kalabalık bir ortamda bulunma yada sırada bekleme, uçak, otobüs yada otomobille yolculuk sayılabilir. Bu durumlardan kaçınılır yada yoğun bir sıkıntıyla katlanılır yada yanında bir kişiye ihtiyaç duyulur.

Epidemiyoloji/etyoloji: Yaşam boyu yaygınlığı %1.5-3.5. Hastaların % 75’i kadındır. Genetik yatkınlık önemlidir, CO2 aşırı duyarlılığı ve hiperventilasyon vardır, serotonerjik (etkinlikte azalma) ve noradrenarjik (etkinlikte artma) disfonksiyon vardır.

Ayırıcı tanı: Medikal durumlar: vertigo, mesane kontrolünün kaybı, bilinç kaybı ve 45 yaşından sonra başlama gibi atipik semptomlar tıbbi durumları düşündürmelidir. Başta kardiyak durum olmak üzere, tiroid, kan şekeri, tam kan sayımı gibi testler yapılmalıdır. Psikiyatrik durumlar: diğer anksiyete bozuklukları, yapay bozukluk, hipokondriyazis, depersonalizasyon, sosyal v.d. fobik durumlar, depresyondan ayırt edilmelidir.

Tedavi: İlaç: panik bozukluğunda SSRI’lar, klomipramin, imipramin, benzodiazepinler etkin ilaçlardır. Paroksetin sedatif etkisi ile de acil sonuç alma avantaj sağlar. Bu hastalarda depresyon ve alkol bağımlılığı sık görülür. Panik hastaları ilaç yan etkilerine, çok duyarlı oldukları için çok düşük dozla ilaca başlanıp yavaş yavaş artırılmalı. İlaç tedavisinin süresi: panik bozulduğu kronik bir hastalık olduğu için tedavi ortalama 6-12 ay sürdürülmelidir. İlaç kesilmesi ile nüks oranı %30-90 olarak bildirilmiştir. Bilişsel-davranışçı tedavi: hastanın bedensel duyumları yanlış (felaketvari) yorumlama eğilimi ve bununla ilgili hatalı inançları düzeltilmelidir. Gevşeme egzersizleri ve solunum eğitimi yararlı olabilir. Panik bozukluğun tedavisi halinde agorafobi de zamanla (özellikle üstüne giderek) düzelir.

Obsesif kompülsif bozukluk:

Obsesyon ve kompulsiyonların kliniğe hakim olduğu klinik tablodur. OKB, DSM-IV’te kaygı bozuklukları içinde sınıflandırılmıştır. ICD-10’da ise OKB nörotik stresle ilgili ve somatoform bozukluklar içinde yer almakta, kaygı bozuklukları başlığı altında değil tek başına sınıflandırılmaktadır.

Tanım ve klinik özellikler: Obsesyon: istenmeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin anksiyete yada sıkıntıya neden olan, sürekli düşünceler, dürtüler yada düşlemlerdir. Kompulsiyon: kişinin kendini yapmaktan alıkoyamadığı yineleyici davranışlar (el yıkma, sıraya koyma, kontrol etme gibi) yada zihinsel eylemlerdir (dua etme, sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme gibi). Kompulsiyonların amacı anksiyete yada sıkıntıdan korunmak yada bunları azaltmaktır, haz almak yada doyum sağlamak değildir.——-Hastaların %40’ ında sadece obsesyon, %30’ unda sadece kompulsiyon, kalan %30 kadarında da hem obsesyon, hem de kompulsiyon bulunmaktadır. En sık görülen obsesyonlar; bulaşma (%50), kuşku (%40), somatik (%30), simetri (% 30) agresif(% 30), cinsel (%25) ve dinsel (%10) obsesyonlar şeklindedir. Olguların %70’ ten fazlasında iki yada daha çok obsesyon tipi bir aradadır. En sık görülen kompulsiyonlar; kontrol etme (% 60), yıkama (% 50), sorma-anlatma yada dua etme (%35), sayma (%35), simetri ve düzen (%30) ve birlktirme (%20) konıpulsiyonları şeklinde sıralanabilir.

Bulaş: pislik ve mikrop, meni, toksik maddeler, radyasyon vb. bulaşmasından endişe edilebilir. Kuşku: genellikle kontrol etme-denetleme kompulsiyonlarıyla birliktedir. Kapı, ütü fişi, ocak, cep-cüzdan. Agresif ve cinsel obsesyonları olanlar bu tür eylemlere gireceklerinden korkarlar (çocuğunu öldürme, çocuğuyla cinsel ilişkide bulunma gibi) ve çevreden güvence ararlar. Simetri ve düzenlilik obsesyonu olan hastalar olayların yada nesnelerin tam istedikleri düzende, mükemmel yada kesin bir simetrisi olmaları gerektiği düşüncesine sahiptirler. Somatik obsesyonlar en sık kontrol etme ve güvence arama ritüelleriyle birliktedir. Kişinin kendisinde hastalık olduğu ile ilgili obsesyonlar. Bu nedenle hipokondriyazisten ayırımı güçtür.

DSM IV OKB tanı kriterleri:

A-Obsesyonlar yada kompulsiyonlar vardır:

Obsesyonlar:

–1. İstenmeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin anksiyete yada sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler yada düşlemler.

–2. Düşünceler, dürtüler yada düşlemler sadece gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir.

–3. Kişi, bu düşünceleri, dürtüleri yada düşlemlerine önem vermemeye yada baskılamaya yada başka bir düşünce veya eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır.

–4. Kişi, bunları kendi zihninin ürünü olarak görür (düşünce sokulması gibi değildir).

Kompulsiyonlar:

–l. Bir tepki olarak yada katı bir biçimde uygulanması gereken kurallara göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar (yıkama, düzene koyma, kontrol etme) yada zihinsel eylemler (dua etme, sayı sayma, birtakım sözcükleri sessiz bir biçimde söyleyip durma).

–2. Bunlar, sıkıntıdan kurtulmaya yada var olan sıkıntıyı azaltmaya yada korku yaratan olay yada durumdan korunmaya yöneliktir; ancak bu davranışlar yada zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmesi yada korunulması tasarlanan şeylerle gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir yada açıkça çok aşırı bir düzeydedir.

B-Bu bozukluğun gidişi sırasında bir zaman kişi obsesyon yada kompulsiyonlarının aşırı yada anlamsız olduğunu kabul eder. Not: Bu çocuklar için geçerli değildir.

C-Obsesyon yada kompulsiyonlar belirgin bir sıkıntıya neden olur, zamanın boşa harcanmasına yol açar (günde 1 saatten daha uzun zaman alırlar) yada kişinin olağan günlük işlerini, mesleki (yada eğitimle ilgili) işlevselliğini yada olağan toplumsal etkinliklerini yada ilişkilerini önemli ölçüde bozarlar.

D-Başka bir Eksen 1 bozukluğu varsa, obsesyon yada kompulsiyonların içeriği bununla sınırlı değildir (ör. yeme bozukluğu, trikotilomani, hipokondriazis, parafili).

E-Bu bozukluk bir maddenin (ör. kötüye kullanılabilen bir ilaç yada tedavi için kullanılan bir ilaç) yada genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

İçgörüsü az olan tip: O epizodda çoğu zaman kişi obsesyon yada kompulsiyonlarının aşırı yada anlamsız olduğunu kabul etmiyorsa.

————————————

Epidemiyoloji: OKB’nin yaşam boyu yaygınlığı %2-3, 6 aylık yaygınlığı ise %1-2 olarak bulunmuştur. Ortalama başlama yaşı 23. Erkeklerde biraz daha erken (21 yaş), kadınlarda (24 yaş). Hastaların %65’inde bozukluk 25 yaşından önce, ancak %15 kadarında 35 yaşından sonra başlamaktadır. OKB’nin sosyoekonomik ve eğitim düzeyi yüksek kişilerde daha sık görüldüğü verileri vardır.

Etyoloji: Psikodinamik etkenler: Freud; anal döneme saplanma veya bu döneme gerileme (regresyon). Anal dönemde çocuk birbirine karşıt ve dürtüsel yönden yüklü iki yetiyi (tutma ve boşaltma) kullanabilme durumuna gelmiştir. Davranışsal etkenler: obsesyonlar şartlı uyaranlardır. Nispeten nötral bir uyaran zararlı yada sıkıntı verici yapıdaki olaylarla eşleşerek giderek tepkisel şartlanma süreciyle korku veya anksiyete ile ilişkilendirilmeye çalışılır. Genetik etkenler: 5 kat risk artışı vardır. Sosyokültürel etkenler: DSM-IV’ te belirli bir kültürün gerektirdiği ve o kültüre özgü ritüellerin OKB belirtisi olarak ele alınamayacağı belirtilmiştir. Ancak bu ritüeller aynı kültürden olan diğer kişilerden daha aşırı, kültürel normlara uygunsuz yer ve zamanlarda yapıldığında ve toplumsal rol ve işlevlerde bozukluğa yol açtığında OKB tanısı söz konusudur.

Nörobiyoloji: Bazal gangliyonlarda (özellikle striatumda) metabolizma ve kanlanma anormallikleri vardır. Bazı OKB’lilerde motor tiklerin ve silik nörolojik işaretlerin daha sık görülmesi, kafa travmasından sonra başlayan 0KB vakalarının olması, Sydenham koresi, TS ve Huntington hastalığı olanlarda OKB’nin daha sık görülmesi, psikoşirüji ile OKB’nin tedavisinde başarılı sonuçlar alınması OKB’de nörolojik bir nedenin varlığını düşündürmüştür. Sertonerjik (özellikle) ve dopaminerjik disfonksiyon vardır.

Ayırıcı tanı: Nörolojik: tourette sendromu, diğer tik bozuklukları, temporal lob epilepsisi ve bazen de travma ve post ensefalitik komplikasyonlar. Tourette: karakteristik semptomları motor ve vokal tiklerdir. TS olanların %90’ında kompülsif semptomlar vardır ve yaklaşık 2/3’ü 0KB tanı kriterlerini karşılar. Diğer psikiyatrik durumlar: şizofreni, obsesif kompülsif kişilik bozukluğu(OKKB), fobik bozukluk ve depresyon. Şizofreniden, diğer şizofrenik semptomların olmayışı, içgörünün olması ve semptomların daha az bizar oluşu ile ayrılır. OKB ile yakından ilişkili diğer psikiyatrik durumlar: hipokondriazis, vücut dismorfik bozukluğu ve dürtü kontrol bozukluklarıdır. Bu bozuklukların tümünde tekrarlayıcı düşünce veyadavranışlar vardır.

