Reçeteler Yayında!

Merhaba arkadaşlar,

Uzun zamandır üzerinde çalıştığımız Reçeteler isimli uygulamamız bugün yayınlandı.

İçerisinde 48 adet acil, 62 adet poliklinik reçetesi bulunuyor. Bu reçeteler, görev yaparken en çok karşılaşacağınız hastalıklara ait. Ayrıca bu uygulamada reçetelerde ilaçlar farmakolojik isimleri yani etken maddeleri ile veriliyor, ardından da o etken maddede piyasada üretilen tüm ilaçlar karşınıza çıkıyor. Örnek vermek gerekirse peptik ülser hastalığına ait reçetede bulunan lansoprazol etken maddesini içeren 22 farklı ilacın hepsine aynı anda ulaşabiliyorsunuz.

Arama özelliği sayesinde bulmak istediğiniz hastalığa kolayca ulaşabiliyorsunuz.

”Tüm İlaçlar” isimli oluşturduğumuz bir diğer bölümde ise uygulamada yer alan 116 adet etken maddenin tamamı alfabetik olarak sıralanıyor, bunun faydası ise aradığınız bir ilacı hemen bulabilecek olmanız.

Bir başka önemli özellik ise bu defa her reçetede sizleri yönlendirecek bilgilerin olması. Bu bilgiler, hastaya ne gibi sorular sormanız ve tanıda nasıl bir yol izlemeniz gerektiği konusunda size ipuçları veriyor.

Uygulamamızı bu defa ücretli yayınlıyoruz çünkü her gün artan uygulama tasarım masraflarının olması ve yaptığımız ücretsiz uygulamaların benzerlerini yaparak ücretli yayınlayan insanların olduğunu görünce ücretli yapmaya karar verdik.

Gelen maddi kazançların %20’sini ise 15 Temmuz darbe gecesinde vatanımız için mücadele ederek şehit ve gazi olan vatandaşlarımızın ailelerine bağışlayacağız. Kamu yararının da açık olduğu bu durum için desteklerinizi bekliyoruz.

Uygulamamızı paylaşarak, arkadaşlarınıza tavsiye ederek güzel sonuçlar almamıza yardımcı olabilirseniz çok sevinirim…

Selamlarımla,

Enes

Uygulamamızı buradan indirebilirsiniz: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.funcler.receteler

1

İntörn Hekim Mevzuatı

Bildiğiniz üzere tıp fakültesi son sınıf öğrencilerine ‘‘intörn hekim’’ denir. Bu, artık öğrencilikten çıkıp hekim olmanın ilk ve en önemli adımı. Peki bu adım toplum ve üniversitedeki hocalar, asistanlar ve diğer sağlık çalışanları arasında ne kadar dikkate alınıyor?

Son sınıfa gelen tıp öğrencisi biranda kendini nöbetlerin, poliklinik ve kliniklerin içerisinde bulur. Yeri gelir birlikte çalıştığı asistan tarafından ameliyata gider, yeri gelir poliklinikte reçete yazar.

Tıp eğitiminin en önemli yılı olan bu dönemde bir tıp öğrencisinin yapacağı en iyi elinden geldiğince fazla hasta ile iletişimde olmak ve mesleki bilgi ve becerisini en üst düzeye taşıyarak mezun olmaktır. Peki buna fakülte yönetimi ve hocalar tarafından ne kadar müsaade ediliyor, bu durum ne kadar destekleniyor?

Bir doktor olarak üzülerek söylüyorum ki ülkemizde ne yazık ki tıp eğitimi amacından çok mevcut pozisyona göre dizayn ediliyor ve doktorluktan önceki son adımında genç hekim adayları mesleki eğitimden ziyade daha farklı çalışmalarda da yer alındırılıyor.

Şüphe götürmez bir gerçek olarak söylüyorum ki intörn hekimin asli görevleri hasta bakmak, reçete yazmak, el becerisini ve tıbbi alet kullanımını geliştirmek, hastalık, muayene ve ilaç bilgisi yönünden eksik tüm yönlerini kapatmak olmalıdır çünkü sadece 1 yıl sonra halkımız o insana canını ve sağlığını emanet edecek.

