Doktordan Mektubunuz Var

Merhaba güzel dostum. Yine araya mesafeler girdi, kilometreler binlerce adede ulaştı. Ne bağırsam sesim duyulur buradan, ne de kıssam seni görür gözlerim… Uzaklığı anlatan mesafelerin uzunluğu değil duyguların tercümanlığıydı ve ben bu lisana çok yabancıyım dostum, özür dilerim yeterince anlayamadım ki sana anlatabileyim… Bir bardak çay sohbetine ruhum demlenir şimdi. En güzel kavgamızdı oysa; senin çayı sevmeyişin, benimse çayı kana kana içişim… Huzurun sana komşuluğuydu anlaşılan, senden uzaktayken huzura da uzak oluşum…

Hatırlar mısın dostum sana lise yıllarımı anlatırdım, zor geçen sınav maceralarımı. Bir türlü bitmeyen o yarışı anlatırdım. Doktor olacağım derdim küçük yaşlardan itibaren ve bir gün sınav sonucum açıklanınca hayallerime ulaştıran Allah’a şükürlerimi iletiyordum gözyaşlarımla… Üniversite hayatı çok yorucuydu benim için. Zor olan dersler değildi, onlar elbette zordu ama asıl zor olan bir gün bizi de buluşturan duygusal travmalarımdı. Bir şiirimde buluşmuştuk, sen sesinle ben ise sözlerimle… Sonrası malum zaten dostum, sınavlar, dertler, tasalar derken bir gün alıverdim diplomayı içimde hizmet etme aşkıyla…

Doktorluk kutsal bir meslektir, insan hayatının söz konusu olduğu yerde bütün patavatsız duygu ve düşünceler daha fazla belli eder gereksizliğini. Milliyet, din ve lisan her şeyden ötedir. Hizmet aşkı her şeyden yücedir. Duygu ve düşüncem insanlığa hizmet etmekti, bu sebeple de bazı arkadaşlarım büyükşehirleri veya sessiz sakin olan iç anadolu bölgesini tercih ederken ben memleketimin en ücra köşesine gittim. Bütün uyarılara rağmen ”mesele hizmet, mesele insanlık” diyerek Şırnak’ın yolunu tuttum… Sen İzmir’den bana el sallarken dostum ben Silopi’nin bağrına doğru yola çıktım…

Günler geçti dostum, aylar geçti, sensiz geçen günleri hüzne boyadılar yine…

Vatan millet Sakarya misali çalışıyoruz burada. Her gün evden çıkarken gün içinde yine ne olacak diye düşünerek çıkıyoruz. Acaba yine eylem olacak mı diye düşünüyoruz. Hani sana daha önceden de bahsetmiştim, burada eylem olunca kapanır tüm kepenkler. İstisna olmaz, her yer kapanır ve yemek yiyecek bir yer bulamayız. Geçen gün de bulamamıştım ve acil servise gidip ricada bulunmuştum: ”eylem sebebiyle ilçede açık tek bir yer yok, sizin yemekhanenizden yemek yiyebilir miyim”…

Bize tıp fakültesinde öğretmemişlerdi limonun biber gazına iyi geldiğini. İlk tattığımda ne oluyor diye düşünürken boğazım ve gözlerimin yanmasından nefessiz kalmıştım. Spot eşya satan bir dükkandan eşya bakıyordum ve anlaşılmadık bir şekilde yanıyordu gözlerim. İçerdekiler bana gülerek: ”alışırsın” diyordu. Alıştım dostum… Bir sabah vakti sokakta yürürken birden bir çocuk zırhlı bir polis aracına taş attı ve polisler halkın arasına biber gazı attı. Biber gazı tam önüme düştü, ben ne olduğunu anlamaya çalışırken koca bir biber gazı yığınının içinden geçtim farkında olmayarak. Hemen bir berbere attım kendimi ve yüzümü yıkamaya başladım. Kendime gelemedim uzunca bir süre ve dostum genzim hala yanıyor…

Bir cuma vakti, abdestimi alıp tarif edilen en yakın camiye doğru yürümeye başladım. Yol üzerinde zırhlı bir polis aracı köşede bekliyordu. Arkasından geçip sokağı dönecekken 12-15 yaşlarında birkaç çocuk aracı taşlamaya başladı. Yüzümü koruyarak geçip gittim ama ayağıma isabet eden taşa engel olamadım. Sekerek yürüdüm yolun geri kalanını ve şükürler ilettim Allah’a başıma isabet etmeyen taşlar için…