Tedavi: Farmakoterapi, bilişsel-davranışçı terapi tek başına yada tercihen kombine kullanılmaktadır. Farmakoterapi: Klomipramin; 150-300 mg/gün. SSRI; genelde ilk tercih haline gelmişlerdir, düzelme 8-10 hafta alabilir, yüksek doz gerekir. Antipsikotiklerin eklenmesi dirençli ve zayıf içgörülü olgularda etkili olabilmektedir. Bilişsel-davranışçı terapiler içinde en etkili olanlar, yaşayarak maruz bırakma (in vivo exposure) ve tepkiye engel olma (response prevention) tekniklerinin birlikte kullanılmasıdır.

Seyir ve prognoz: %50-70’inde başlangıç gebelik, doğum, stresli bir olaydan sonra ortaya çıkmaktadır. Hastalar semptomlarını gizlediği için psikiyatra müracaat genelde semptomların ortaya çıkışından 5-10 yıl sonra olmaktadır. Hastaların %10-30unda belirgin, %40-50sinde kısmi düzelme olur. Tedavi görmeyenlerde düzelme oranı %6’lara kadar düşer. Kötü prognoz göstergeleri: çocukluk döneminde başlama, bizar kompulsiyonlar veya hezeyanlar, tablonun çok ağır olması, birlikte majör depresyon veya özellikle şizotipal kişilik bozukluğu gibi kişilik bozukluklarının olması. İyi prognoz göstergeleri: iyi bir iş ve sosyal konum, hastalığın erken tanınması ve semptomların epizodik doğada olması.

Özgül fobi:

Toplumun en az % 10’unu etkiler. Kadınlarda 2 kat daha sıktır. Davranışsal etkenler (korkmayı öğrenme) en büyük paya sahiptir.

DSM-IV- Tanı Kriterleri:

A-Özgül bir nesne yada durumun varlığı yada böyle bir durumla karşılaşacak olma beklentisi ile başlayan, aşırı yada anlamsız,belirgin ve sürekli korku.

B-Fobik uyaranla karşılaşma hemen her zaman birden başlayan bir anksiyete tepkisi/yada panik doğurur. Not: Çocuklarda anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma olarak dışa vurulabilir.

C-Kişi,korkusunun aşırı yada anlamsız olduğunu bilir.(Çocuklarda bu özellik bulunmayabilir).

D-Fobik durumlardan kaçınılır yada yoğun anksiyete yada sıkıntıyla bunlara katlanır.

E-Kişinin olağan günlük işlerini, mesleki (yada eğitimle ilgili) işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini yada ilişkilerini bozar yada belirgin bir sıkıntı vardır.

F-l8 yaşının altındaki kişilerde süresi en az 6 aydır.

G-Panik atakları, OKB, post travmatik stres bozukluğu (ör. ağır bir stres etkenine eşlik eden uyaranlardan kaçınma), sosyal fobi (ör. utanacak olma korkusu yüzünden toplumsal durumlardan kaçınma), gibi başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz.

———————————

Tipleri: Hayvan tipi: Böcekler ve diğer hayvanlara yöneliktir. Doğal/Çevre tipi: fırtına, yüksek yerler, su vb. Kan-enjeksiyon-yara tipi: invaziv tıbbi olay ve işlemlere yönelik korku. İleri derecede aileseldir ve genelde güçlü vazovagal tepki ile birliktedir. Durumsal tip: toplu taşıma araçlarında bulunma, tüneller, köprüler asansör, uçak araba kullanma, kapalı yerlerden korku. Diğer: boşluk, düşme fobisi, masal kostümlerinden korkma vb.——–Fobik bozukluklar çok yaygın karşılaşılan ruhsal sorunlar olmakla birlikte; genelde kaçınmanın mümkün olması (ör. uçak fobisi), doğal exposure ile düzelmeler sağlanması gibi nedenlerle hekime başvuru seyrek olmaktadır.

Özgül fobilerin tedavisinde davranışçı yöntemler (maruz bırakma/üstüne gitme/sistematik desensitizasyon) etkilidir. Davranışçı tedavi ile birlikte genellikle anksiyolitlk ve antidepresanların kullanımı gerekebilir.

Sosyal fobi /sosyal anksiyete bozukluğu:

Major depresyon ve alkol bağımlılığından sonra 3. en yaygın ruhsal hastalıktır. ABD’de yaşam boyu yaygınlığı erkeklerde %11, kadınlarda % 15.5 olarak bulunmuştur. 25 yaşından sonra başlama nadirdir; orta derecede bir sosyal kaygı, fertleri sosyal durumlara hazırlayıcı olacağı için yararlıdır. Utancın insan duygularının en gizlisi ve en yoğunu olduğu söylenebilir.Kronik bir bozukluktur, ortalama süre 20 yıla kadar çıkar.

Özgül tip, yaygınlaşmış tip ve performans anksiyetesi olmak üzere üç tipe ayrılır. Başlıca sosyal fobi durumları: topluluk önünde konuşma, ev dışında tuvalet kullanma, (kullanma zorunluluğunda da suyunu açarak kullanma), toplulukta yemek yeme veya bir şeyler içme, söyleyecek laf bulamama, biri seyrederken yazı yazma, bir toplantı, sınıf yada partide bulunma.

Yaygılaşmış tip, özgül tipe göre, daha erken başlama yaşı (yarısı 10 yaşından önce başlar) ve daha sık alkolizmle birliktelik göstermektedir. Şiddetli formlarda sosyal anksiyete bozukluğu ile agorafobiyi ayırt etmek güçtür. Sosyal fobi ile yaygınlaşmış anksiyete bozukluğu % 50 oranında birliktelik göstermektedir.

Davranışsal etkenler: İstenmeyen sosyal olaylar, toplumda başarısızlık veya aşağılanma gibi, bireylerin sonraki sosyal durumlardan korkması ve kaçınmasına yol açabilir. Sosyal fobiklerin yarısında hastalığın başlangıcı bu tür olaylarla ilişkilidir. Ebeveyn tarafından utandırıcı disiplin veya akranların alaycı muameleleri de benzer şartlanmaya neden olabilir. Başkalarının sosyal kaygısını yada küçük düşmesini gözlemek de gözlemcide o yönde şartlanma oluşturabilir.

Genetik etkenlerin katkısı %30 kadar. Sınırlı (özgüI) sosyal fobide adrenerjik uyarı artışı olduğu ileri sürülürken, kimi araştırmacılar sosyal fobiyi dopaminerjik hipoaktiviteye bağlamaktadırlar.

Serotonerjik disfonksiyon: Sosyal beceri eksikliği de sosyal fobi etyolojisinde önemli pay sahibidir.

DSM-IV Tanı Kriterleri:

A-Tanımadık insanlarla karşılaştığı yada başkalarının gözünün üzerinde olabileceği,bir yada birden fazla toplumsal yada bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyma. Kişi, küçük duruma düşeceği yada utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar (yada anksiyete belirtileri gösterir).

B-Korkulan toplumsal durumla karşılaşma hemen her zaman anksiyete doğurur. Çocuklarda anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma, sıkıca sarılma olarak dışa vurulabilir.

C-Kişi, korkusunun aşırı yada anlamsız olduğunu bilir (çocuklarda bu özellik bulunmayabilir).

D-Korkulan toplumsal yada bir eylemin gerçekleştirildiği durumlardan kaçınılır yada yoğun anksiyete yada sıkıntıyla bunlara katlanılır.

E-Günlük işleri, mesleki (yada eğitimle ilgili) işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini yada ilişkilerini bozar yada belirgin bir sıkıntı vardır.

F-18 yaşının altındaki kişilerde süresi en az 6 aydır.

Varsa belirtiniz: Yaygınlaşmış: korkular çoğu toplumsal durumu kapsıyorsa (çekingen kişilik bozukluğu ek tanısını koymayı da düşününüz). Performans: sınıfta sesli okuma, müzik/spor, tahtaya yazma, sorulara cevap verme, test alma. Etkileşimsel: sohbete (özellikle karşı cinsle) katılma, yetişkinlerle konuşma, parti vb. okul etkinliklerine iştirak, yardım isteme/tarih sorma.

——————————–

Sosyal kaçınma/ güvenlik sağlama stratejileri: Kendiyle konuşanı işitmezden gelme/ gözünü kaçırma/ hastalanma. Zıtlaşmacılık/sosyal etkinliklere katılmayı reddetme/okul reddi. Dikkatlerden kaçınma/konuşma yapmak zorunda kalırsa ara vermeden konuşma. Utangaçlıkla ayırımı klinik muhakeme sorunudur. Genel olarak utangaç kişiler çevreyi gözlemleyerek kendisine yönelik olumsuz tavır olmadığını, aptal gibi görünmediğini tesbit eder; ancak sosyal fobikler çevreye değil kendi davranışlarına odaklandıklarından bu tür bir değerlendirme yapacak halde değildirler veya buna gerek bile görmeden olumsuz hükümlerini verirler.

Kognitif davranışsal tedavi: rol oynama. Odyo ve video geri bildirimleri; hastanın kendi görüntüsünü izlemesi ve olumsuz yargılarını anlamasında önem taşır. Teyp ses tonunu ayarlamada yardımcıdır. Relaksasyon eğitimi, pekiştirme. Aile tedavisi: girişimciliği özendirme/kaygıyı söndürme stratejileri ‘Ebeveynin duygusal ve kaygılı tepkilerini değerlendirme, iletişim ve problem çözme. Ebeveyn eğitimi. Grup terapisi: Yararları; akran desteğini oluşturma (modelleme), pekiştirici firsatlar (normalizasyon), kaynakları paylaşma (yardım etme davranışları). İlaç tedavisi: ortalama süre 9-12 ay olmalıdır. SSRI, BDZ (klonazepam), beta bloker (propranolol), MAOI (fenelzin).——Uzun süreli tedavi çalışmaları, bu hastaların bir yıl sonra sadece %11’inin tam düzeldiğini ortaya koymuştur.

Yaygın anksiyete bozukluğu:

Kişinin engelleyemediği aşırı bir endişe ve kuruntulu beklenti (evham), bu hastalığın temel özelliğidir. Bir yıllık yaygınlığı % 3-4 kadardır. Kadın/erkek oranı 3/2 – 2/1 dir.