Ancak güzel ülkemizde intörn hekimler, bu işler dışında hekimin asli görevi olmayan birçok işlerde çalıştırılıyor ve mesleki eğitim hak ettiği noktaya kavuşmuyor. Evet biraz önce saydığımız hasta bakmak gibi bölümlerde çalıştırılıyor, eğitim veriliyor hocalarımızın hakkını yemeyeyim ancak buna ayrılan süre ile birazdan sayacağım diğer işler ayrılan süre arasında dağlar kadar fark var.

İntörn hekime yaptırılan, bir hekimin asli görevi olmayan ve intörn hekimlik döneminde maalesef hasta bakmaktan çok daha fazla süreyle yaptırılan işler arasında şunlar yer alıyor; kan şekeri bakmak, kan almak, tansiyon ölçmek, sonda takmak, hastaların ev adresini yazmak gibi sekreterlik işleri yapmak, bebek kalp sesini dinlemek, pansuman yapmak ve daha niceleri…

Bunda ne var diyebilirsiniz ama işi tamamen anlattığımda farklı düşüneceksiniz. İntörn olduğum dönemde fakültemizden bir hocama: ‘‘neden bu kadar doktorun vazifesi olmayan işleri bize yaptırıyorsunuz hocam’’ demiştim. Bana: ‘‘bunları da öğrenin ki ilerde bilmediğiniz düşünülmesin’’ demişti. İyi de tüm bu işler birkaç kez yapıldığında öğrenilecek işler, bunları yüzlerce kez yapmaya gerek var mı?

Örneğin dâhiliye nöbetinde intörn hekim 24 saat boyunca onlarca kan şekeri bakar. Aşağılamak için demiyorum ama kan şekeri bakmak ve bunu kaydetmek hemşire arkadaşlarımızın görevi iken o intörn hekime sadece 1 günde yüzden fazla kan şekeri baktırmanın ne anlamı var?

Hastanın insülinini ayarlamak gibi hayati bir konu hakkında yeterince bilgi verilmezken neden kan şekeri baktırılır ki… İleride atandığında o intörn hekim kan şekerine bakmayacak, hemşire bakacak doktor olarak kendisi de şekerin durumuna göre tedavi verecek. Madem durum bu neden kan şekeri aldırmayı bırakıp tedavi üzerine daha fazla eğitim verilmez ki…

Veya tansiyon bakmak… İntörn hekime tüm servisteki hastaların tansiyonunu baktırmak sadece eziyettir. Bunun yerine acilde çalıştığı sırada hipertansiyona hangi ilaçlarla müdahale edeceği, hangi durumda sevk etmesi gerektiği gibi bilgiler verilmesi daha doğru olmaz mı?

Pansuman yapmak, sonda takmak, kan almak ve daha niceleri…

Evet bunları bir doktorun bilmesi gerekir bu yüzden öğretilsin ancak öğrendikten sonra yüzlerce kez yaptırılmasın.

Açık söylüyorum, maalesef tıp fakültelerinde intörn hekimler ucuz iş gücü olarak kullanılıyor. Çünkü bir intörn hekimin yaptığı işi ancak bir hemşire yapabilir. Hemşireye 2.500-3.500 TL arasında maaş vermek yerine intörn hekime 300-400 TL maaş vererek her işi ona yaptırmak hocalar ve hastane yönetimi tarafından daha kazançlı görülüyor.

Eğer bir intörn hekime hemşirelik vazifeleri yerine doktorluk yaptırılırsa geride kalan hemşirelik işleri için bir hemşire almak ve ona en az 2.500 TL maaş vermek gerekecek. Maddi açıdan bakılacak olursa intörn hekime yaptırmak daha cazip geliyor. Bir de 180 tane intörn hekimin olduğunu ve 180 x 2.500 TL miktarını 12 aylık hesaplayınca işin maddi boyutunun büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor.

Peki tek mesele bu maddi eksendeki yaklaşımlar mı olmalı?

İntörn hekim dediğimiz 1 yıl sonra doktor olacak. Senin, benim ve tüm vatandaşların canını emanet ettiği insanlar olacak. Onlara daha iyi bir eğitim vermek yerine onları ucuz iş gücü olarak kullanmanın genel perspektifte asla yararı olamaz.

Sağlık hizmetinin tam, eksiksiz ve doğru verilmesi adına intörn hekim eğitimi mutlaka ve en kısa sürede yeniden düzenlenmeli.