Burada devlet denetimi biraz gevşektir, bu sebeple gayri resmi bir şekilde çalışan bazı doktorlar var burada. Bu doktorların reçetelerini yazmıyor, iğne ve serumlarını da yapmıyorum dostum. Bir gün bir adam geldi, geçen hafta o doktordan getirilen bir serumu yapmadığım için bana hakaretler yağdırmaya ve beni ölümle tehdit etmeye başladı. Ben oraya hizmet etmek için gitmiş bir doktor olmama rağmen yasak bir şekilde çalışan bir doktorun serumunu yapmadığım için ölümle tehdit ediliyordum. Adam gitti ve birkaç saat sonra bir telefon geldi bana. Arayan kişi görev yaptığım köyde bulunan askeri karakolun komutanıydı ve bana: ”şu kişinin serumunun yapılmasında bir sorun olmuş, bilgi alabilir miyim hocam” diyerek açıkça benden hesap soruyordu. Komutana kendisinin beni denetlemekle görevli bir kurum olmadığını ve ailenin bu şikayeti ilçe sağlık müdürlüğüne yapması gerektiğini söyleyip ardından durumu anlattım. Gelen serumun yasak çalışan bir doktordan olduğunu anlayan komutan mahcup bir şekilde telefonu kapattı. Asıl sorunsa o adamın lafına bakıp bir komutan doktoru ne için arıyordu ki? Aynı adam ertesi gün beni silahlı sivil yapılanmaların ortasına atmakla ve açıkça ölümle tehdit etti. Senin için toparlayayım dostum; insanlığa hizmet diyerek oralara giden bir doktorum ben, devlet denetimlerinin olmadığı bir yerdeyim, basit bir serum olayı yüzünden aynı kişi tarafından hem komutana hem de silahlı sivil yapılanmaya şikayet ediliyorum. Can güvenliğimi sorma sakın dostum, devlet baba bana bakamaz burada…

Son dönemlerde artan terör olaylarıyla Silopi sürekli adından söz ettiren bir yer oldu. Dostum sen ve senin gibi dostlarımın, ailemin beni arayarak ”televizyondan izliyoruz orada olay varmış” dediği zamanlarda ben penceremden izliyorum o olayları ve yakıyorum gözlerimi 300 metre ilerden gelen biber gazıyla… Artık can güvenliğimiz kalmadı buralarda… Taş ve molotof artık yerini silaha ve bombaya bıraktı. Kepenkler daha sık kapanır oldu. Ve sokaklar her zamankinden daha fazla biber gazı kokmaya başladı.

Benim köy sevilmiyor burada dostum. Siyasi fikri Şırnak’ın geriye kalan tüm yerlerine göre çok ama çok farklı. Bu sebeple sevilmiyor benim köyüm. Artık sürekli telefonlar alıyorum. Bir hastayı muayene ettiğim sırada köyden çıkıp gitmemi salık eden insanlar geliyor. Sebebini soruyorum, aldığım tek cevap var: ”eylem var”. Geçen gün aşı yapıyorum dostum, saat daha 14:40 ve bir telefon geliyor yine: ”hocam hemen çıkıp gidin köyden, eğer şimdi köyden ayrılmazsanız gece yarısına kadar köyden çıkamazsınız”’. Çıkıp gidiyorum öylece dostum. Artık olaylar bana vurur oldu, köy yolum sürekli kapatılır oldu. Ben hizmet etme aşkıyla yandıkça yollarım kapatıldı, gitmeye mecbur bırakıldım… Ve gittim dostum… Gittim…

Ben dostum, arkadaşlarımdan farklı olarak ilk tercihine Silopi yazan ben, hizmet aşkıyla buralara gelen ben… Ne yediğim biber gazından, ne aç kaldığım günlerden, ne saatlerce kesilen elektrikten, ne ayağıma ve vücuduma yediğim taşlardan gocunmuyorum. Ben buradan gitmek zorunda bırakılmaktan gocunuyorum, köyümün yolunun kapatılmasından, basit bir olayla alakasız yerlere şikayet edilmekten, beş köyümün bebeklerine aşılarını yapamamaktan gocunuyorum. Çünkü dostum ben hizmet edemiyorum, canımın söz konusu olduğunu söyleyen aileme ve sizlere karşı ağzımı açıp ”hizmet edeceğim” diye bağıramıyorum, çünkü dostum ben artık hizmet edemiyorum…

Hani başta da dedim ya devlet denetimleri burada biraz gevşek diye. Aslında bizim sağlık politikamızdaki problemler buna sebep oluyor. Seçimlerden önce hatırlıyorum bir canlı yayında bir doktora şiddet olayı sayın Müezzinoğlu anlatılıyor. Olayı anlatan Nuri Elibol (ki bu kişi milletvekili adayıydı) bir doktora şiddet olayıyla ilgili: ”birini daha halletmişler” diyordu ve Müezzinoğlu bu ifadeye tebessüm ederek karşılık veriyordu. Senin doktorun hastanede şiddet görüyor ve bu olayla ilgili ”birini daha halletmişler” deniliyor ama sen ağzını açıp ”terbiyeni takın, insana şiddet için bu ifade kullanılamaz” diyerek doktorunu savunmak yerine tek kelime etmeyip tebessüm ediyorsun. Ve ardından yaptığın konuşma ile de sağlıkta şiddeti normalleştirmeye çalışıyorsun. Sağlık sisteminin buralarda iyi olmasını ben de beklemiyorum dostum. O beni tehdit eden adamlar bir gün gelip bana da şiddet uygular veya beni de öldürürlerse şaşma sakın, amacım sadece bakanıma biraz daha tebessüm ettirmek olacak…