Etyoloji: Noradrenerjik aşırı etkinliğin anksiyete ve korku oluşturduğu bilinmektedir. YAB’nda noradrenerjik sistemde artmış bir etkinlik yada adrenoseptör duyarlığında değişmeler olduğu; ayrıca serotonerjik etkinlikte artış, GABA etkinliğinde azalma olduğu gösterilmiştir. Biyolojik araştırmalar beynin anksiyete ile ilişkili bölgelerinde (kortikal yapılar, limbik sistem, bazal gangliyonlar ve serebellum) nöral iletinin bozulmuş olabileceğini düşündürmektedir. Normalde stres yanıtlarında olması gereken otonomik esnekliğin azaldığı görülmektedir. Hastaların 1.derece yakınlarında %20 gibi yüksek oranda YAB’na rastlanması genetik etyolojiyi düşündürmekte ise de genel kanaat çevresel etkenlerin daha önemli olduğu yönündedir. Çekingen, bağımlı, kompülsif ve düşük benlik saygısı özelliklerinin önemli yatkınlaştırıcı etkenler olduğunu göstermiştir.

Klinik özellikler: Toplumda “evhamlılık” olarak nitelenmektedir. Ekonomik durum, muhtemel iş yükümlülükleri sağlık sorunları, çocukların yaşayabileceği olaylar, ev işleri, onarımlar, randevulara yetişememe gibi günlük konularla ilgili olarak aşırı ölçüsüz bir endişe ve kuruntu vardır.

DSM-IV Tanı Kriterleri

A-En az 6 ay süreyle; birçok olay veya faaliyet (iş, okul vs) hakkında yoğun kaygı yada endişe duyma.

B-Kişi endişesini kontrol etmekte zorlanır.

C-Aşağıdakilerden en az 3’ünün (çocuklar için sadece biri) olması

—-1.Huzursuzluk, aşırı heyecan veya endişe

—-2.Kolay yorulma

—-3.Konsantrasyon azalması, zihninin uyuşması

—-4.İrritabilite/sinirlilik

—-5.Kas gerginliği

—-6.Uyku sorunları

—————————————————

YAB’nda özellikle önemli olan ruhsal süreç, kişinin “çevre üzerinde denetiminin olmadığı” inancıdır. Kişi sürekli olarak potansiyel tehlike yaratan uyaranları izlemekte, tehlike oluşturmayan (hoş) uyaranları ise dikkate almamaktadır. Bu durum, hastalarda otomatik ve farkında olunmadan işleyen bir zihinsel düzenektir. Kişi yoğun endişesini durduramadığı için dikkatini rutin işlere odaklamada güçlük çeker, dalgınlaşır. Hastalar huzursuz, çabuk heyecanlanan ve sabırsız kimselerdir. Yüz ve beden gergin, eller genellikle titremektedir. Baş, sırt omuz ağrılan ve sertliği sıktır. Kas gerilimi özellilde alın kaslannda çok yoğundur. Kolay yorulma, ağız kuruluğu, aşırı geğirme, soluk alma ve yutma güçlüğü, çarpıntı, sık idrara çıkma, ereksiyon güçlüğü, kulak çınlaması, baş dönmesi, uyuşmalar gibi yakınmalar ayırıcı tanı problemleri doğurmaktadır.

Ayırıcı tanı: Öncelikle normal endişeden ayırt edilmelidir. YAB’ndaki endişe gerçekçi (normal) endişeye göre sorunla orantısız, daha yaygın, daha kronik ve stresle daha az ilişkisizdir. Değişik bedensel hastalıklara ikincil olarak da YAB gelişebilmektedir. Hipertiroidizm. hipoglisemi, kardiyovasküler hastalıklar, anemiler, KOAH ile sık karışabilir. Panik bozukluğu, major depresyon, alkol bağımlılığı, sosyal fobi durumları ile YAB’nun birlikteliği son derece yüksektir.

Gidiş ve sonlanış: YAB hayat kalitesini önemli ölçüde bozmaktadır. YAB genellikle yirmi yaş civarlarında başlamaktadır. Kimi hastalarda belirtiler ısrarlı ve yaşam boyu devam ederken, kimilerinde stresli olay dönemlerinde alevlenmelerle seyretmektedir. Genellikle kısmi düzelmeler elde edilmektedir.

Tedavi: Tedavide tam düzelmeyi hedeflemekten ziyade belirtileri azaltmayı amaçlamak daha gerçekçidir. Anksiyeteyi artırabilen kafeinli maddelerin (çay, kahve, kola, çikolata) kaldırılması önerilmelidir. Kullanılıyorsa teofilin, stimulan ve dekonjestan ilaçlarla esrar, alkol, kokain gibi maddeler kesilmelidir. Benzodiazepinler: düşük ve orta dozlarla %70 oranında düzelme elde edilebilmektedir, diazepam en yaygın kullanılan benzodiazepindir, bu ilaçlar 1-2 aydan daha uzun süre kullanılmamalıdır. Buspiron, S-HTIA reseptör parsiyel agonistidir. Günde 2-3 kez bölünmüş dozlarda ve 20-60 mg günlük dozlarda kullanılır. Beta blokerler: Propranolol; anksiyetenin terleme, titreme, çarpıntı gibi bedensel belirtilerini yatıştırır. Antidepresanlar: Trisiklik AD’ların etkinliğine dair çok sayıda yayın vardır. YAB’da giderek daha fazla kullanılmaktadırlar (50-150mg). SSRI. Davranışçı-bilişsel psikoterapiler: düşünce biçimlerini ve bunların rahatsızlık verici işlevini hastalara göstermek hedeflenir. Kötü işlevli düşünceleri yeniden yapılandırma, gerçek yaşam şartlarında üzerine gitme denemeleri, derecelendirilmiş ev ödevleri yanında solunum eğitimi, kas gevşetme teknikleri kullanılır.

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB):

Travma sonrası stres bozukluğu üç belirti kümesine sahiptir; olayı yeniden yaşama, kaçınma ve aşırı uyarılmışlık. Özgül bir etyolojik faktörü olan tek ruhsal hastalıktır: travmatik olay. Savaş, deprem ve sel felaketi, fizik yada cinsel saldırı, hırsızlık, cinayet, motorlu araç kazaları, toplama kampı ve işkence, uzun süre kötüye kullanılma yaşamdan bu tür olaylara örnek oluşturur. Bu bozuklukta beni tra ile ilgili yaşantılar, hem anksiyete belirtileri ve hem de depresif belirtiler bulunur. Tüm TSSB belirtileri travmatik olaya maruz kaldıktan kısa süre sonra gelişebilir. TSSB’nun gelişiminde risk etkenleri: travmanın aniliği, süresi ve şiddeti, ruhsal hastalık öyküsü, nörotiklik, içe dönüklük, düşük zeka ve yaş, yetersiz eğitim, düşük sosyoekonomik durum, sınırh başa çıkma becerisi, sınırlı sosyal destek, tedaviye geç başlama.

Epidemiyoloji: stres yoğunluğuna göre değişir. Savaş, deprem gibi kitlesel felaketlerde şüphesiz çok daha sık karşılaşılacaktır. Genel yetişkin nüfustaki yaygınlığı % 1-%12 arasında değişir. TSSB belirtileri tecavüz kurbanlarının % 94’ünde savaş gazilerinin % 40’ında bulunmaktadır.

Biyolojik etkenler: Artmış noradrenerjik duyarlılık, aşın uyarılmışlık, uyku sorunları ve öfke patlamalarına sebep olur. Serotonerjik disfonksiyon vardır. Dopamin, TSSB’nun özellikle paranoid ve diğer pşikotik belirtilerinde önemlidir.

Beyin görüntüleme: Byin görüntüleme çalışmaları, çoğunlukla hipokampal atrofi, Broca alanında azalmış kan akımı, talamik/kortikal aktivite oranında değişiklikler ortaya koymuştur.

DSM-IV Tanı Ölçütleri:

A-Travmatik bir olayla karşılaşma:

—-1.Kişi, gerçek bir ölüm yada ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma yada kendisinin yada başkalarının fizik bütünlüğü bir tehdit olayını yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş yada böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir.

—-2.Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik yada dehşete düşme vardır. Not: Çocuklar bunların yerine dezorganize yada ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler.

B-Travmatik olay aşağıdakilerden biri (yada daha fazlası) yoluyla sürekli olarak yeniden yaşanır

—- 1.Olayın, elde olmadan tekrar tekrar hatırlanan sıkıntı veren anılan; bunların arasında düşlemler, düşünceler yada algılar vardır. Not; küçük çocuklar, travmanın kendisini yada değişik yönlerini konu alan oyunları tekrar tekrar oynayabilirler.

—- 2.Olayı, sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme. Not; çocuklar, içeriğini tam anlamaksızın korkunç rüyalar görebilirler.

—- 3.Travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranma yada hissetme (uyanmak üzereyken yada sarhoşken ortaya çıkıyor olsa bile, o yaşantıyı yeniden yaşıyor gibi olma duygusunu, ilüzyonları, hallüsinasyonları ve dissosiatif ”flashback” epizodlarını kapsar).

—- 4.Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran yada andıran iç yada dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyma.

—- 5.Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran yada andıran iç yada dış olaylarla karşılaşma üzerine fizyolojik tepki gösterme.

C-Aşağıdakilerden üçünün (yada daha fazlasının) bulunması ile belirli, travmaya eşlik etmiş olan uyaranlardan sürekli kaçınma ve genel tepki gösterme düzeyinde azalma.

—-1.Travmaya eşlik etmiş olan düşünce, duygu yada konuşmalardan kaçınma çabaları.

—- 2.Travma ile ilgili anıları uyandıran etkinlikleri, yerler yada kişilerden uzak durma çabalarının olması.

—- 3.Travmanın önemli bir yönünü anımsayamama.

—- 4.Önemli etkinliklere karşı ilginin yada bunlara katılımın belirgin olarak azalması.

—- 5.İnsanlardan uzaklaşma yada insanlara yabancılaştığı duyguları

—- 6.Duygulanımda kısıtlılık (örn. Sevme duygusunu yaşayamama)

—- 7.Bir geleceği/beklentisi kalmadığı duygusunu taşıma

D-İkisi (yada daha fazlasının) bulunması ile belirli, artmış uyarılmışlık semptomları:

—- 1.Uykuyadalmakta yada uykuyu sürdürmekte güçlük

—- 2.İrrtitabilite yada öfke patlamaları

—- 3.Düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmada zorluk çekme

—- 4.Hipervijilans

—- 5.Aşırı irkilme tepkisi gösterme

E-Bu bozukluk (B,C ve D Tanı Ölçütlerindeki semptomlar) 1 aydan daha uzun sürer.

