Düzce Üniversitesi Konferansı

Düzce Üniversitesi Kariyer Topluluğunun 18 Nisan 2016 tarihinde düzenlemiş olduğu ”Yaşam ve Kariyer Panayarında” yarım saatlik bir konferans ile yer aldım. Bugüne kadar katılmış olduğum en güzel organizasyon olan bu güzel günde başta Bilal İsmail ÖZTAŞ olmak üzere birçok değerli dost edindim. Çok güzel bir atmosferde soru – cevap bölümünün de olduğu konferans videosunu aşağıda görebilirsiniz. Kazanmış olduğum arkadaşlarımı ve dostlarımı görmek adına ilk fırsatta tekrar Düzce Üniversitesi’ne gideceğim… Bu güzel organizasyon için tüm arkadaşlarıma çok çok teşekkür ederim…

Yer aldığım bölüm: 07.20-34.40

Plaket bölümü: 01.04.15-01.06.01

Haydi Konferansa: Düzce Üniversitesi

Düzce Üniversitesi Kariyer Topluluğu’nun düzenlemiş olduğu “Yaşam ve Kariyer Panayırı” çerçevesinde 18 Nisan’da “Hayal Et” isimli konferansta yer almak üzere Düzce Üniversitesi’nde olacağım. Yaklaşık 1 saat sürecek konferans için sorularınızı şimdiden hazırlayın. Hep birlikte konferansta buluşalım…

Yer: Düzce Üniversitesi Cumhuriyet Konferans Salonu

Tarih, Saat: 18 Nisan, 13:30

YAKA 16

Hekimliğe İlk Adım

Değerli arkadaşlar,

Tıp öğrencileri ve doktorlar için hazırlamış olduğumuz ”Hekimliğe İlk Adım” isimli kitabımızda sona geldik! Bu kitapla amacımız hekim adaylarına meslekte karşılaşabilecekleri en önemli konularda bilgi sunmak, onları mesleğe hazırlamak. Başucu kitabı olarak kullanabileceğiniz bu eserle mesleğe dair sorularınıza yanıt bulacak ve daha donanımlı olarak göreve başlayabileceksiniz.

Kitabımızda yer alan bölümler şöyle:

– Acil Ve Poliklinik Hastalıklarına Yönelik Tanı Ve Tedavi Rehberi

– TUS rehberi

– Kura İşlemleri, Atama ve Mecburi Hizmet

– Doktorluk Görev Şekilleri

– Bilimsel Makale Yazımı

– Malpraktis

Yazılarıyla kitabımıza destek olan değerli doktorlar:

– Prof. Dr. Hüseyin ÇAKSEN

– Prof. Dr. Şakir TEKİN

– Uzm. Dr. Erdinç NAYIR

– Dr. Murat YAZICI

– Dr. Bilal BAL

– Dr. Cihad SÖNMEZ

– Dr. İdris KEKLİK

– Dr. İdris SÖNMEZ

– Dr. Mehmet AYCIL

*İsim sıralaması kıdem, akabinde alfabetik olarak yapılmıştır.

Kitabımız iki hafta içinde Medikal Akademi Yayınları ile sizlerle birlikte olacak. İmza günleri ve imzalı kitap gönderimi için tıp fakültelerinde temsilcilikler kurulacaktır. Herhangi bir tıp fakültesinde temsilci olmak isteyen arkadaşımız bana mesaj atabilir.

Selamlarımla

Dr. Enes BAŞAK

cool-background copy

Bir Umudu Olmalı İnsanın

Değerli dostum Alican Sofu​’nun eşsiz sesiyle sizleri şiir dinlemeye davet ediyorum…

Şiir: Bir Umudu Olmalı İnsanın
Seslendiren: Alican Sofu
Yazan: Enes Başak

.

.

Bir Umudu Olmalı İnsanın

Bir umudu olmalı insanın

Sevmeyi ve sevilmeyi derinlerine kadar yaşadığı bir kırkikindi yağmurunda ıslanmalı

Aklına her geldiğinde diline şükür dolanmalı mesela

Veya ne bileyim, bir mutlu edişinin ardından çocukça tebessüm etmeli sana

Tek kelime konuşmadan gözleriyle seni ne kadar çok sevdiğini anlatmalı…

Küçük tatlı kavgaları olmalı bir çocuğun ismi üzerine

Veya nasıl söyleyeyim evin duvarlarının rengi hakkında düşüncelerini söylemeli…

Bir limonata içerken bile muziplikleri olmalı mesela

Sorduğu soruya cevap vermeni beklemeden gülmeli ardından…

Adı aşk olarak hayatında olmalı

Ve bir ömür meşk olmak için sana ‘‘evet’’ demeli…

Bir fecir vakti gelmeli, ardından tüm hayatına güneşin doğması için…

Bir de gülistan diyarından gelmiş olmalı

Özü gül kadar güzel kokmalı

Veya ne bileyim bakışları kır çiçeği kadar seni aramalı…

En güzeli de şükrü tattırmalı

Ve sana Allah’ı hatırlatacak bir eş olmalı…

a (14) copy

TurkMSIC Ödül Töreni

Türk Tıp Öğrencileri Uluslararası Birliği’nin (TurkMSIC) 6 Şubat 2016 tarihinde İstanbul, Maltepe Üniversitesi’nde gerçekleştirmiş olduğu 2015 Yılının Enleri isimli ödül töreninde özel ödüle layık görüldüm. Yüzlerce tıp öğrencisinin yapmış olduğu oylama neticesinde bu ödüle layık görülmüş olmak beni çok mutlu etti. Daha nice güzel işleri hep birlikte yapmak ümidiyle… Beni bu ödüle layık gören değerli tıbbiyeli kardeşlerime ve bu organizasyonu gerçekleştiren TurkMSIC’a çok teşekkür ederim…