Bu amaçla yapılacak en doğru düzenlemelerden birinin ‘‘İntörn Hekim Mevzuatı’’ hazırlamak olduğunu düşünüyorum.

İntörn hekimlerin amaç ve görevleri hakkında yapılacak olan bir mevzuat, intörn hekimleri koruyacak ve hekimlik mesleği dışındaki asli olmayan görevlerini yapmak zorunda kalmayacaklar.

Bunun gerekliliği sağlık hizmetinin kutsallığından gelecek ve daha nitelikli doktorların yetişmesi böylece sağlanabilecek.

‘‘İntörn Hekim Mevzuatı’’ çalışmasını başlatarak katıldığım kongrelerde bu konudan bahsediyor ve hocaların, öğrencilerin görüşünü alıyorum. Yasal adımların atılması için de çalışmaları en kısa sürede başlatarak bu mevzuatın oluşması için elimden geleni yapacağım.

 Sizler de bu konunun haklılığı doğrultusunda görüş ve önerilerinizi ileterek intörn hekimlerin eğitiminin geliştirilmesine katkıda bulunabilirsiniz…

Selamlarımla,

Dr. Enes BAŞAK

YGS – LYS Koçluğu

Değerli arkadaşlar, birkaç gün önce başladığımız yeni bir programdan bahsetmek istiyorum. Bundan böyle instagram hesabımdan YGS – LYS – KPSS öğrencilerini sınav döneminde takip ediyorum. Öğrencilerimiz; motivasyon, çalışma programı ve var olan endişeleri hakkında sorularını instagramdan mesaj yoluyla iletebilir. Tüm mesajlara cevap veriyorum ve elimden geldiğince herkese yardımcı olmaya çalışıyorum. Yakınlarınıza, tanıdıklarınıza bahsederek onların da bu programdan faydalanmasını sağlayabilirsiniz. Ancak baştan söyleyeyim yaptığım çalışma programına 1 kez dahi uyulmazsa bir daha o öğrenciyle ilgilenmiyorum. Yardım almak isteyen öğrenciler ve kişiler www.instagram.com/drenesbasak isimli hesabımdan bana ulaşabilir…

a (3) copy

Ucuz Atlattık

Toplum psikolojisinden daha önceki darbeler henüz silinememişken 10 gün önce yine korku dolu günler yaşadık. Kim ne derse desin, her geçen gün darbe gecesine ait farklı şehirlerden yeni görüntüler çıktıkça Ucuz Atlattık diyesim geliyor.

Tüm siyasi fikirleri bir kenara bırakacak ve meseleyi millet ve devlet ekseninde irdeleyecek olursak kıl payı sıyrıldığımız vehim bir olayla karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz.

Her sokak başında askerlerin olduğu, insanların fikirlerine göre gruplara ayrılarak derdest edildiği günleri Ucuz Atlattık.

Toplu kıyımları, erkeklerin şerefini onları iç çamaşırına kadar soyarak kadınların önünde yığınların haline getirilmesini Ucuz Atlattık.

Sıkı yönetim mahkemelerini, verilen absürt kararlarla insanların hayatının karartılmasını Ucuz Atlattık.

Ülke olarak bilmem kaç 10 yıl geriye gitmeyi Ucuz Atlattık.

Meclisin lağvedilmesini ve tüm devlet yönetiminin askeri kontrollere geçmesini Ucuz Atlattık.

Sokakların bomboş olduğu, 78 milyonun dışarıya dahi çıkamadığı, yiyecek stoklarının tükenmesinin ardından insanların birbirine düşeceği kargaşa günlerini Ucuz Atlattık.

Yüzbinlerce insanın tutuklanmasını, sonucu belli göstermelik mahkemelerle hapislerin ve hatta idamların yaşanmasını Ucuz Atlattık.

Tüm banka hesaplarına el konularak halkın maddi birikimlerini kaybetmesini ve fakirleşmesini Ucuz Atlattık.

Her türlü basın ve yayın işlerinin yasaklanıp darbeyle birlikte ülkede meydana gelecek olumsuz ve aşırı uygulamalardan habersiz kalmayı Ucuz Atlattık.

Dış güçlerin başımıza üşüşmesini ve leş kargalarının dişlerini masum vatandaşlara geçirmesini Ucuz Atlattık.

Ve sayamadığım birçok şeyi Ucuz Atlattık.