F-Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal, mesleki alanlarda yada işlevselliğin önemli diğer alanlarında bozulmaya neden olur.

Akut; 1 aydan daha kısa sürerse. Kronik; 3 ay yada daha uzun sürer. Gecikmeli başlangıçlı: semptomlar, stres etkeninden en az 6 ay sonra başlamışsa.

———————————————————

Tedavi: Psikolojik müdahaleler hastanın travma yaşantısını asimile etmesine yardımcı olmayı amaçlar. Kurbanı travma yerine geri döndürmenin yararı kanıtlanmamıştır. Uzamış exposure işlemleri (video vb araçlarla, travmayı hatırlatıcı nesnelere maruz bırakma, imaginatif eksposure gibi), kognitif terapi yararlıdır. Sistematik desensitizasyon yerini exposure terapisine bırakmıştır. Ancak ilaç tedavisi hala vazgeçilmez araçtır. En çok kullanılmış ilaçlar antidepresanlardır. Amitriptilin (300mg/gün) plaseboya üstündür. SSRI’lar hem pozitif hem de negatif semptomların düzelmesini sağlarlar ve tercih tedavisidirler. Anksiyolitikler (alprazolam, buspiron) yararlı bulunmuştur. MAO dirençli vakalarda kullanılabilir.

Akut stres bozukluğu:

Travmatik olaya erken ve normal tepkileri tanımlamak için kullanılmıştır. TSSB belirtilerine ek olarak disosiasyonla ilgili belirtiler de içerir (küntleşme, çevrenin farkında olmanın azalması, derealizasyon, depersonalizasyon, amnezi). Bu tanı çoğu klinisyence kabul görmemektedir.

————————————————————————————————————–

2 – Duygudurum Bozuklukları

1-Depresif bozukluklar: major depresyon (tek dönem, yineleyici), distimik bozukluk, başka türlü adlandırılamayan depresif bozukluk. 2-Bipolar bozukluklar: bipolar 1 bozukluğu, bipolar 2 bozukluğu, siklotimik bozukluk, başka türlü adlandırılamayan bipolar bozukluklar. 3-Genel tıbbi duruma ve madde kullanımına bağlı duygudurum bozuklukları. 4-Başka türlü adlandırılamayan duygudurum bozukluğu.

Majör depresyon sıklığı: Yaşam boyu yaygınlığı %3.5-5.8 kadardır. Bir yıllık yaygınlık %2.6-6.2 kadardır. Yaygınlık cinsiyet farkı gösterir. Erkeklerde %3-12, kadınlarda %10-20 kadardır. Ortalama başlangıç yaşı 27dir. % 12-20 olgu süregenleşme eğilimindedir. Depresyon atağı geçirenlerin %9u mani öyküsü de verirler. Herhangi bir affektif bozukluğun yaşam boyu yaygınlığı %7-8 kadardır.

Depresyonun sonuçları: Mortalitede artış, fatal kaza olasılığında artış, ikincil hastalıklara bağlı ölümler, intiharlar, iş kaybı, üretkenlik kaybı, iş ve okul performansında bozulma, madde kötü kullanımı, aile içi ilişkilerin bozulması, fiziksel sağlığın bozulması.

Belirtileri: Çökkün duygudurum, ilgi ve zevk azlığı, umutsuzluk, karamsarlık, kötümserlik, bunaltı, ajitasyon, üzüntü, irritabilite, kararsızlık, benlik saygısında azalma veya kayıp, değersizlik ve suçluluk düşünceleri, çaresizlik duygusu, günlük işleri yapamama, iş, aile, para ve sağlık sorunları ile aşırı uğraş, enerji azlığı, yorgunluk, psikomotor yavaşlama, bıkkınlık, isteksizlik, intihar düşünceleri, intihar girişimleri, konsantrasyon yetisinde azalma, unutkanlık, alkol ve diğer madde kullanımı, var olan fiziksel hastalığı beliertilerinde artma, fiziksel hastalığa yakalanma olasılığında ve mortalitede artma.

Nörovejetatif belirtiler: enerji azlığı, yorgunluk, psikomotor ajitasyon, yavaşlama, insomnia, hipersomnia, libido azlığı, iştah bozukluğu, kilo değişiklikleri, duygulanımda diurnal değişme, kabızlık, baş ağrısı.

Unipolar hastalarda relaps için risk etkenleri: daha önceki atakların sayısı, süregen seyir, şu andaki atağın ağırlığı, eşlik eden psikiyatrik ve tıbbi durumlar, şimdiki atağın tedaviye yeterli yanıt vermemesi, kalıntı belirtiler, erken başlangıç, kişilik sorunlarının varlığı, nörotiklik,REM latansı kısalığı, TRH’a TSH yanıtında azalma, ilk non-REM döneminde delta uykusunun göreceli olarak azlığı.

İntihar olasılığı: Başka ruhsal hastalığı olanlarda, erkeklerde, alkol ve diğer madde kullanım sorunları olanlarda, önemli kayıp yaşayanlarda (sevilen birinin kaybı, iş kaybı, boşanma), sosyal desteklerin yetersiz olduğu olgularda, emeklilik gibi önemli yaşam olayları yaşayanlarda, bekarlarda, boşanmış olanlarda, yaşam dönemlerinde değişiklikler, daha önce intihar girişiminde bulunanlarda, intihar tehdidinde bulunanlarda, organize intihar planı yapanlarda,aynı anda medikal hastalığı olanlarda, ağır bilişsel bozukluk gösterenlerde, psikotik özellik gösterenler,önceden beyin hasarı olanlarda, yaşlılarda olasılık daha fazladır, organize intihar planı yapanlarda, aynı anda medikal hastalığı olanlarda, ağır bilişsel bozukluk gösterenlerde, psikotik özellik gösterenlerde, önceden beyin hasarı olanlarda, yaşlılarda olasılık daha fazladır.

Hangi belirtiler intihar işareti sayılır: Çaresizlik ve umutsuzluk gibi duyguların sık sık ifadesi, bir insanın daha önceki davaranış biçiminden önemli ölçüde farklı davaranışların izlenmesi (dikkatli birinin düşüncesizce davranması gibi), ağır depresyon belirtileri, beklenmeyen bir rahatlama gösterenler (bu intihar için kararlılığın işareti sayılmaktadır), akraba ve yakınlardan uzaklaşma, miras, yaşam sigortası konularında konuşmalar yapanlar, vasiyetini yazma, ölüm ve ölmekle ilgili konuşmalar yapanlarda risk fazladır.

Hangi olgular birinci basamakta tedavi edilemez? Hangi olguların psikiyatriste gönderilmeleri gerekir?:İntihar riski, gıda reddi varsa, ciddi fiziksel sorunlar varsa, dirençli olgular, süregenleşme eğilimi gösteren olgular, ek tedavi yöntemlerine gerek duyuluyorsa, ağır negativizm belirtileri varsa, homisid olasılığı varsa, psikoterapi gerekli görülüyorsa, çevresel destek sistemleri yeterli değilse psikiyatriste gönderilmeli.

Hangi hastaların hastaneye yatması gerekir?: Ciddi intihar girişimi olanlar, ciddi intihar düşünceleri gösterenler, intihar planları yapanlar, kendine ve çevreye zarar verme eğilimi olanlar, gıda reddi olanlar, ayaktan tedaviyi sürdürme güçlükleri olanlar.

Depresyon belirtileri: Emosyonel: benlik saygısı düşüklüğü, yetersizlik ve güvensizlik, üzüntü, hüzün, anksiyete, irritabilite, apati, anhedoni. Psikolojik: suçluluk, umutsuzluk, çaresizlik, değersizlik, zevk alma yetisi kaybı. Bilişsel: obsesif düşünce, ruminasyon, bellek bozukluğu, konsantrasyon bozukluğu, intihar düşünceleri. Sosyal: sosyal geri çekilme, yalnızlık, sosyal-mesleki işlevlerde bozulma, evlilik ve iş sortunları, parasal sorunlar. Nörovejetatif: enerji azlığı, yorgunluk, psikomotor ajitasyon, yavaşlama, insomnia, hipersomnia, libido azlığı, iştah bozukluğu, kilo değişiklikleri, duygulanımda diurnal değişme, kabızlık, baş ağrısı. Psikotik belirtiler: sanrılar, varsanılar.

Laboratuvar tetkikleri: Başlangıçta önerilen laboratuvar tetkikleri: tam kan sayımı, elektrolitler, glukoz, BUN, kreatinin, KCFT, kalsiyum, fosfat, VDRL, idrar tetkiki, serum ve idrarda toksik tarama, tiroid fonksiyon testleri, EKG, koryonik gonadotropin. Özel laboratuvar testleri: serum B 12 ve folat, sedimantasyon, antinuklear antikor, seruloplazmin, PPD, LP, radyolojik tetkikler, göğüs filmi, CT, MRI, tek foton emisyon tomografisi, PET, diğer tanısal testler, DST, TRH uyarım testi, EEG, polisomnografi.

Psikiyatrik ayırıcı tanı: Majör depresyon, bipolar bozukluk depresif dönem, distimi, siklotimi, kişilik bozukluğu, sınır kişilik, normal yas, çözümlenmemiş yas, kayıba karşı reaksiyonlar, deprese duygudurumla birlikte uyum bozukluğu, şizofreni, post psikotik depresyon, negatif belirtiler, anksiyete bozuklukları, somataform bozukluğa bağlı depresyon, yeme bozuklukları, madde kullanım bozuklukları, sanrılı bozukluklar, demans, diğer organik beyin sendromları, obsesif kompulsif bozukluk, şizoaffektif bozukluk.

Nedenleri: Monoamin kuramı, norepinefrin, serotonin, dopamin, adrenerjik kolinerjik denge hipotezi, reseptör duyarlılığı değişiklikleri, NMDA sistemi, GABA sistemi, ikincil bilgi taşıyıcıları ile ilgili bozukluklar, biyolojik ritim bozuklukları, nöroendokrin nedenler, immünolojik nedenler, serebrovasküler olaylar, duyarlılaşma (kindling) görüşü, genetik, dinamik nedenler, beck modeli, öğrenilmiş çaresizlik modeli, kişilik yapısı.