Dr. Enes BAŞAK

Ödül Törenindeki Konuşmam

5 copy

Ödül Töreninden Kareler

Bir Tutam Umut

Adı sanı duyulmamış hikâyeler ve gökyüzüne çizilen her kuşkanadında güneşi omuzlayan bir güç lazım bize. Her gün farklı bir coğrafyadan mazlumların sadası yükselirken el uzatmak lazım birbirimize. Düşenin halinden ancak düşen anlarmış. Yere düşerken dizini kanatan biri kadar kim bilebilir diz yarasını. Ya da yaşamadan önce hangi empati bir gerçekliği tam manasıyla vicdana yansıtabilir. Bu yüzden el uzatmak lazım, bir gün bizlerin de uzatılacak el arayabileceğini düşünerek…

Biraz da anonim olmak lazım bu hayatta… İyilikler duyuldukça bir başkasına ilham olur ve kelebek etkisi ile o iyilik katlanarak artar. Anonim olmakla kastım ise bu etkiye engel olmak değil. İyiliği, güzelliği öyle bir anlatalım ki iş bizden çıksın. Eğer adımız yaptığımız iyiliğin önüne geçerse sadece günübirlik bir kahraman oluruz. Ama öyle bir anlatalım ki iyilik bizim önümüze geçsin, adımız ikinci ve hatta üçüncü planda bile kendine yer bulamasın. Ve son olarak adımız anonimleşsin, asıl önemli olan ‘‘yardım etmek’’ ön plana çıksın. Böylece hem örnek davranışlar başkalarına fikir vererek rehber olur hem de enaniyet ve nefsimiz anonimleşir. İyilik özüne kavuşur…

Bir büyüğüm söylemişti: ‘‘Birilerine umut olurken tarih kitapları gibi olmak lazım’’ diye. ‘‘Ne ilgisi var ki’’ demiştim kendi kendime ama çok sonradan anlamıştım bunun ne kadar okkalı bir söz olduğunu. Günümüzde gerçekleşen önemli olaylar ancak 20-30 yıl sonra tarih kitaplarına geçer. Bu da demektir ki bugün yaşanan önemli bir hadise ancak yıllar sonra kitaplarda kendine yer bulacak. Büyüğümün söylemek istediği de tam olarak buydu. Bir insana umut olurken bunu öyle bir edayla yapmak gerekir ki onlarca yıl, belki de bir ömür adımızın anılmamasına razı olarak yapmak lazım. Unutulmayı göze alarak, hatırlanmamaya razı olarak yapmak lazım. Uçurtmalar yapmak lazım mesela, gökyüzünde nasıl süzüldüğünü görememeye razı olarak. Uçtuğunu bilmenin yeterliliğine razı olarak… Payımıza düşeni payımızdan bile saymayarak…

Hani kötü duygu ve düşünceler hakkında bahsederken hep derler ya ‘‘mahalle baskısı’’ diye, işte en çok bu durumun kötüye kullanımından şikâyetçiyim. Gelin biz bunu güzellikte kullanalım. Birimiz bir çocuğu güldürürken bir arkadaşımıza mahalle baskısı yaparak onun da bir başka çocuğu güldürmesine vesile olalım. Hiç durmayalım, asla yorulmayalım. Bir yetimin başını okşarken veya üşüyen minicik ellere eldiven olurken, bir başka masuma kalem, bir başka masumeye kitap olurken arkadaşlarımıza, dostlarımıza mahalle baskısı yapalım. Hayırhah olalım birbirimize. Bir çocuğun ağladığını görünce benim canım yanıyorsa tüm dostlarımın da canı yanmalı. Yanmalı ki birlikte sırtlanalım bu yükü. Çünkü ağır olan yük değil, az olan omuz omuza vermesi gereken hayırhahların azlığı. Bir anne gibi olmak lazım, iki aylık bebeğinin kıyafetlerinin yarısını bir yetim bebeğe gönderen… Ya da bir öğretmen olmak lazım, muhtaç bir çocuktan bahsedilirken çekinmeden ağlayan ve elinden geleni yapan… Altmış yaşında bir nine gibi olmak lazım, yaşına bakmadan öksüzler için bere ve çorap ören… Gelin mahalle baskısı yapalım birbirimize, her iyilikte, her güzellikte… Ve her çocuğun minik bir tebessümünde…

Hadi gelin ‘‘kardeşlik’’ adında yeni bir yemek deneyelim, tarifi bütün dillerde ve dinlerde aynı olan… Malzemelerimiz çok az; bir yetimin gözyaşları, yardımsever gönüller ve bir tutam umut… Önce yetimimizin gözyaşlarını dindirelim, sonra sıcak ellerimizle başını okşayalım. Ve son olarak da çocuğumuzun hayatına, ömrüne ve tebessümlerine bir tutam umut serpelim… Yayalı herkese, bu güzel tariften kimse mahrum kalmasın… Nefes alan her insan bu yemeği denesin… Ağlayan tek bir çocuk kalmayana dek… Bir yemek tarifi kadar sade olalım… Kelimeden öze geçerek hiçbir sebep aramadan kardeş olalım birbirimize… Ve her yetimi mutlu edelim, bir gün yetim olmadan önce…