Darbenin püskürtülmesi haddi zatında milletimizin ve darbeci hainlere iltimas ve yakınlık göstermeyen, onlara direnen asker ve polislerimizin ve böylesi bir günde birlik içerisinde olan tüm siyasi partilerimizin başarısıdır.

Bu başarı Milletin Zaferidir! Hani bugün parti ayrımı gözetmeksizin toplanan, mitingler yapan ve omuz omuza bayrağımızı taşıyan halkımız var ya işte onun zaferidir.

Birey olarak üzerimize düşen, demokrasiye atılan bu kalleşçe yumruğa karşılık vermek ve her zaman bu birlik ve beraberliği devam ettirmektir.

Biz, ayrım gözetmeksizin darbeye ve onun türevlerine cevap verdikçe onlar bir daha bu vatanın namusunu ve şerefini ayaklar altına almaya cesaret edemeyecekler.

Kahraman halkımıza ve şehitlik makamına yükselen vatandaşlarımıza selam olsun.

Gün birlik olma günüdür…

Gün, farklılık oluşturan tüm düşüncelerin aynı yumruğa can verip darbeyi susturma günüdür…

Dr. Enes BAŞAK

www.instagram.com/drenesbasak

23869

Pokemon Go!

Çizgi dünyasını renklendiren Pokemon çılgınlığı çıkan 6 Temmuz 2016 tarihinde çıkan yeni oyunuyla birlikte geçtiğimiz hafta yeniden başladı! Şuanda sadece Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerinde kullanıma açılan oyun, yakın tarihte tüm ülkelere gireceğe benziyor. Birçok konuda yenilikler getiren oyunu teknik ve sağlık açısından biraz inceleyelim.

Öncelikle sanal dünya ile gerçek hayatı birbirine entegre etmesi oyunu şimdiye kadarki diğer tüm oyunlardan öne çıkarıyor. Bu özelliği ile oyun severlerin büyük ilgisini toplaması bir yana kişiye arttırılmış gerçeklik sunuyor.

Arttırılmış Gerçeklik Nasıl Oluyor?

Oyundaki amacınız Pocket Monster denilen Pockemon karakterlerini toplama, onları geliştirmek ve diğer kullanıcılar ile savaş yapmak. Geleceğin oyun teknolojisi olan ve ”arttırılmış gerçeklik” denilen özelliği oyunu benzersiz kılıyor.

Oyun GPS destekli olarak oynanıyor ve Pokemon yakalamak için kişinin dışarı çıkması, sokak sokak gezmesi gerekiyor. Hemen her yerde Pokemon bulmak mümkün ancak Pokestop denilen kontrol noktalarında Pokemon bulma şansı çok daha yüksek.

Pokestop noktaları kalabalık cadde ve mekânlarda, kafelerde, parklarda bulunuyor. Küçük ara sokaklarda da Pokemon bulabilirsiniz ama bu noktalarda bulma şansınız daha fazla. Ayrıca Pokestop noktalarında bulunan Gym denilen salonlarda diğer kullanıcılar ile de savaş yapabiliyorsunuz. Kullanıcıyı dışarı çıkararak gerçek hayatta karakter bulmaya itmesi ile gerçeklik ön plana çıkıyor.

Sosyallik Açısından Pokemon Go!

Kişiyi bilgisayar başından kaldırıp sokaklarda dolaşmasını gerektirmesi ile Pokemon Go’nun sosyalliği arttırdığını söyleyebiliriz. Bunun en güzel örneği birkaç gün önce Sydney’de gerçekleşti. Sydney Opera Binasında toplanan 2.000 kişilik grup burada Pokemon avına çıktı. Binlerce insanı bir araya getirmesi ile sosyallik açısından faydalı olduğu söylenebilir.

Oyun ülkemizde Google Play ve IOS Store’da henüz yayında değil ancak apk dosyasını başka sitelerden yükleyen binlerce insan bu oyuna çoktan başladı bile! Ülkemizde Taksim, Kızılay, Gençlik Parkı gibi kalabalık mekânlarda toplanan gruplar Pokemon avına çıkıyor ve oyunun önümüzdeki dönemde nasıl bir çığır açacağının habercisi oluyor.