Seyir ve sonlanım: Olguların % 85-95 kadarı bilinen yöntemlerden yararlanır. Tedavi edilmeyen olgularda doğal seyir 6-24 aydır. Olguların % 50-70 kadarı yineler. İlk ataktan sonra yineleme olasılığı % 50, 2. ataktan sonra % 70, 3. ataktan sonra % 90 kadardır. Erken başlayanlarda yineleme olasılığı yüksektir.

—————————————————————————————————————

3 – Dürtü Kontrol Bozuklukları (DKB)

DKB’ler: Aralıklı patlayıcı bozukluk; agresif dürtülere engel olamama. Kleptomani; çalma isteğine engel olamama. Patolojik kumar oynama; kumar isteğine engel olamma. Trikotillomani; saç çekme isteğine engel olamama. Piromani; yangın çıkarma isteğine engel olamama. Başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozuklukları. Bu belirtiler sık ortaya çıkıp kişinin normal işlevlerini etkilerlerse o zaman DKB olarak tanımlanırlar.

Başka yerde sınıflandırılmayan dürtü kontrol bozuklukları: Dürtüsel – kompulsif cinsel bozukluk, dürtüsel – kompulsif alışveriş bozukluğu, dürtüsel – kompulsif kendine zarar veren davranış bozukluğu, dürtüsel – kompulsif internet kullanma bozukluğu.

Dürtüsel diğer bozukluklar: Çocukluk çağı davranış bozuklukları, tırnak yemek bozukluğu, bulimia nervoza, parafililer, bipolar bozukluk, DEHB, madde kullanım bozukluğu, B kümesi kişilik bozuklukları (antisosyal, sınırda, histriyonik, narsisistik), disinhibisyonun eşlik ettiği nörolojik hastalıklar.

DKB’lerin ana özellikleri: Gerekli özellikler; kişiye ya a diğerlerine zarar verecek bir dürtü, güçlü veya teşebbüsü engelleyememe. Eylemden önce; kişi artan bir heyecan veya gerilim hisseder. Eylemi yaptığı sırada; kişi haz, ödüllendirme veya rahatlama hisseder. Eylemden sonra; kişi gerilimden kurtulduğunu, rahatladığını hisseder, pişmanlık/kendini küçümseme/suçluluk hissedebilir veya hissetmeyebilir.

Dürtüsellik: “Kişinin kendisine veya çevresine potansiyel olarak zararlı bir dürtü, veya isteğe engel olamaması” sık görülen bir problem ve insan davranışının temel özelliğidir. Dürtü çabuk ve kasıtsızdır. Ani ve krısa süreli olabildiği gibi gerilimi sabit olarak artarak kendi ve diğerlireni dikkate almadan patlayıcı bir şekilde ortaya çıkabilir. Dürtüsel davranış olarak dikkatsizlik, zararlı davranışları öngörememe, ekstorversiyon, sabırsızlık şeklinde özetlenir. Bir dürtüyü patolojik yapan onu gerçekleştirmeye engel olamamaktır. Dürtüselliğin bilişsel özellikleri: ödüllendirilmeyi erteleyememek, distraktibilite, disinhibisyon.

Dürtüsellik: B kümesi kişilik bozukluğu, bipolar spekturum, DEHB spekturum, tourette/OKB, gelişim bozuklukları, dürtü kontrol bozuklukları, PTSD, madde bağımlılığı, cinsel kompulsiyonlar, sınırda kişilik bozukluğu.

Patolojik kumar oynama: Bipolar spektrum, obsesik-kompulsif spektrum, profesyonel kumar, seksüel bağımlılık, madde kötüye kullanımı, intihar, diğer dürtü kontrol bozuklukları, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu.

DKB’de cinsiyet farklılıkları:

Erkek Kadın
Patolojik kumar Kleptomani
Aralıklı patlayıcı bozukluk Trikotilomani
Piromani Kendine zarar verme davranışı
Cinsel komsulsiyonlar Tırnak yeme

.

DKB – Nörotransmitterler: Serotonin eksikliği dürtüsellik ile ilişkili. Boğa güreşçileri ve bulimik hastalar gibi dürtüselliği yüksek olduğu kimselerde trombosit monoamin oksidaz inhibitörleri düzeyi düşük. Ayrıca GABA, norepinefrin ve dopamin gibi nörotransmitterler de dürtüsellik ve agresyonun düzenlenmesiyle ilişkili bulunmuştur.

DKB – Nöroanatomi: Sıçanlarda Nukleus akumbens, orbitofrontal kortek ve bazoletarıl amidgla geciktirilmiş ödüllendirme deneylerinde dürtüsel seçimle ilişkili bulunmuş. İnsanlarda frontal lob lezyonlarında kognitif risk alma eylemlerinde dürüsel davranış ile ilişkili. Ventromedail prefrontal korteks lezyonları olan hastalar gecikmiş güclendirme eylemlerinde daha türtüseldirler.

DKB – Genetik: Patolojik kumarbazların %20 sinde birinci derece akrabada mevcut. İkiz çalışmaları patolojik kumar ve alkol bağımlılığı için genetiği destekliyor. Kleptomani ve patolojik kumar hastalarında soygeçmişde duygudurum bozukluğu ve alkol ve madde bağımlığı sık. Kleptomanların ailelerinde anksiyete bozukluğu sık. Şiddet uygulayan ve DEHB olan kişilerin ailelerinde aralıklı patlayıcı bozukluk sık.

Belirtilerin bozukluktan ayırt edilmesi: Birçok kişi kumar, kendine zarar vermeye yönelik davranışlar gibi DKB belirtileriyle başvurur. Bunların başka bir hastalığın belirtisi mi yoksa DKB mi olduğunu ayırmak önemlidir. Örneğin kumar her zaman patolojik değildir. Amatör veya profesyonel kumarbazlar risk ve avantajları doğru değerlendirebilirler ve kumar dürtülerini kontrol edebilirler. Kumar nedeniyle günlük hayatlarında problem yaşamazlar. Patolojik kumarbazlar ise tersine kumarın tüm hayatlarını alt üst etmesini engelleyemezler. Eşlerini, sosyal çevrelerini, işlerini ve birikimlerini kaybederler. Kumar parası bulabilmek için iflaslarını açıklamak veya sorumluluklarındaki mali birimleri kötüye kullanmak durumunda kalırlar. Eklenen bu sekonder sorunların yol açtığı stres hastaların daha da sık kumar oynamalarına ve finansal, sosyal ve iş hayatındaki çöküşlerinin daha da ivmelenmesine neden olur.

Aralıklı patlayıcı bozukluk:

Dürtüsel agresyonu olan hastalar için kullanılan bir DSM tanısınıdır. Hayat boyu APB görülme oranı %4 civarındadır. Ortalama başlama yaşı 16, ortalama süre 20 yıl kadardır. Prodromal dönem olmadan ani olarak başlar

Klinik özellikler: Agresif nöbetler tipik olarak 30 dk dan kısa sürer ve şunlardan bir veyadaha fazlasını içerir; sözlü sataşma, eşyaya zarar verme veya fiziksel şiddet. Eğer provakasyon söz konusu ise bu genelde tanıdık bir kişidir ve çok ufak bir konudur. Arada minör agresif ataklar da olabilir. Bu nöbetler sosyal, yasal, finansal ve iş ile ilgili problemlere ve kişisel çıkmazlara neden olur. Cinsiyet konusunda farklı gözlemler vardır. Erkeklerde yüksek?

Komorbidite: Komorbidite sıktır; %7-89. Duygudurum bozukluğu, anksiyete bozukluğu, madde kullanımı, yeme bozukluğu ile birlikte görülebilir. Diğer dürtü kontrol bozuklukları ile birlikte olma orana farklı bulunmuş; APB olan kişilerde kompulsif alışveriş %44, kleptomani %19 gibi yüksek oran bulan çalışmalar olduğu gibi herhangi bir DKB %5 olarak bulan çalışmalar da vardır. Borderline veya antisosyal kişilik bozukluğu bulunma orana %38 bildirilmiştir.

Etyoloji: Organik görüşler: epizodik şiddet gösteren kişilerin çoğunda limbik sistemde fizyolojik bozukluk saptanmıştır. Perinatal travma, infantil nöbetler, kafa travması, ensafalit, minimal beyin disfonksiyonu ve hiperaktivite predispozan faktör olarak kabul edilmektedir. Serotonin metabolizması disregulasyonu. Psikodinamik görüşler: travmatik çocukluk yaşantıları (dayak,cezalandırma), uygunsuz özdeşim modellerinin olması (dürtülerini kontrol edemeyen anne-baba).

Ayırıcı tanı: Psikotik bozukluk, sınırda kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, genel tıbbi duruma bağlı kişilik değişiklikleri, psikoaktif maddelerin entoksikasyonu.

Gidiş ve prognoz: Yaşamın her döneminde başlamakla birlikte, en sık olarak ikinci ve üçüncü on yılda başlar. Çoğu vakada hastalığın şiddeti orta yaşın başlangıcında azalır. Hastalığın özellikleri olan beklenmedik agresif patlamalar kişiler arası ilişkilerin bozulmasına ve toplumdan uzaklaşmaya neden olur.

Tedavi: Psikoterapi: kognitif davranışçı tedavi yaklaşımı ile öfke kontrolü sağlanmaya çalışılır. Gevşeme eğitimi, hayali maruz bırakma yapılır. Farmakoterapi: ilk seçenek SSRI ve duygudurum düzenleyicileridir. Gerekli olduğunda antipsikotikler kullanılabilir.

Kleptomani:

Bu bozukluğun temel özelliği çalma dürtüsüne karşı koyamamaktır.Buna bağlı olarak tekrarlayan çalma eylemleri olur. Çalınan nesnelerin maddi değeri yoktur. Kleptomanisi olan bireyler çaldıkları nesnelerin parasını ödeyebilecek durumdadır. Yaygınlığı tam olarak bilinmemektedir. Mağaza hırsızlarının %5 azında kleptomani vardır. Kadınlarda erkeklere göre daha fazladır.

Etyoloji: Psikodinamik nedenler: agresyonun dışa vurumu, zarar görme korkusuna karşı bir savunma, heyecan duymak yada cinsel haz almak. Biyolojik nedenler: serotonin metabolizması disregülasyonu, beyinde yapısal değişiklikler (kortikal atrofi, ventriküllerde genişleme).