Telefonlar geliyor dostum çok fazla yazacak vaktim yok şuanda. Bu defa farklı amaçlarla geliyor telefonlar, geri dönmemi isteyen insanlar arıyor. Misafir ederek beni koruyacağına söz veren insanlar arıyor. Gidemiyorum dostum, can güvenliğim olmadan gitme demişti sevenlerim, ailem ve sen… Gidemiyorum dostum ama aklım orada… Aklım oradan ayrılırken bana el sallayan çocuklarda… Aklım kucağında bebeğiyle beni bekleyeceğini söyleyerek ağlayan bir annede: ”bizim ne suçumuz var hocam…” Senin bir suçun yok ki…

Belki bir gün tekrar düzelir buralar ve ben hizmet etmek için geri dönebilirim…

Dr Enes Başak

www.enesbasak.com.tr

KİTAP SİPARİŞİ

Değerli arkadaşlar; bu sayfada satın alacağınız her kitap sizlere imzalı olarak gönderilecektir. Lütfen verdiğim bilgiler ışığında siparişlerinizi gerçekleştiriniz.

Satın almak istediğiniz kitap için aşağıda belirttiğim hesaba kitap ücretini havale olarak gönderdikten sonra ”makbuzun okunaklı fotoğrafını, kitabın gönderileceği adresi, iletişim bilgisini ve kitabın kimin adına imzalanacağını” yazarak aşağıya eklediğim mail veya facebook hesabı ile bana gönderiniz. Kitabınız 3 gün içerisinde kargoya verilip gönderilecektir. Kargo alıcıya ait olup, size vereceğimiz kargo takip numarası ile kargonuzu takip edebileceksiniz. Alacağınız herhangi bir kitabın ücretini göndermeden önce kitabın stokta olup olmadığı konusunda mail atarak bilgi alınız ve ardından ücreti yatırınız.

hastanede-bir-gariplik-var

Kitap Adı: Hastanede Bir Gariplik Var

Kitap Ücreti: 10 TL

İletişim: enesbasak42@hotmail.com, http://www.facebook.com/enesbasak42

Ücretin Ödeneceği Hesap Bilgisi:

Hesap Sahibi: Aslı Başak

Banka: Ziraat Bankası

İBAN No: TR 54000-10000-21586-9956-55002

Hesap Numarası: 5282-0800-0676-3700

.

.

Hüzne Komşu Ön

Kitap Adı: Genç Kalemler Antolojisi 4

Kitap Ücreti: 10 TL

İletişim: enesbasak42@hotmail.com, http://www.facebook.com/enesbasak42

Ücretin Ödeneceği Hesap Bilgisi:

Hesap Sahibi: Aslı Başak

Banka: Ziraat Bankası

İBAN No: TR 54000-10000-21586-9956-55002

Hesap Numarası: 5282-0800-0676-3700

.

.

4

Kitap Adı: Genç Kalemler Antolojisi 3

Kitap Ücreti: 10 TL

İletişim: enesbasak42@hotmail.com, http://www.facebook.com/enesbasak42

Ücretin Ödeneceği Hesap Bilgisi:

Hesap Sahibi: Aslı Başak

Banka: Ziraat Bankası

İBAN No: TR 54000-10000-21586-9956-55002

Hesap Numarası: 5282-0800-0676-3700

.

.

9786055065430

Kitap Adı: Genç Kalemler Antolojisi 1

Kitap Ücreti: 10 TL

İletişim: enesbasak42@hotmail.com, http://www.facebook.com/enesbasak42

Ücretin Ödeneceği Hesap Bilgisi:

Hesap Sahibi: Aslı Başak

Banka: Ziraat Bankası

İBAN No: TR 54000-10000-21586-9956-55002

Hesap Numarası: 5282-0800-0676-3700

Aşk Doğaçlama Yaşanır

Aşk doğaçlama yaşanır, gelişigüzel demek istemiyorum. Sadece plansız, kuralsız ve ani demek istiyorum. Ölüme ait son nefesin hangisi olacağı gibi. Nerede, ne zaman, kiminle ve ne şekilde olduğunun bilinmezliği kadar trajik ama asla komik değil. Her gün onlarca insanın yanından geçerken hangi şehirde, bilmem hangi ‘‘… efendi sokağı’’nda, kimin gözlerinden cennet kafiyesinin devşirileceği bir şiir geleceğini bilmeden. Aşk plansızdır ve belki de plansız olduğu için bu kadar anlamlıdır.