Sağlık Açısından

Bir doktor olarak oyunun benim açımdan en önemli özelliği ise gerçek hayatla entegre olmasının getirdiği kişiye yürüme zorunluluğu vermesi. Pokemon bulmak için dışarı çıkan kullanıcı bazen kilometrelerce yol kat ediyor. Hatta oyunda çıkan yumurtalar 2, 5 ya da 10 km kadar yürüme sonunda çatlayarak yeni Pokemon verdiği için bu yumurtalar için de birçok insan yürümek zorunda kalıyor.

Şimdiye kadar ki tüm telefon ve bilgisayar oyunları kullanıcıyı eve hapsediyordu. Oysaki Pokemon Go kullanıcıya dışarı çıkma, yürüme ve sonuç olarak dünyanın en ucuz sporu olan yürüyüş yapmayı sunuyor. Obezite ile mücadele açısından konuya bakacak olursak yakın zamanda birçok kişinin bu oyun sayesinde kilo verdiğine ve sağlıklı bir hayata kavuştuğuna şahit olacağız.

Sydney örneğindeki olayı düşünecek olursak daha önce hiç 2.000 kişinin toplanıp yürüyüş yaptığına şahit oldunuz mu? Ancak Pokemon Go bunu ilk haftasında başardı.

Yakın zamanda diyetisyenlerin hastalarına bu oyunu telefonlarına yükleyerek oynamalarını tavsiye ettiğine şahit olacağız. Yürüyüş ve spor yapmakta zorlanan hastalarına ”40 Pokemon bulana kadar yürüyüş yapın” gibi tavsiyelerde bulunmak hastalara eğlenerek spor yapma fırsatı sunması açısından çok güzel. Spor yapmakta güçlük çeken birçok kişi bu şekilde hem eğlenerek hem de spor yaparak fazla kilolarından ve obeziteden kurtulabilir.

Önümüzdeki dönem bu uygulamanın diyetisyenler tarafından hayata geçirilip geçirilmeyeceği konusunda bunu net bir şekilde göstereceğe benziyor.

Riskleri

Birçok oyunda olduğu gibi bu oyunda da maalesef bazı riskler var. Özellikle yürüyüş esnasında sürekli telefona bakılacak olması halinde dikkat eksikliği oluşabilir. Bu dikkat eksikliği sonucunda da trafik kazaları, gasp, kapkaç ve taciz olaylarında artış yaşanabilir.

Bu nedenle oyun ayarlarından titreşim ile bildirim açılmalı ve oyun bildirimleri bu şekilde takip edilmeli. Sürekli telefona bakılmamalı ve olumsuz sonuçların yaşanmaması açısından dikkatli olunmalı.

Dikkat eksikliği sonucunda yaşanan birkaç örneği anlatarak konunun ciddiyetini aktarmaya çalışayım.

Birkaç gün önce Meksika’da bir kullanıcı Pokemon yakalamaya çalışırken köprüden düşerek hayatını kaybetti.

Florida’da hava bültenleri canlı yayının sırasında bir spiker oyuna dalması sonucunda kamera önünden geçerek yayın akışının bozulmasına neden oldu.

Amerika’nın Alabama eyaletindeki Auburn kentinde araç kullanırken aynı zamanda Pokemon Go oynayan sürücü aracın kontrolünü kaybederek ağaca çarptı.

Yine Amerika’da Pokemon avına çıkan bir genç kız bir cesetle karşılaştı.

Bu haberlerden bazılarının yalan haber olabileceği unutulmamalı ancak oyun sırasındaki dikkat eksikliği sonucunda bunların tamamının yaşanabilecek olumsuzluklar olduğu aşikâr gerçeği de gözden çıkarılmamalı.

Önümüzdeki Günler

İlk 3 günde THY’nın 3 katı değeri olan 9 milyar dolar kazandıran Pokemon Go, önümüzdeki dönemin hem oyun olarak hem de yaşam tarzı olarak trendi olmaya aday. Daha birçok yeni özellikle kullanıcılarının karşısında olmaya hazırlanan Pokemon Go’yu obezite ile mücadele konusunda desteklemekle birlikte, dikkat eksikliğine mutlaka çok önem vermenizi rica ediyorum.

Sağlıklı bir hayat dilerim.

Dr. Enes BAŞAK

www.instagram.com/drenesbasak

www.facebook.com/enesbasak42

www.enesbasak.com.tr

pokemon-go-oyunu-940x470