Klinik: Bir çok kereler çalma davranışı vardır. Çalınan nesnenin maddi değeri olmadığından ya el altından geri bırakılır yada saklanır.Çalma dürtüseldir. Kasıt olmadan ve planlanmadan yapılır.Hastalar bu davranışın yanlış olduğunun farkındadır. Çalma davranışından sonra suçluluk ve anksiyete hissedebilirler. OKB, yeme bozuklukları ve duygudurum bozukluklarıyla sık görülür. Hastalık zaman zaman alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalıktır.Bu hastalık genellikle kişinin sosyal ve iş yaşamını pek etkilemez.

DSM-IV Tanı Kriterleri:

A-Kişisel kullanım yada parasal değeri için gereksinilmeyen nesnelerei çalmaya yönelik dürtülere tekrar tekrar engel olamama.

B-Hırsızlık girişiminde bulunmadan nönce giderek artan bir gernginlik duyumunun olması.

C-Hırsızlık girişimi sırasında haz alma, doyum bulma yada rahatlama sağlama.

D-Kızgınlığı göstermek veya intikam almak için çalma girişininde bulunmamaktadır ve bu bir hezeyan veya halusinasyona yanıt değildir.

E-Çalma, davranım bozukluğu, bir namik epizod veya antisosyal kişilik bozukluğu ile açıklanamaz.

———————————————-

Çaldıkları nesneleri sahip olmayı arzu ederler, onları kullanabilirler ama onlara ihtiyaçları yoktur. Çalma eylemi öncesini ve sonrasını hatırlamayabilir, (bu hastalar gerginlik ve haz alma bildirmezler) çalmayı otomatik-alışkanlık olarak tanımlayabilirler.

Kleptomani yaygınlık: Yaygınlığı bilinmemektedir. Çalmayla ilgili utanç v mahçupluk duygusu belirtilerin gönüllü olarak bildirilimesini engeller.Çoğul psikiyatrik tanı ile yatanlarda %7.8 yaygınlığında bulunmuştur. Litaratürde çoğu kadındır. %63 ünü olarak bulunmuştur. Bunun bir nedeni kadınların daha fazla başvurması da olabilir. Başlangıcı daha çok geç ergenlik dönemindedir. Psikiyatrik komorbidite çok yaygındır. Yaşam boyu duygudurum bozukluğu oranı %59-100 arasında bulunmuştur. Bipolar bozukluk %9, kaygı bozukluğu %60-80, madde kullanım bozukluğu %23-50, yeme bozukluğu %60, kişilik bozukluğu %43-55. %64-87 sinde çalma nedeniyle göz altına alınma hikayesi vardır. %15-23’ü bu nedenle hapis yatmışlardır.

Patogenez – Biyolojik teoriler: aile ve katılıtımın yanında birçok nörotransmitter sistemlerinin (serotonerjik, dopaminerjek, opioiderjik) de sorumlu olabileceğini gösteriyor. Güdülü davranışların merkezi ventral striatum ve burada bulunan nukleus akumbenstir. Güdülü davranış kontrolünde burası önemlidir. Güdülü davranış kişinin içsel durumu (istek ve arzu), çevresel etkenler (tehlike varlığı) ve kişisel deneyim (ödüllendirici yaşantı anıların) gibi arka plandaki pe çok bilginin birleştirilmesi ile ilgilidir. Serotonin: BOS ta düşük seronotin düzeyleri dürtüsellik ve heyecan arayışı ile birliktelik göstermektedir. Kleptamanlarda risk alma davranışı artmıştır ve bunun altında azalmış inhibisyon yatıyor olabilir. En iyi bilinen inhibitör yolaklar serotonin ve prefrontal korteksle ilgilidir.Azalmış serotonin düzeyleri alkolizm, piromani ve patolojik kumar oynama ile de ilişkili gözükmektedir. Dopamin ve ödül yetersizliği: ödüllendirme ve pekiştirme davranışlarını etkileyen dopaminerjik sistemlerden de dürtü kontrol bozuklukarında söz edilmektedir. Ödül arayışının (örn. soygunculuk) altında dopaminerjik yolaklardaki değişikliklerin yattığı, ödül arayışının topamin salınımını tetikleyerek haz duygusu yarattığı da söylenmektedir. Kleptomani hastalarında zamanla çalma eylemi belli bir dürtü ve şiddetli arzu olmaksızın alışkanlıkla yapılmaya başlayabilir. Opioid sistem, şiddetli arzu ve haz: çoğu hasta dürtülerin intruzif karakterde olduğunu belirtse de bazıları için çalma eylemi haz verici bir heyecandır. Opioid sistemi ödül, haz ve ağrıyı, mezolimbik yolaktaki dopaminerjik nöronları GABA internörünlürı aracılğıyla modüle ederek işler. Opioid sistemi dürtü düzenlenmesinde rol alır. Naltreakson (opioid antagonisti) kleptomani ve diğer dürtü bozukluklarının tedavisinde etkilidir. Biyolojik teori, özet: özet olarak, tekrar tekrar kleptomanik davranış sergileme, patolojik olarak artmış bir dürtü ve patolojik olarak azalmış inhibisyonun bir sonucu olarak düşünülebilir. Kleptomanide görülen tekrarlayan hırsızlık mezokortikolimbik devrede artmış dopamin aktivitesine, iki bu indirekt olarak opioid sistem tarafından desteklenmektedir ve büyük oranda serotonin tarafından düzenlenen kortikal inhibitör prosesteki azalmaya bağlıdır.

Patogenez – Psikolojik teoriler: Kleptomani biyolojik faktörlerle ilişkili olsa da büyük olasılıksa patogenezi psikolojik, gelişimsel ve biyolojik faktörlere bağlıdır. Değişik psikolojik teoriler ileri sürülmüştür. Ör. bilinç dışı cinsel dürtülerin tatmini, kastrasyon anksiyetesi, düşük benlik saygısı, çözülmemiş bağımlılık ve mazoşizm. Fakat bu teorileri kabul veya reddettirecek veri bulunmamaktadır. Ancak kleptomaninin depresyon ve çocukluk dönemindeki gelişimli ilişkili olabileceğini destekleyen veriler vardır. Bazları alınan hazza bakarak kleptomaninin stimülasyon yolu ile depresyon duygularından kurtulma yolu olduğunu iddia etmişlerdir. Depresyondaki hastalar çaldıkları nesneleri bir semptomatik rahatlama olarak, yakalanma riskini ise görece küçük bir engel olarak görebilirler.

Ayırıcı tanı: hırsızlık, antisosyal kişilik bozukluğu, manik epizod.

Tedavi: Davranışçı yöntemler, ilaç tedavisi (SSRI özellikle fluoksetin). Onay almış bir ilaç tedavisi yoktur. Trisiklik antidepresanlar, SSRI lar, duygudurum düzenleyicileri ve opioid antagonistleri denenmiştir. Psikoanaliz sınırlı bir başarı sağlamış, bu da genellikle bir ilacın etlenmesiyle olmuştur. Davranışçı tedavi başarılı olmuş görünmektedir. Örtülü duyarlılaştırma, maruz bırakma ve yanıt önlenmesi yöntemleri çalmı sıklığını azalttığı bildirilmiştir.Çalmayı, sonuçlarını, yakalandığını mahkemeye çıktığını,mağaza müdürünün izlediğini hayal etmesi sağlanan hastada dürtü devam emiş ancak çalma sıklığı azalmıştır. Çalma eylemi ile kusma hissine hayal etmesi öğretilen bir hastada başarılı sonuç alınmıştır.

Patolojik kumar oynama:

Ciddi kişisel, ailesel yada mesleki sonuçlara rağmen kişinin kumar oynama dürtüsüne karşı koyamamasıdır. Genellikle erkeklerde görülür.Yaygınlığı %0.2-3.Ergenlik çağında yada genç erişkinlik döneminde başlar. 15 yaşından önce ebeveyn kaybı (ölüm, ayrılık), sosyal öğrenme, çocuklukta kötüye kullanım, parasal yada maddesel sembollerle ailenin kumarı vurgulaması,katekolamin metabolizma bozukluğu (plazma MHPG düzeyleri düşük, BOS MHPG düzeyleri yüksek bulunmuştur).

Sürekli ve yineliyici biçimde kişisel, ailesel ve mesleki işlevselliğin bozulduğu kumar oynama davranışıdır. Şunlardan en az 5 inin varlığı ile tanı konur; sürekli kumarla meşguliyet, arzulanan heyecanı duymak için artan miktarlarda para ile kumar oynama gereksinimi, kumar oynamayı kontrol altına alma, azaltma yada bırakma yönünde başarısız çabalar olması, kumar oynamayı azaltma yada bırakma girişimlerinde huzursuzluk yada irritabilitexsorunlardan kaçmak için yada disforik bir duygudurumdan kurtulmak için kumar oynama, parayla kumar oynayıp kaybetmenin ardından bir başka gün kaybettiklerini yerine koymak için çoğu kez geri gelme, ne denli kumar oynadığını saklamak için aile üyelerine, terapistine yada başkalarına yalan söylemek kumar oynamak için gereken parayı sağlamak üzere sahtekarlık, dolandırıcılık, hırsızlık, zimmetine para geçirme gibi yasa dışı eylemlerde bulunma, kumar oynama yüzürden önemli bir ilişkisini, işini yada eğitimiyle yada mesleğinde başarı kazanması ile ilgili bir fırsatı tehlikeye atma yada kaybetme, kumar oynama nedeniyle içine düşdüğü çüresiz parasal durumdan kurtulmak için para sağlamak üzere başkalarına güvenme.

ABD deki yaygınlığı %1-3 arasında tahmin edilmekte. Patolojik kumar oynamanın topluma maliyeti büyüktür ve morbidite sosyal ailesel ve mesleki işlevsellikte bozulma, intihar, suç işleme ve sağlık devlet ve finansal kaynakların yaygın kullanımıyla ilişkilidir. Kumar nedeniyle, çalma, tutuklanma, işten ayrılma, iflas, boşanma olabilmektedir. Madde bağımlılıkları ile birlikteliği sıktır.

