Sağlıkta Şiddet Üzerine

Sağlıkta dönüşümün ülkemize birçok yenilik getirdiği ve sağlık hizmetlerine katkı sunduğu su götürmez bir gerçek. Ancak işin bir de diğer yanı var; sağlıkta şiddet. Daha önce cümle içinde bile kullanmadığımız bu ifade sağlıkta dönüşüm ile birlikte ülkemiz insanlarına bir davranış şekli olarak kazındı. Maalesef eğitimli, eğitimsiz birçok vatandaş zaman içerisinde bu akli olmayan davranış şekline başvurmakta…

Sağlıkta şiddet denince akla ilk gelen fiziksel şiddet ancak bunun birçok yönü var. Bir doktorun öldürülmesinden tutun da ağza alınmayacak galiz sözlerin sarf edilmesine kadar fiziksel, sözel ve psikolojik şiddet gibi şiddetin her yönü sağlık çalışanları her geçen gün daha fazla tehdit etmekte.

Biz doktorların meslek hayatında kendine düstur edindiği ‘primum non necere’ yani ‘önce zarar verme’ sözü; ‘önce zarar görme’ olarak değişti. Yani eskiden hastalarımıza zarar vermemeyi kendimize daha çok ilke edinirken artık hastalarımızdan zarar görmemeyi ilke ediniyoruz. Bu çok ama çok acı bir durum.

Küçük bir saptama yapacak olursak şunları sizlere iletmek istiyorum…

Vatandaş bankaya gider, eline makineden çıkan bir sıra numarası verilir. Kendi sırasına belki de 50 kişi vardır ama yine de paşa paşa bekler. Ben daha bugüne kadar sıra yüzünden bir bankada kavga çıktığını görmedim. Ancak hastanelerde, sağlık ocaklarında insanlar her gün sıra yüzünden hastane çalışanları ile kavga etmekte. Bu sıra yüzünden sağlık çalışanlarına küfürler savurmakta ve bazen işi şiddete kadar götürmekte.

Peki, bankada kuzu kuzu sırasını bekleyen kişi neden aynı güzel davranışı hastanede göstermez? Bu davranışın nedeni nedir?

Devam edelim. Bir vatandaş adliyeye gider, x-ray cihazından geçer, üstü başı aranır ve öyle içeri girer. Asansöre gider ama bir de bakar ki asansörün üzerinde ‘sadece adliye personeline aittir, başkası binemez’ yazar. Adam hiç sesini çıkarmaz ve kendisi için ayrılan asansöre gider, onu bulamadığında da merdivenleri kullanır. Benim ağabeyim adliye personeli ve bugüne kadar hiç kimsenin bu asansördeki yazı nedeniyle kavga çıkarmadığını, oradaki personele, hâkime, savcıya bağırmadığını ve hatta hiç kimsenin bunu şikâyet bile etmediğini söyledi.

Gelin aynı yazıyı hastanelere asalım. ‘Bu asansör sadece hastane personeline aittir, başkası binemez’ yazalım. Aynı gün birçok kavga çıkar ve şikâyet yazısı yazılır. Peki neden?

Devam edelim. Vatandaş üzerinde kesici, delici aletle, silahla otogara, havaalanına, karakola, adliyeye, bankaya giremez. Ancak hastaneye girebilir çünkü kamudaki en hayati organda yani hastaneler, sağlık ocaklarında x-ray cihazı bulunmaz. O vatandaşa hiç kimse: ‘sen bu bıçaklar, silahla nereye gidiyorsun’ demez.

Demedi. Peki ne oldu?

Dr. Ersin Arslan muayene odasında bıçaklanarak şehit edildi.

Dr. Kamil Furtun hastane koridorunda sırtından üç def ateş edilerek şehit edildi.

Dr. Aynur Dağdemir sekretirinin eşi tarafından bıçaklanarak şehit edildi.

Dr. Hüseyin Ağır sağlık ocağına gelen emekli bir polis tarafından başına ateş edilerek şehit edildi.

Ve en son Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Muhammed Said Berilgen makam odasında kurşunlanarak şehit edildi.

Bunlar ne biliyor musunuz? Bunlar bir ülkenin ayıbı, yerin dibine giren şerefi, haysiyeti… En basit konuda doktora hakaret eden, onu döven ve en sonunda da öldüren bir millete dönüştük. ‘Ama doktor hak etti’, ‘ama şu, bu…’ zırvalayan bir insan kitlesi var. Doktorun elbette bir suçu olabilir, hepsi suçsuz demiyorum ama kişi hakkını ona hakaret ederek, onu döverek ve öldürerek değil bu devletin resmi makamlarına yani halk sağlığına, karakola ve adliyeye şikâyet ederek aramalı. Hani basit bir trafik kazasında bile başvurulan o polise gidilmeli. Bir boşanma için gidilen avukata, adliyeye gidilmeli. Mağara adamı gibi doktoru döverek mi hak aranmalı?

Bu ülkede bir doktor öldürüldüğünde halen: ‘kim bilir ne yaptı da vatandaş da onu öldürüldü’ dendiği müddetçe insan ahlakı düştüğü çukurdan kurtulamayacak. Çünkü bu ifade bir doktorun suçsuz olabileceğine asla inanmamanın ifadesidir.

Bu noktaya nasıl geldiğimiz elbette çok önemli. Bence biz bu noktaya sınırsız propaganda ile geldik. Örneğin, bir doktorun hatası sonucu bir hasta öldüğünde en az 10 farklı televizyonda günlerce yayın yapılıyor. Yapılmalıdır da çünkü orada doktorun hatası var ve kendisine malpraktis denilen doktor hatası davası da açılır. Ancak bir doktor sıra kavgası nedeniyle hastası tarafından öldürüldüğünde bırakın 10 kanalı, bir iki kanal birkaç dakika bile değil saniyelerle ifade edilen sürede televizyonda anılıyor. İşte bu sağlık çalışanlarının uğradığı şiddetin artmasının en temel nedenlerinden biri.

Ayrıca, bir kişi Fenerbahçe – Galatasaray maçına giderken stada üzerinde kesici ve delici aletle girmeye çalışırsa ona 3 aydan 12 aya kadar ceza verilebilir çünkü ülkemizde ‘Sporda Şiddet Yasası’ isminde spor müsabakalarına yönelik ayrı bir ceza yasası bulunmaktadır. Peki aynı kişi üzerinde bıçakla veya silahla hastaneye, sağlık ocağına giderse ne olur? Hiçbir şey olmaz ve hatta o bıçakla, silahla doktoru, hemşireyi, teknisyeni öldürür ve gider. Neden mi? Çünkü onca sağlık şehidine rağmen ülkemizde halen ‘Sağlıkta Şiddet Yasası’ bulunmamaktadır. Bu ülkemizin bir ayıbıdır.

Caydırıcı cezalar olmazsa, medya kanalları ile şiddet uygulamaları günlerce karalanmazsa, hastane ve sağlık ocaklarının güvenliği özel güvenlikten polislere verilmezse bu şiddet bitmez. Bitmeyecek ve giderek artarak maalesef daha çok can alacak. Bu nedenle bu hayati problemin elbette farkında olan yetkililerin ivedi bir şekilde bu probleme çözüm bulması gerekiyor.

İnsan hayatının kutsallığı, erdemlilik, vicdan ve haysiyet bunu gerektirir.

Selamlarımla

Dr. Enes Başak

www.instagram.com/drenesbasak