İlk görüşte aşk veya zamanla bir çift gözün aşkı sembolize etmesi. Ne şekilde olursa olsun kuralsız olduğu için değerlidir aşk. Zamansızdır. Kuralsızdır. Öyle fizik – kimya deneylerine veya matematik denklemlerine benzemez. Ben bilirim mesela suyun 100 derecede kaynadığını ama İsviçreli bilim adamları bile bilmez aşkın kaynama derecesini. Hidrojen ve oksijenden su oluşur ama Sen ve Kim’den aşk oluşur bil(e)mezsin. Ama Sen ve Ben’den öyle bir aşk oluşur ki kimya bile kıskanır bizi. Ekvatoru herkes bilir ama kimse bilmez hangi enlemdeki birine bir gün ‘‘biz’’ diyeceğini. Ki zaten ben de pek anlamam öyle coğrafyadan. Aşk kuralsızdır. Belki de kurallardan bu kadar uzak olduğu için üniversiteyi bitirene kadar okusan bile herhangi bir dönemde anlatılmaz sana aşk, hiçbir zaman alınmaz müfredata. Ama alınsaydı eminim en kazık soruları ÖSYM oradan sorardı. Çünkü cahildik o konuda. Aslında en çok o konuda…

Biz aşkı anlatılmakla, dinlemekle değil yaşayarak öğrendik. Kuralsız öğrendik. Tamamen doğaçlama öğrendik. Ben bilebilir miydim bakarken utanacağım gözlerin sana ait olacağını. O gözlerin sen’de yaşadığını. Aşk doğaçlama yaşanır. X + Y denklemlerine sakın girmeyin. Matematikte 1 + 1 işlemi 2 sonucunu verebilir ama aşkta 1 + 1 yine 1 eder. Aşkta bu işlemin sonucu her zaman 1 eder. Çünkü aşk tek ruh, tek beden olmaktan geçer. Bizden iki olmaz, biz ancak bir’iz ve bu yüzden Bir olandan birbirimize armağan edilmişiz.

Aşk zamansızdır. Kolundaki saatte bir sürü sayı ve kadran vardır ama hangi sayıda hangi açıda kadranlar kesiştiğinde bir aşk doğacağını ve kendini bir başkasına katarak yaşayacağını bilemezsin. Bilmem kaç takvim yaprağı yırttın ama sırf o aşkı bulduğun günü unutmamak adına hangi yaprağı kopardıktan sonra bilmediğin bir fotoğrafla birlikte cüzdanında saklayacağını bilemezsin. Cüzdanında sakladığın arkadaşlarının fotoğraflarını çıkarıp kalbindeki gibi onların da yerini kimin alacağını bilemezsin.

Plan yapmayı bırak eğer aşkı arıyorsan. Nehirdeki su gibi ol, ondan bir parça ol ama onun sana ait olan toprağa ulaştırması için seni taşımasına izin ver. Bırak kendini zamanın kollarına ve aradığın aşksa onu plan yapmaktan uzak tut. Elbet kaderin kadrinde ulaşmak varsa bir gönüle sen plan yapmasan da her gün ona yol alırsın zaten. Aşka kavuştuğun günü ezbere bilme, boş ver yıldönümünü filan, ona kavuşmandan önceki günleri ezberle. Aşksız geçen, onsuz geçen günlerin için hayıflan, ‘‘ben sana plan yapmadım adın aşk olsun diye, ama daha erken gelemez miydin’’ diye serzenişte bulun. Ama sakın uzatma bunu, onsuz geçen günlerin boyasını onunla birlikte olacağın günler çoktan değiştirmeye başlar. Sen yeter ki onda ol, aşk ol. Biraz değil aşk adına ‘‘çok’’ ol.

Aşkı bekle. Öyle bir bekle ki ‘‘beklemek’’ sıkılsın beklemekten ve kendisi kalkıp yol alsın, ulaştırsın seni aşka. Öyle bir bekle ki kavuşmanın hakkını versin aşk. Aşkı kuralsız yaşa. Plandan çok uzak ama sabra çok yakın. Öyle yaşa. Öylesine. Sebep aramadan, aşka isim olacak sevgiliyi bulana dek. Bekle ve öyle gör ait olacağın soyadını. Ya da adını sana katacak olan aşkı…

Boşuna sorma ey çocuk ‘‘neredesin’’ diye… Aşkı bekle… O çoktan sana yol almaya başladı bile…

Yakında çıkarmayı planladığım ‘‘Aşk Doğaçlama Yaşanır’’ isimli kitabımdan.

Dr Enes Başak

23.01.2015