Klinik: Arzu edilen heyecanı yakalamak için artan miktarlarda para ile oynarlar.Kumar için gerekli parayı bulmada yasa dışı yollara başvururlar. Ne denli kumar oynadıklarını saklamak için yalan söylerler. Kumarın sıklığını ve miktarını azaltmaları için zorlandıklarında konsantrasyon bozukluğu, çökkün duygudurum, huzursuzluk ve gerginlik gözlenir. Depresyon, alkol kötüye kullanımı, uyku ve yeme sorunları, cinsel sorunlar ve intihar eğilimi sıktır. Sosyal kumar oynama ve manik epizoddan ayırt edilmelidir.

Tedavi: Psikanaliz, davranışçı terapi, bilişsel terapi. İlaç olarak lityum ve SSRI ancak kontrollü çalışmalar yoktur.

Trikotillomani:

Tekrarlayan saç yolmalarla karakterize, belirgin saç kaybına yol açabien kronik bir dürtü kontrol bozukluğudur. Trikotillomani, kişinin saçlarını yolmak ile ilgili dayanılmaz bir dürtü hissettiği kronik bir hastalıktır. Bu durum belirgin saç kaybıyla sonuçlanır. Kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Genel toplumda yaygınlığı %4. Trikotillomaniye ensık eşlik eden hastalıklar OKB, ob. kom.kişilik bozukluğu,borderline kişilik boz. ve depresif bozukluklardır.

Etyoloji: Psikodinamik görüşe göre; çocukluk döneminde yaşanan ayrılık ve kayıplar vardır. Davranışcı görüşe göre; çocukluk döneminde başlayanlarda üstünde çok durulması halinde tırnak yeme parmak emme gibi alışkanlık haline gelebileceğidir.

Klinik: Eylemi gerçekleştirmeden önce gittikçe artan bir gerginlik ve saç yolmadan sonra rahatlama vardır. En yaygın etkilenen bölge kafa derisidir. Kirpik, kaş ve sakal diğer etkilenen vücut bölümleridir. Kol ve pubik kılları yolma nadirdir. Bu saç yolma epizodları genellikle tv seyrederken, kitap okurken, telefonda konuşurken olur ve çoğu hasta farkında olmadıklarını söylerler. Hastalık genellikle çocukluk çağında başlar. Saçın ağızda oynanması ve saç yeme saç yolmayı izler. Hastalar sıklıkla davranışlarını inkar eder ve meydana gelen alopesilerini gizlemeye çalışırlar. Kafayı duvara vurmak, tırnak yemek, tırmalamak, ısırmak, deriyi yolmak gibi kendine zarar verici davranışlarda gözlenir.

Trikotilomani DSM-IV Tanı Ölçütleri:

A-Kişinin kendi saçını fark edilir derecede saç kaybına yol açacak şekilde tekrar tekrar yolması.

B-Saç yolmanın hemen öncesinde yada bu dvarnaşıya karşı koyma girişimi sırasında artan bir gerginlik hissetme.

C-Saç yolma sorasında haz, doyum yada rahatlama hissetme.

D-Bozukluk başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz ve genel tıbbi bir duruma bağla değildir.

E-Bozukluk klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal, mesleki yada diğer önemli işlevsellik alanlarında bozulmaya yol açar.

Çocuklarda B ve C kriteri karşılanmıyor olabilir.

————————————————————

Erişkinlerin %75’i bu durumu otomatik olduğunu yada farkında olmadan yapıldığını, kalanı ise saç yolma sırasında tamamıyla saç yolmaya odaklandıklarını bildirmiştir. Bazı hastalarda iki durum da söz konusu olabilir. Saçlı deri en çok yolunan alandır, kaş ve kirpikler izler.

Trikotilomani sıklığı: %1 civarındadır. %10 kadar saç yolma bildirilebilmekte. Diğer psikiyatrik bozukluklarla komorbidite sıktır. Duygudurum ve anksiyete bozuklukları, bağımlılıklar ilk sıradadır. Yeme ve kişilik bozuklukları da görülebilir (histirionik, borderline ve OKB).

Trikotilomanide işlevsel bozulma ve yaşam kalitesi: İşlevselliği belirgin olarak etkiler. Toplumsal aktivite, cinsel yakınlaşma ve sportif aktivitelerden uzaklaşma görülebilir. Günde bir saatten fazla vakit harcama olabilir.

Tedavi: İlaç tedavisi: SSRI’ların etkinliği belirsiz. Klomipramin faydalı olabilir. Opioid bloker olan naltrekson pozitif pekişmede azalmaya neden olarak belirtileri azaltabilir. SSRI lara atipik antipsikotikler eklenmesi faydalı olabilir. Psikoterapi: davranışsal yaklaşım ve BDT (bilişsel davranışsal terapi); farkındalık eğitimi, kendini gözlem, hoşlanmama, gizli duyarlılaştırma, olumsuz deneyimleme, ilişki eğitimi, alışkanlık bozulması, rakip yanıt eğitimi, uyaran kontrolü ve aşırı düzeltme gibi çeşitli teknikler uygulanmıştır.

Dürtü Kontrol Bozuklukları (DKB) 2

———————————————————————————————————————-

Piromani:

Sebepsiz yere kundakçılıkla sonuçlanan dürtüsel davranış olarak tanımlanabilir. Kasten birden çok durumda yangın çıkarma söz konusudur. Yangın suç amaçlı, kar, terör veya sabotaj amaçlı değildir. Öfke ve intikam duygusu ile çıkarılmamıştır. Doğrudan başka bir psikiyatrik hastalığın sonucu oluşmamıştır, örn, halüsinasyonların yol açtığı davranış. Mani, davrarım bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu da dışlanmalıdır. Antisosyal kişilik bozukluğu, şizofreni, dikkat eksikliği hiperaktivite boukluğu ve OBS ayırıcı tanıda göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavileri zordur. Alkol sorunu tabloya genellikle eşlik eder. İçgörü yönelimli psikoterapi ve davranış tedavisine cevap alınabilir. Çocuklarda tedavinin başarısı daha iyidir.

Piromani tanı ölçütleri: Birden çok durumda kasıtlı ve amaçlı olarak yangın çıkarma. Eylem öncesi gerilim veya affektif uyarılma. Yangına karşı yangınla ilgili durumlara karşı ilgi, merak, yangına karşı zevk duyma. Yangın çıkarırken veya tanık olurken veya sonuçlarına ortak olurken haz, mutluluk ve rahatlama hissi olması. Yangın çıkarma parasal kazanç, sosyopolitik ideoloji ifadesi, suç örtbası, öfke veya intikam ifadesi, birinin hayat şartlarını iyileştirme, dülezyün veya hülüsinasyona ikincil olarak veya yargı kusuru (örn demans, mental gerilik, madde intoksikasyonu) sonucu yapılmamıştır. Yangın çıkarma davranış bozukluğu, manik episod veya antisosyal kişilik bozukluğu ile daha iyi açıklanamaz.

Diğer dürtü bozukluklarında olduğu gibi primoni de şunlarla karakterizedir: kendine ve/veya başkalarına zararlı bir işi yapmak için duyulan dürtüye karşı koymada zaafiyet vardır, olay öncesinde giderek artan heyecan veya gerilim hissi olması, olayı gerçekleştirirken veya hemen sonrasında mutluluk, haz veya gevşeme hissi olmasıdır. Kundakçılıktan mahkum olan 239 kişinin %23 ünde piromani bulan, 283 kişide sadece 3 piromani bulan araştırmalar vardır.

Sorunlu internet kullanımı:

Sorunlu internet kullanımı için teklif edilen tanısal ölçütler şunlardan en az biri tarafından izlenen internet kullanımı ile uygunsuz meşguliyet olmasıdır; karşı konulamaz şekilde internet kullanımı ile meşguliyet olması, planlanmışın dışında uzun zaman alan aşırı internet kullanım periyotları olması, internet kullanımı ile meşgul olmanın neticesinden klinik olarak belirgin sıkıntıya sebep olması veya mesleki veya diğer önemli sahalarda bozulma olması, aşırı internet kullanımı sadece hipomani veya mani nöbetleri esnasında ortaya çıkmaz ve diğer eksen 1 bozuklukları ile daha iyi açıklanamaz.

Parafili (Cinsel Kompulsiyonlar):

Tekrarlayan, yoğun, cinsel olarak uyaran, insan olmayan objeleri, çocukları, rıza göstermeyen diğer kişileri veya acı çeken veya aşağılanan kişi ve partnerleri içeren fanteziler, istek ve davranışlar. Belirtilerin en az 6 ay sürmesi, klinik olarak ciddi stres ve disfonksiyona neden olması veya kişinin cinsel isteklerini rızası olmayan biri üzerinde gerçekleştirmiş olması gereklidir. Toplumsal normların dışındadır. Birçok parafilik davranış suç sayılmaktadır, fakat bu tüm cinsel suç işleyenler parafili dir anlamına gelmez. Tecavüz parafili olarak değerlendirilmez, küçük bir kısmı cinsel sadizm ölçütlerini karşılamaktadır.Muhtemelen geç adolesan dönemde başlar ve 20-30 yaş arasında zirve yapar. Sadomazoşitzler dışında kadınlarda nadirdir. Sadomazoşistler dahil erkeklerde çok daha sıktır. E/K: 20/1.

Parafililer tanı kriterleri:

Parafililer Fantaziler, istekler ve/veya davranışlar
Teşhircilik Beklenmedik zamanda bir yabancıya kişinin genital organlarını göstermesi
Fetişizm Cansız objelerin kullanılması (örn. Bayan iç çamaşırları)
Frotterizm Rızası olmayan birisine dokunmak, sürtünmek
Pedofili Puberteye girmemiş çocukla cinsel ilişki
Cinsel mazohizm Asağılanmak, dövülmek, bağlanmak veya acı çektirilmekten hoşlanmak
Cinsel sadizm Karşıdaki kişiye psikolojik veya fiziksel acı çektirmek ve aşağılamaktan hoşlanmak
Travesti fetişizmi Karşı cins gibi giyinmekten hoşlanmak (hetereseksüel bir erkeğin)
Röntgencilik Bilgisi olmayan birisini çıplak, soyunurken veya cinsel ilişki kurarken gözlemek
Koprofili Feçes
Klismafili Lavman
Nekrofili Ceset
Parsiyalizm Vücudun bir parçasına odaklanmak
Telefon sapıklığı Açık saçık telefon konuşmaları
Ürofili İdrar
Zoofili Hayvan

.

Parafilinin ciddiyetini gösteren iki ana özellik kişinin düşünce, istek ve davranışlarının ne derece kontrol edilemez olduğu ve cinsel hazzın oluşması için eylemlerin ne kadarının hayali ne kadarının bilfiil yaşandığıdır. Günde 1-2 saatlerini uygunsuz cinsel ilgileriyle ilgili cinsel fantezi, istek ve davranışlarla geçirebilirler. Birden fazla parafili ve parafili ile ilişkili bozuklar bulunabilir.

Parafili ile ilişkili bozukluklar: Normal kabul edilen cinsel düşünce, istek ve davranışların stres yaratacak ve disfonksiyona neden olacak kadar sık olmasıdır. Şunlar görülebilir; kompulsif masturbasyon, pornografi bağımlılığı, telefonda seks bağımlılığı, aşırı sapkınlık, ciddi cinsel istek uyumsuzluğu, cinsel içerikli chat odası bağımlılığı.

Parafililer ve parafili ile ilişkili bozuklukların farkları: Parafililer sosyal olarak kabul görmeyen cinsel isteklerdir, dolayısı ile yasa dışı davranışlarla seyredebilir. Beyin anormallikleri ile ilişkili olabilir. Frontal lob anormalliklerine bağlı disinhibisyon (travma, MS, huntington hastalığı, tümör) vardır. Temporal lob (Kluver Bucy send: hiperseksüalite, hiperfaji, emosyonel küntleşme, görsel agnozi ve hafıza problemleri) anormalliklerinin olması. Bu bölgelerden kaynaklı epileptik nöbetler. Endokrin faktörler; andojenler ile cinsel ilgi artar. Nörotransmitterler; serotonin (SSRI’ların cinsel yan etkileri), dopamin (uyarılma, motivasyon ve ödüllendirmede rol oynar), adrenalin ve NA (cinsel cevap siklusunda rol oynar). Nitrik oksit: vazokonjesyon ve sertleşmede kritik rol oynar.

Tedavi: Suç işlemiş parafiliklerde tedavinin amacı cinsel dürtüsünü azaltmaktır.Testesteron normal dahi olsa azalması cinsel takıntı, istek ve aktiviteleri azaltır. Bazı ülkelerde cinsel suçlar nedeniyle kastrasyon uygulanabilmekte. Sentetik progesteronlar: testesteron redüktaz aktivitesini artırarak testesteron düzeyini düşürür (medroksiprogesteron: farlutal; siproteron asetat: androcur 50-100 mg. tb). Geri dönüşümlü de olsa, normal cinsel işlevi de bozarlar. SSRI: günümüzde ilk seçenek olarak tercih edilir. Cinsel yan etkileri nedeni ile kullanılmaya başlanmış ancak, antiobsesyonel ve dürtü kontrolündeki etkileri nedeni ile de kullanılmakta. SSRI’lar özellikle teşhircilik, fetişizm, mazohizm, transvestik fetişizm ve voyerizm de etkili bulunmuş. Ayrıca kompulsif masturbasyon, pornografi bağımlılığı, ve cinsel kompulsiyonlarda da etkili bulunmuş.——Antipsikotikler, duygudurum düzenleyicileri ve antiepilektiklerle ilgili yeterli çalışma yok veya bulgular çelişkili. Psikoterapi: davranışçı psikolojiye dayanan yöntemler kullanılır. Kognitif davranışçı terapi etkili bulunmuştur; sapkın uyarılmayı azaltmak ve uygun uyarılmayı artırmak (ör, uzaklaştırma terapisi, desentizasyon, yeniden şartlanma teknikleri), özellikle ilişkiler açısından sosyal etkileşimi iyileştirme (ör, sosyal yetenekler, ikna edicilik, öfke kontrolü eğitimi), mağdurların bilincinde olma ve onlarla empati kurma (ör, rol yapma, mağdurların deneyimlerini dinleme, geri besleme), kriminal davranışları rasyonalize eden kognitif hataları düzeltme (ör, kognitif yeniden yapılandırma), madde bağımlılığı tedavisi ve kritik dönemi olan relapsları engelleme teknikleridir. Cinsel kompulsiyonlar ilerledikçe cinsel aktivite daha az zevk vermeye ve daha az tatmin etmeye başlar. Bağımlılıkta olduğu gibi davranışlar anksiyete ve rahatsızlık duygusunu azaltmaya, siklusu sürdümeye yönelik, kısa süreli rahatlama sağlayan riteüller haline gelir. Bazılarında cinsel kompulsiyonlar ani olarak ortaya çıkarken, diğerlerinde planlanabilirler.

Teşhircilik (Egzibisyonizm): Birinin cinsel organlarını bir yabancıya veya tahmin etmeyen bir kişiye tekrarlanan gösterme zorlanmasıdır. Cinsel heyecan meydana çıkarmadaki bekleyişle oluşmakta ve orgazm olay sırasında veya olaydan sonra mastürbasyon ile sağlanmaktadır. Vakaların hemen %100’ün de egzibisyonizm kişiler kendini kadınlara teşhir eden erkeklerdir.

Teşhircilik (Egzibisyonizm) DSM-IV Tanı Ölçütleri:

AEn az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin genital organlarını, bunu beklemeyen bir yabancıya göstermesi ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin yada davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B-Kişi, bu cinsel dürtülerine göre davranmaktadır yada bu kişinin cinsel dürtüleri yada düşlemleri (fantezileri) belirgin bir sıkıntıya yada kişilerarası sorunlara neden olmaktadır.

———————————-

Fetişizm: Fetişizimde cinsel odaklanma insan vücudu ile yakinen ilişkili nesneler (ayakkabı, eldiven, külotlu çorap, terlik) üzerindedir. Genellikle fetiş çocukluk çağlarında kurulmuş olmasına rağmen bozukluk ergenlikte başlar. Bir defa kurulduktan sonra, bozukluk kronik olma eğilimini göstermektedir. Bozukluk hemen hemen sadece erkeklerde bulunur

Fetişizm DSM-IV Tanı Ölçütleri:

A-En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin canlı olmayan nesneleri kullanmakla ilgili (örn. kadın iç çamaşırları) yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin yada davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B-Kişi, bu cinsel dürtülerine göre davranmaktadır yada bu kişinin cinsel dürtüleri yada düşlemleri (fantezileri) belirgin bir sıkıntıya yada kişilerarası sorunlara neden olmaktadır.

C-Bu fetiş nesneleri aykırı-giyimde kullanılan kadın giysileri (tranvestik fetişizmde olduğu gibi) yada taklit genital uyarı sağlamak amacıyla tasarlanmış araçlarla (örn. bir vibratör) sınırlı değildir.

———————————-

Transvestik fetişizm: Heteroseksüel erkeklerin kadın elbiselerine bürünme fantezileri ve cinsel isteklerini cinsel uyarılma ve mastürbasyon veya cinsel ilişki için yardımcı öğe olarak kullanmalarını tanımlar. Transvestik fetişizm tipik olarak çocuklukta veya erken gençlik döneminde başlar.Yıllar geçtikçe transvestik fetişizmli bazı erkekler devamlı olarak kadın gibi giyinmek ve yaşamak isterler. Genellikle birden fazla kadın giysisi çeşit kullanmakta, sıklıkla bütün dolap bu giysilerle doludur. Transvestik fetişizmli kişi karşıt giyindiği zaman, genellikle transseksüalizmdeki dereceye ulaşmamasına rağmen kadınsı görünüşü göze çarpar. Kadın elbiseleri giydikleri zaman, tranvestik fetişizmli erkeklerin görünüşü ve mesleki davranışı aşırı erkesi olabilir.

Transvestik Fetişizm DSM-IV Tanı Ölçütleri:

A-En az 6 aylık bir süre boyunca, heteroseksüel bir erkekle, aykırı-giyim ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerin, cinsel dürtülerin yada davranışların yineleyici bir biçimde ortaya çıkması.

B-Bu fanteziler, cinsel dürtüler yada davranışlar klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal, mesleki alanlarda yada önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olmaktadır.

Kendine zarar verme davranışları:

Ölümü hedeflemeden kişinin kendisine zarar vermesi olarak tanımlanabilir.Tetikleyen olay genellikle gerçek yada varsayılan kayıp, reddedilme veya terk edilmedir. Kendine zarar verme davranışını engellemeyez. Tipik olarak kısa süreli rahatlama hissedilir.

Kendine zarar verme davranışlarına neden olan farklı ruh hali ve motivasyonlar: Tolere edilemeyen gerilimin serbestleşmesi, kişinin nefret ettiği taraflarına öfkesini yöneltmesi, kendini cezalandırma, daha zinde hissetmek için dissosiasyonun kaldırılması, kendi üzerindeki kontrol veya omnipotansın tekrar elde edilmesi, kendini rahatlatmak, kişisel sınırlarını tekrar konfirme etmek, diğerleri ile iletişim kurmak veya kişileri kontrol etmek, cinsel haz veya öfori duyma, tolere edilemeyen yalnızlık, yabancılaşma, umuzsuzluk veya çaresizlik hissetme, diğer umutsuz affektler veya düşüncelerle savaşma ve çelişen dissosiyatif durumların yansıtılması.

Kendine zarar verme davranışının agresyon ile ilişkisi: Kendine zarar verme davranışı gösterenlerin hayat boyu daha fazla agresyon ve sosyopati hiyakesi vardır ve kendine zarar verme davranışının ciddiyeti kronik öfke ile yakın ilişkilidir.

Kendine zarar verme davranışının çocukluk travmaları ile ilişkisi: Çocukluk travmaları (cinsel, fiziksel taciz, ihmal) ile kendine zarar verme davranışı arasında ilişki vardır. Anne veya babanın küçük yaşta ölüm veya boşanma nedeni ile kaybedilmesi ile ilişkili.

Kendine zarar verme davranışının nörobiyolojisi: En çok serotonin ve endojen opiyat sistemleri sorumlu tutulur.

Kendine zarar verme davranışının ilaç tedavisi: SSRI’lar, duygudurum dengeleyicileri (karbamazepin, valproat), atipik antipsikotikler (dirençli vakalarda faydalı olabilir), opiyat antagonistleri. Psikoterapi: 1-Diyalektik davranışçı tedavi; 1 yıl süreli, affekt regülasyonu, engellenmişlik duygusunun tolere edilmesi, kişiler arası iletişim ve kimlik bunalımının azaltılması amaçlı grup seanslarına katılır. 2-Psikodinamik psikoterapi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s